MÜLTECİLİĞİN ATİNA DURAĞINDA BASKETBOL MOLASI (Yol Hikayemden)

MÜLTECİLİĞİN ATİNA DURAĞINDA BASKETBOL MOLASI  (Yol Hikayemden)

Mültecilik; bir yanıyla “ezelden mülteci kaderim” dir, bir yanıyla kabına sığamamak ve kendini hiçbir yere ait hissedememek” dir. Yaratılışından itibaren sonsuz ihtiyaçlar girdabında bocalayan insanoğlu, dünyada var olma savaşındaki en önemli ihtiyaçlarından olan,”barınma ve özgürlük” ten mahrum bırakılınca dünyaya sığamaz olur! Çünkü “ekmeksiz yaşarız ama hürriyetsiz asla”. Özgürlüğün ve hürriyetin olmadığı her yer yabancı, her yan tehditkar ve netamelidir! Tehditleri ve netameleri minimize etmenin yolu, bir taraftan burnumuzun kemiği sıla duygusuyla sızlasa da, önceki olağan yaşamımıza dair doneler verebilmek, alışkanlıklarımızı hatırlatabilmektir

Doğduğu ve yaşamının bir kısmını geçirdiği topraklardan, ana/ata yurdundan, isteği dışında ayrılmak zorunda kalan potansiyel sığınmacı, kendine yeni sığınılacak yurt ararken bir an evvel olağan yaşam aktivitelerinin terapik etkisine kavuşmak ister.  Olağan yaşam aktivitelerinin başında da, hele sığınmacı olarak ailenizle beraber yollara düştüyseniz, yanınızda çocuklar varsa, elbette spor gelir.

Bulunduğunuz ülkede, şehirde mola verirken hayatın içine giriyor olmanız, çocuklarınızın sanki hiçbir şey değişmemiş ve ülkesindeki mahalle okulunun bahçesinde spor yapmaya devam ediyormuşçasına sportif faaliyete katılıyor olması hem o sığınmacı çocuk hem de aile için kısa süreliğine de olsa “Alice Harikalar Diyarında” hissi doğurabiliyor. Çocukların da çoğu kez yaşamı algılama biçimi böyle değil midir? Hep bir harikalar diyarında bulunma, gerçek dünyanın acı, gözyaşı, ayrılık, hasret rüzgârlarından uzak olma isteği.

İşte bu duygu ve düşüncelerle Yol Hikâyelerine Türkiye’den başlayan çocukların bolca bulunduğu yer olan Atina şehri, dünyanın çok önemli birkaç atletizm ve basketbol şehrinden biridir. Bu özelliğini 2020 yılı sonlarında Atina’ya geldiğimde, önceden iyi bir basketbol izleyicisi, amatör oyuncu olarak biliyordum. Geldiğim tarihte Atina, dünyanın Covid-19’a bağlı kısıtlamaların yoğun olarak yaşandığı bir başkentti. Sonrasında tam kapanmayla beraber Atina kâbus dolu günleri yaşar oldu. Atina’ya Türkiye’den gelen mülteciler, aileleriyle beraber bir yandan barınma elverişsizliğiyle baş etmeye çalışırken, diğer yandan Covid sebebiyle başka ülkelere gitme şansının azalmasıyla Klostrofobik bir gerilim filminin içinde kendilerini buldular. Daha da fenası, çocuklu aileler, çocuklarının can sıkıntısını gideremeyen, şikâyetlerine cevap veremeyen bir durumla baş başa kaldılar. 5 yaşından 17 yaşına kadar pek çok yaştaki yaklaşık 600 çocuk eve kapanmış, hareketsiz olarak belirsiz bir zamanda kendisine ve ailesine yeni yurt kapılarının açılmasını bekliyordu!

J.Chistopher Garange romanlarında rastlanabilecek bu psikolojik ve fiziksel gerilim atmosferinde sevgili dostum ve meslektaşım Oğuz Kaan beye, Atina’da yapmaktan keyif aldığımız ve sevdiğimiz sporu, basketbolu mülteci çocuklarına kurs açarak onlarla beraber oynama fikrini açtım. O dünden razıydı ve benzeri düşünceler O’nda da mevcutmuş. Atina’nın en güzel insanlarından Mürsel Bey’in organizasyon yeteneği ile haber muhataplarına duyurulunca tahminlerimizin çok ötesinde bir rağbet oldu. İlk hafta 25 çocukla başladığımız proje geometrik katlamalarla bir ara 113’ü buldu. Çocuklar adeta, esaretten hürriyete adım atan mutlu “Kelebek/Papilion”ler gibiydiler. Beraber geçirdiğimiz 2 saat onlara yetmiyor, antrenman sonuna kalıyorlar ve bir daha, bir daha basket maçı yapmak istiyorlardı. Akşam karanlığına doğru aileleri ancak alıp götürebiliyordu. Harika bir atmosfer yakalamıştık.  23 Mart 2021 tarihinde başladığımız bu basketbol etkinliği, çığ gibi büyüyordu. Çocuklar, aileler inanılmaz mutluydu. Kimileri yanımıza gelip sarılıyor, bizi Türkiye’deki babasının, amcasının yerine koyuyor, anneleri geliyor “oğlum sabah buraya gelmek için öyle sabırsızlanıyor ki, uzun süredir onu buraya geldiği zamanlardaki gibi mutlu görmemiştim” diyordu. Dua edenler, teşekkür edenler… Atina, Atina olalı böylesine bir mülteci sportif faaliyetine sahne olmamıştı. Haftada iki, bazen üç gün Dafni’de, açık basketbol sahasında (Covid sebebiyle salona izin yoktu) basketbol antrenmanı yapıyor, antrenman sonunda her yaştan çocuklarla, bazen babalarıyla, bazen de Yunanlıların katılımıyla karma maçlar yapıyorduk.

