• Şubat 5, 2020
  • No Comment

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Derin Dengeler

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Derin Dengeler

İsmail Sofuoğlu

Ben bir siyaset bilimci ya da profesyonel bir yazar değilim, sadece farkındalığı yüksek olan ve kafasına takılan sorulara cevaplar arayan bir tıp doktoruyum. O nedenle benden Cumhuriyetin kuruluş kodları ile ilgili bir analiz beklentisine girmeyin. Çocukluğumdan beri tarih okumayı severim ve özellikle son yıllarda uzun uçak yolculuklarında birisini giderken diğerini gelirken okumak için yanıma iki tarih kitabı aldığım çok olmuştur. Yıllarca Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir denklemini çözmeye çalıştım, kısıtlı bilgi ve artık erişilmez olan kaynaklarla. Bu döneme ait kaynakların çoğunun ise herkesin olayları kendi penceresinden, sübjektif bir şekilde yorumladığı hatıratlardan oluştuğunu belirtmekte fayda var. Son yaşanan 15 Temmuz 2016 hadisesi Cumhuriyetin ilk yılları ile ilgili bendeki bazı sorulara da cevap vermiş oldu.

Cumhuriyet kurulurken yeni rejimi topluma benimsetmek için binlerce kişi bir hiç uğruna öldürülmüş, toplumun bir kesiminden diğerine çok ciddi servet transferleri olmuş, vs. bu konulara girersek çıkamayız tabi ki ama yukarıda adı geçen 3 kişi birbirleri ile çok ciddi bir güç mücadelesi vermelerine rağmen hiç bir zaman birbirlerinin canına kastetme hakkını da kendilerinde görmemişlerdir. Sizce de çok ilginç değil mi? Atatürk ile İnönü’nün ilişkileri çok kötü hatta Atatürk öldüğünde birbirleriyle konuşmuyorlar. Diğer yandan İnönü, Karabekir’i vefatına kadar takip ettirecek kadar müthiş bir sevgi besliyor! Atatürk ile Karabekir’in arasındaki ipler de Serbest Cumhuriyet Fırkası olayı ile kopuyor.

Son yüzyılda olayların akışından edindiğim kanaate göre, geçmişte asker olan üç lider de derin devletin farklı bir fraksiyonunu temsil ediyordu ve Türkiye Cumhuriyeti  bu fraksiyonların konsensüsü ile kurulmuştu. Cumhuriyet kurulduktan sonra derin devletin kanatları arasındaki mücadele de zaman zaman kırılmalar olmuştu. Bunun en görünen yansıması ise Topal Osman Ağa ve İsmail Hakkı Tekçe gibi şahsiyetlerdir. Osmanlı Devleti döneminde Teşkilatı Mahsusa ile de irtibatı olan Osman Ağa ve İsmail Hakkı Tekçe gibi milis komutanlar Kurtuluş Savaşı’nda ön plana çıkmış, Cumhuriyet kurulduktan sonra sistem içinde legalize edilmeye çalışılmıştır. Derin devlet kendi kanatları arasındaki mücadelede ya da gücü elde etme mücadelelerinde illegal işlerini Osman Ağa’ya ve/veya eski Teşkilat-ı Mahsusa mensubu komitacılara havale etmekten de geri durmamıştır. Yurda dönen TKP’li Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Topal Osman ile irtibatlı olan Yahya Kaptan tarafından öldürülmesi (1921) (sonrasında kendisi de konuşmasın diye öldürülecektir) ve sonrasında muhalif Ali Şükrü Paşa’nın öldürülmesi (1923) bu işlerden sadece bazılarıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ekibinde gibi görülen Osman Ağa, İnönü ekibinden olan İsmail Hakkı Tekçe tarafından yaralı yakalanmasına rağmen konuşmasın diye hastane sedyesinde öldürülmüştür. Sonrasında ise Osman Ağa’nın yerine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı olmuştur.

İsmail Hakkı Tekçe ölmeden önce yayınladığı hatıratında Yahya Kaptan’ın öldürülmesi (1921) olayını sahiplenmesine rağmen Osman Ağa’nın öldürülmesi (1923) emrini (bir çok soruya cevap vermeden) Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığını söyleyerek son nefesine kadar bağlı bulunduğu derin devlet kanadına sadakatini sürdürmüştür (yanlış bilgilendirme ile). Bir başka ifadeyle Mustafa Kemal Atatürk’ün canını teslim ettiği Muhafız Alayı İnönü’nün de dahil olduğu ekibin kontrolünde diye düşünebilirsiniz. Osman Ağa’yı Mustafa Kemal Atatürk’ün Muhafız Alayı Komutanlığı’na öneren kişinin Kazım Karabekir olduğu düşünüldüğünde, bu durumda kaybedenin Kazım Karabekir ekibi olduğunu varsayabiliriz. Bu ekip asıl hasarı 1926 Serbest Fırka hadisesinde alacaktır. Bu hadiselerden sonra İnönü’nün temsil ettiği kanadın ağırlığı artmıştır. Bu belki de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yumuşak darbesidir. Bir bilgi notu olarak da, Osman Ağa’nın heykelinin Veli Küçük tarafından 2001’de yaptırıldığını ve yerleştirilmesi için büyük mücadele verdiğini de belirtmekte fayda var.

Bu Yazılarıda Okuyabilirisiniz

NAİF YARGI(Ç)

NAİF YARGI(Ç)

Önceki dönemde egemen iktidar tarafından “sakıncalı” görülen kişiler fikir ya da düşünceleri nedeniyle soruşturulmuşlar; haklarında iddianameler düzenlenerek yargılanmaları ve hatta mahkûm…
TÜRKİYE’DE ÖTEKİ OLMAK

TÜRKİYE’DE ÖTEKİ OLMAK

Öteki olmak mevcut düzen içinde hakim olanın zıttını ifade eden bir kavram. Benliğin dışsallaştırdığı, yabancı gördüğü ve çoğu zaman ön yargılarla…
KAĞITTAN KAPLAN YARGIMIZ

KAĞITTAN KAPLAN YARGIMIZ

Sivas Sulh Ceza Hâkimliği’nin tutukluluk  halimin devamına dair kararı ile HSYK tarafından verilen benim de ismimin yer aldığı 2847 hâkim ve…
HÜCREMİN MAZGALLARI

HÜCREMİN MAZGALLARI

(Bu yazı 15.1.2017 tarihinde, Silivri cezaevinde tutsaklığım sırasında kaleme alındı)   Dış dünyanın görünen tek yüzü olan gökyüzünü seyrederken bile özgür…

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir