Yargı “Er Meydanı’nın Yitik Pehlivanları

0
182

Hasan DURSUN

Yargı mensuplarının (hukukçuların) ekonomik, sosyal, siyasal olaylara ve yargının sorunlarına dair görüşlerini belirttikleri, gerek gerçek ve gerekse sanal âlemde var olan çeşitli “er meydanları” vardır. Her bir hukukçumuz zaman zaman bu meydana çıkar, hünerlerini sergilerler.

Bir hukuk adamı olarak benim de, 2002 yılından bu güne kadar, zaman zaman çeşitli “er meydanlarında” güreş tutmuşluğum olduğu gibi; sahadaki müsabakalara yorumlarımla iştirak edip lehe ve aleyhe tezahüratlar yaptığım, gördüğüm kimi güzel hareketlere seyirci tribününden ellerim kızarırcasına alkış çalmışlığım da vakidir.

 Bu güne kadar sayısız “pehlivan” davul ve zurna eşliğinde, “zembil”lerinde taşıdıkları veya taşıttıkları “kıspet”lerini giyerek “yağlanma”larını müteakip “peşrevçekmiş, “cazgırların” abartılı anlatımları ve takdimleriyle, “altın kemeri” kazanma ve “başpehlivan” olmak adına er meydanına çıkıp mücadele etmiştir.  

Meydanda arz-ı endam edenlerden çok az bir kısmı, hakikaten “altın kemeri” almak için yağlanarak mücadeleye iştirak etmiştir; büyük çoğunluğu, sadece seyircilere gözükmek, evladü iyallerine “er meydanında bende vardım, mücadelelere ben de iştirak ettim, fakat kazanamadım” deyip, belgelemek adına kazananlarla selfi çektirmek için meydanda tezahür etmişler; ancak asıl müsabakalar başladığında bir anda, gerek gerçek pehlivanların “peşrevlerinden” ürküp korkarak ve gerekse “ağa”ların ikaz ve ithamlarına dayanamayarak alandan bir anda yok olmuşlardır. Ancak bu “pehlivan namzetleri” tertip edilen her müsabakada, alışkanlıklarının bir gereği olsa gerek, utanmadan ve arlanmadan bu davranışlarını tekrar edegelmişlerdir.

Yargı mensuplarının uğrak yeri olan er meydanlarının arşiv kayıtları ve müzeleri incelendiğinde, başpehlivanlığı bileğinin gücüyle hak eden güreşçilerin isimlerinin yer aldığı ve altın kemerlerini gururla ve kıvançla kuşandıkları görülebileceği gibi; meydanda kaçak güreşenlere, alandan kaçanlara, müsabaka sırasında hile yapanlara ait kayıtlara da rast gelmek mümkündür.

Nice pehlivan namzedi var ki, müsabaka öncesindeki peşrevinde, “Yargının Bağımsızlığı”, “Hâkimlik Teminatı”, “Hukukun Temel İlkeleri”, “Hukuk Güvenliği”, “Temel Hak ve Özgürlükleri Savunma ve Bunlara Saygı Duyma” gibi söylemleri kullanmış; bunlarla haksız ve hukuksuz zeminde bulunan kişilere gözdağı vermeye çalışmışlardır. Ancak müsabaka daha başlar başlamaz dediklerini unutup, müsabakanın kural ve teamüllerine aykırı olarak, rakibinin milliyetine, cinsiyetine, etnik yapısı ve ahlaki yatkınlığına, inancına, mensup olduğu dernek ve gruplara saldırarak “kaçak güreşme”ye çalışmıştır.

Genel tablo bu iken, rakibinin saha dışında kalan kimliğine bakmaksızın hakkıyla güreşen ve rakiplerini yenerek “altın kemer” sahibi olan yiğitlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur.

Önceki dönemlere ait haksız ve adaletsiz uygulamalara, yapılan zulümlere karşı “güreş tutan”ların, tüm benliğiyle bunlarla mücadele edenlerin; zalim ve mağdur kimlik ve/ya sıfatları değiştiğinde, benzer uygulamalara karşı sessiz kalmaları, yapılanlara çoğu kez doğrudan veya dolaylı iştirak etmeleri, kazandıkları pehlivanlık unvanlarının geri alınmasına ve hatta güreşçi lisanslarının iptaline neden olabilecek ağırlıkta bir kusurdur. Zamanı geldiğinde bunlar er meydanına çıkmaktan ilelebet men edilecek; müzelerin ilgili bölümlerine, gelecek nesillere ibret olsun ve onlar tarafından lanetlensinler diye heykelleri dikilecek ve buralarda ibretlik eserleri sergilenecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here