Dafni’deki bu etkinliğimizi renklendirmek, unutulmaz bir hatıra haline getirmek, cıvıl cıvıl çocuklarımızı az da olsa sevindirmek için, bulduğumuz sponsorlarla onlara, Atina’nın (Yunanistan’ın) renklerini (mavi-beyaz) taşıyan formalar hediye etmek istedik. Çözüm insanı kardeşim Fazıl beyin katkısıyla İstanbul/Yalova’da diktirilen formalarımız gelip bu “Kelebekler” e dağıtıldığındaki sevinci, mutluluğu unutamam. Yazı kenarındaki resimlerde o formayı taşıyan Kelebeklerimizi görüyorsunuz. O formaları giyerek kursumuza gelen çocuklarımızı gören Yunanlı basketbol severler yanımıza gelip meseleyi öğrenmek istiyorlardı. Oğuz bey, iyi İngilizcesi ile onlara çocukların kimilerinin anne-babalarının hapiste, kimilerinin sadece babalarının hapiste olduğunu ve Türkiye’deki zulümden kaçmak zorunda kaldıklarını anlatıyordu. Onlar da bu dramatik olay sebebiyle hüzünleniyor, ne yapabileceklerini düşünüyor, içlerinden sevgili Niko dostumuz gibi evinden basketbol, futbol toplarını aracıyla getirip çocuklarımıza hediye edenler çıkıyordu.

Bu mütevazı faaliyetimiz Atina’da mülteci haberlerini yapan Bold Medya tarafından duyuldu ve haberleştirildi:

Bunun üzerine ünlü İnsan Hakları Aktivisti ve NBA’de basketbol oyuncusu Enes Kanter etkinlikten haberdar oldu ve haber konusundaki jesti yaptı. Bu teklif bugüne kadar realize edilemedi ama o tarihte çocuklara bu konuyu anlattığımızda inanılmaz heyecanlanmışlardı. Umarım bir gün bir yerde o çocuklarla Enes Kanter buluşur ve maçlarını yaparlar:)

Oğuz beyle beraber, Türkiye’den gelen mülteci ailelerin çocuklarına yönelik başlattığımız bu sportif faaliyeti tüm dünya çocuklarına yönelik yapma fikrini Atina’nın en iyiliksever ve becerikli avukatı Athimos Sideris’e açtık. Müthiş bir fikir olduğunu, bu fikrin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nde bile karşılık bulabileceğini ifade etti, heyecanlandı. Fikrin Atina’da realizesi için Panathinakos basketbol kulübü avukatıyla görüşme yapmamızı sağladı. Kulüp avukatı bize, bunun mümkün olması ve Panathinakos’un bize destek verebilmesi için bir dernek veya spor kulübü olarak teşkilatlanmamız gerektiğini söyledi. Mağdurların kurduğu bir dernek vardı ve bu derneğin böylesi bir spor faaliyetini amaçları arasına alması pek mümkündü. Ama burada sözünü etmek istemediğim bazı nedenlerle bir türlü bu mümkün olamadı.

Oğuz beyle benim Atina maceram Temmuz 2021’de bitince, basketbol kursumuz da haliyle sona erdi. Şimdilerde bunu devam ettiren var mı bilmiyorum. Almanya ülkesine iltica etmiş kişiler olarak Oğuz beyle hala hayalimiz, bulunduğumuz ülke ve şehirlerde bunu gerçekleştirebilmek.

Hatırlayanlar olacaktır, Marx ve Engels 1848’de meşhur komünist manifestoyu yazarken “Dünyanın bütün işçileri birleşin” sloganını bulmuştu. Şimdi ben, yaşadığım bu tecrübeden yola çıkarak diyorum ki “dünyanın bütün mültecileri sporla birleşin”

Bu güzel hikâyenin ana kahramanı olan ve 4 aylığına Atina/Dafni’yi güzelleştiren o harika çocuklar nerede mi? Kimisi kurs devam ederken, kimi de kurs bittikten sonraki yaz aylarında, adları hafızamızda Hasanlar, Akifler, Haticeler, Muratlar, Keremler, Mehmetler, Bahadırlar, Seviller, Dilaralar, Arzular… olarak kalırken Batı’ya göç ettiler. Kim bilir siz de yeterince Kelebek sever olursanız bulunduğunuz ülkenin sokağında, caddesinde, o formaları giymiş bir çocuğumuza rastlayabilirsiniz!:))

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir