• Haziran 18, 2022
  • 2 Comments

DENİZLİ CEZAEVİ İDARE VE GÖZLEM KURULLARINDA NELER OLUYOR?

DENİZLİ CEZAEVİ İDARE VE GÖZLEM KURULLARINDA NELER OLUYOR?

Denizli cezaevi başta olmak üzere birçok cezaevinde, idare ve gözlem kurullarının, siyasi mahpuslarla ilgili denetimli serbestlik ve açığa ayrılma ile ilgili soykırım seviyesine ulaşan ayrımcı tutumuna dair sosyal medyada paylaşımlar yapıldı. Paylaşımlara yapılan yorumları okudukça dehşete düşmemek mümkün değil. Keyfilik, hukuksuzluk inanılmaz bir seviyeye ulaşmış durumda. Üstelik bir tek Denizli cezaevinde de değil. Denizli, Manisa, Uşak gibi birçok cezaevinde, idare ve gözlem kurullarında mahkeme yargılaması gibi yargılamalar yapıldığı, insanların azarlandığı, itirafçılığa zorlandığı bilgileri paylaşılıyor.

Siyasi mahpuslarla ilgili durum bu iken, peki ya adli mahkumlar?

Hepimizin bildiği üzere korona tehdidi ortadan kalkmış durumda. Stadyumlar, eğlence merkezleri açık, oteller müşterilerle dolmaya başladı. Tüm bu rahatlamaya rağmen açık cezaevlerindeki korona izinleri sonlanmadı. 1 Haziran’dan itibaren tekrar uzatıldı. Hırsızlar, dolandırıcılar ve daha birçok suçlu cezalarının infazını evlerinde, toplumun içinde çekecekler!

Suç mağdurlarının gözlerine baka baka bu insanları olmayan korona salgınını gerekçe göstererek bir süreliğine daha izinli saydılar. Başka bir ifade ile yeniden affedildiler.  Üstelik bilindiği üzere korona izinleri Denetimli Serbestlik Müdürlüklerini de kapsıyor. Yani bu suçlular çıktıktan sonra herhangi bir eğitim veya iyileştirme uygulamasına da tabi tutulmayacaklar.

Yani konu siyasi mahpus özellikle Hizmet Hareketi ile irtibatlı insanlar olunca başka adli mahpuslar veya diğer siyasi gruplar olunca başka. Bunun adı ayrımcılıktır. Ayrımcılık basit bir suçu insanlığa karşı suç ve hatta soykırıma dönüştürür. Bilindiği üzere bu suçlarda zamanaşımı da bulunmamaktadır.

İnfaz Kanununda 2020 yılında yapılan değişiklikle içinde terör suçlarının da bulunduğu bazı suç grupları için idare ve gözlem kurullarına 3 yeni üye dahil edildi. Bunlar bir savcı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlıklarından birer üye. Bu değişiklikle, ıslah olmadığı anlaşılan insanların topluma yeniden karışmasının önüne geçmek olduğu duyuruldu. Asıl amaç Adalet Bakanlığının toplumsal tepkilere karşı kendisini rahatlatma manevrasıydı. Bu uygulama ile hapisten yeni çıkan birilerinin kadın cinayetlerinde fail olması nedeniyle Adalet Bakanlığı’nın diğer bakanlıklardan gelen tepkilere karşı onları da suçlamalara ortak etti. Yani amaç ahlaki veya hukuki değil siyasi. Olmayan pandemi gerekçe gösterilerek verilen yeni izinler amacın ıslah veya iyileştirmenin niteliğinin artırılması olmadığını bize net bir şekilde gösteriyor.

Bu değişikliklerin bir diğer yönü de siyasi mahpuslarla ilgili kontrol mekanizmalarının daha da sertleştirilmesidir. İnfaz Kanununda ve alt mevzuatta yer alan, cezaevlerinin yıllardır oturttuğu ıslah ilkelerinin Hizmet Hareketi ile irtibatlı insanlara uygulanmasının önüne geçilmesidir.

Dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye’de de temel “iyi halli olma” kriteri, “kötü olmama”dır. Aksini cezaevi idaresinin, idare ve gözlem kurulunun ispat etmesi, gerekçelendirmesi gerekir. Zaten kitleler halinde önce açığa, ardından denetimli serbestliğe ayrılan, bir daha da cezaevine sokulmayan insanların sayısı dikkate alındığında bu uygulamanın (varsayımın) meri olduğu ortadadır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında kanunun 89. Maddesinde hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi halin tespitine dair ilkeler belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında kriterler tek tek sayılmıştır. Bunlar, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınır.

İdare ve gözlem kurulları bu kriterlere uymak zorundadır. Mahkûmu değerlendirirken veya bir mülakat yapıyorsa bu kriterler dışında hiçbir hususa giremez. Mahkûmun aleyhine olacak şekilde hiçbir hükmü geniş yorumlayamaz. Başka kanunların hükümlerini kıyas yoluyla aleyhe olacak şekilde infaz hukukuna sokamaz.  Buna rağmen kriterler arasında yer alan “işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlık” ifadesi, idare ve gözlem kurulları tarafından keyfi bir şekilde aleyhe işletildiğine dair birçok paylaşım yapıldı. “Pişmanlık” kelimesi TCK’da yer alan “etkin pişmanlık” gibi ele alındığı, insanlar anlamsız bir şekilde “itirafçılığa” zorlandığına dair bilgileri okuduk. Bu durum hukukla izah edilemez. Bunlar yasanın dışına çıkmadır, görevi kötüye kullanmadır. Ayrımcılıktır. Bunu yapanların İnfaz Hukuku ve Penoloji biliminin verilerinden hiçbir şekilde haberi olmadığı ortadadır.

Peki yapılması gereken nedir?

Öncelikle hükümlüler idare ve gözlem kurullarına denetimli serbestlik ve açığa ayrılma kriterlerini taşıdıklarına dair bir dilekçe vermelidirler. Bu dilekçelerinde yasada sayılan ve yukarıda bahsettiğimiz ölçütleri karşıladıklarına dair tek tek ve ayrıntılı bilgilendirme yapmalıdırlar. Cezaevine girdiği günden bu yana kaç kitap okuduğu (kütüphaneden istenebilir), uzaktan eğitimle üniversite vs. okuduysa buna dair bilgileri, kapalı ve açık spor salonuna çıkmasına izin verildiyse bunları yaptığı, ailesinin durumu, kendisine olan ihtiyaçları, cezaevi idaresi kendisine bir görev verdiyse buna layıkı ile yerine getirdiği, koğuş arkadaşları ve cezaevi idaresi ile hiçbir sorun yaşamadığı, disiplin cezası almadığı, disiplin cezası aldıysa etkisinin kalktığı gibi bilgileri tek tek saymalıdır. Mülakat yapılırsa ve mülakat sırasında da eğer suçtan pişman olup olmadığı sorulursa uygun bir üslupla “pişmanım” denilebilir. Ama konu itirafçılığa vs. dönerse mahkemede söyledikleri aynen tekrarlanabilir.

İdare ve gözlem kurulunun talebi reddetmesi halinde de infaz hakimliğine yazılan dilekçede yukarıda sayılan hususlara tek tek ve ayrıntılı yer verilmelidir. Daha sonra da süreç mutlaka takip edilmelidir. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM, AİHM müracaatları yapılmalıdır. Cezaevinde süre var. Bir dilekçe yazmak, form doldurmak zor ve zahmetli bir uğraş değildir. Üstelik  kağıt ve fotokopi dışında mahpusa bir maaliyeti de yoktur. Ancak kazanılacak bir dava diğer binlercesi için hak kazanımı olacaktır. Bu yüzden tahliye olduktan sonraya da denk gelse AYM ve AİHM yollarına müracaatlar yapılmalıdır. Tazminat talep edilmesi ve kazanılması halinde uğranılan zararların bir kısmı da olsa karşılanmış olacaktır.

Mahpus yakınları da sosyal medyadan konunun takipçisi olmalıdır. CTE’ye, Adalet Bakanlığına, Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurular yapılmalıdır. Siyasi partiler, barolar ve diğer sivil toplum kuruluşları durumdan haberdar edilmelidir.

Mahpus yakınlarına düşen ikinci bir görev ise hapisteki yakınlarını çok zorlamamadır. Onlara idare gözlem kurulunda şöyle konuş, böyle konuş, mutlaka çıkmalısın gibi baskılar yapılmamadır. İnsanlar iki arada bir derede bırakılmamalıdır. Dış dünya zor bunda tereddüt yok. Ama cezaevi şartları da kolay değil. İnsanların ziyaretlerde “iyiyim” demesi iyi oldukları anlamına gelmez. 30 ay cezaevinde kalmış biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Devletler insanlara hak vermez, insanlar hakkını mücadele ederek kazanır. Anayasalarda, uluslararası sözleşmelerde koruma altına alınan her bir hakkın arkasında birilerinin yıllar süren mücadeleleri, acı ve gözyaşları vardır.

Bu Yazılarıda Okuyabilirisiniz

Rejimin Militan Yargısı -3-

Rejimin Militan Yargısı -3-

Siyasi iktidar, 17/25 Aralık sonrasında TBMM’deki gücünü kötüye kullanmak suretiyle Anayasaya aykırı olarak çıkardığı yasalar (başta HSYK Kanunu) ve Yargıda Birlik…
Avrupa Parlamentosu’na Soruyorum: Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı Osman Kavala Kararı İle Mi Sona Erdi?

Avrupa Parlamentosu’na Soruyorum: Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı Osman Kavala Kararı…

Avrupa Parlamentosu (AP), geçtiğimiz ay Osman Kavala’ya yargılandığı davada müebbet hapis cezası verilmesi ve bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)…
KPSS Davalarında Aslında Ne Oldu?

KPSS Davalarında Aslında Ne Oldu?

“Usul esastan önce gelir.” Bu hukukun en temel ilkelerinden biridir.  Adil bir karara ancak adil bir yargılama ile ulaşılabilir. Bir hakim…
Ey Türk Hakim ve Savcılar Bunları Bilmiyor Muydunuz?

Ey Türk Hakim ve Savcılar Bunları Bilmiyor Muydunuz?

Bu hafta, altı yıllık haksız hasreti bitiren bir karar ile insanların yüreklerine su serpildi ve gencecik askeri öğrencilerin bir kısmı haklarında…

2 Comments

  • […] Source link […]

  • […] Source link […]

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.