Yerli ve Milli Bir Engizisyon Örneği: Hâkimler Ve Savcılar Kurulu (HSK)

Yerli ve Milli Bir Engizisyon Örneği: Hâkimler Ve Savcılar Kurulu (HSK)

[ad_1]

Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının güvencesi olması temennisiyle 2010 yılında yeni yapısıyla göreve başlayan HSK, geldiğimiz nokta itibarıyla, bu mevhumların en büyük düşmanı haline geldi.

Bağımsız, demokratik ve özerk bir yapı olmanın gereklerine uygun faaliyetlerde bulunması beklenen HSK, mevcut haliyle ortaçağ Kilise teşkilatını andırıyor. Kendine has bir aforoz müessesesi var. Daireleri engizisyon mahkemeleri gibi çalışıyor. Önünde sıra sıra darağaçları ve giyotinler kurulu ve hepsinin önü ve arkası kurban edilmiş, neden ve niçin cezalandırıldığını bilmeyen çaresiz masum mağdurların başlarıyla dolu.

Kurulun etrafı kalabalık insan yığınıyla çevrili. Bunlardan bir kısmı olanları anlamaya çalışan bakışlarla tepki göstermeksizin sergilenen kanlı tiyatroyu izlerken, çoğunluğu oluşturan öteki grup anlamadıkları ve bilmedikleri halde, ellerini kızartırcasına alkışlayıp, ses tellerini patlatırcasına bağırarak yapılan katliamı destekliyorlar.

Bu kalabalık içerisinde azınlıkta olan ve yaşananları sessizce izleyen iki grup var ki, bunlardan biri sönen yıldızların ardından gözyaşı dökerken, öteki yazdığı senaryonun harfiyen Kurul tarafından sahnelenmesinden mesut ve bahtiyar, rahat koltuklarından seyrediyor bir milletin trajikomik serencamını.

Ortaçağ Kilisesinden bahsedilince akla gelen ilk şey ceza ise, ikincisi de tabi ki ödüldür. Kendisine biat eden, yardım eden, bağışta bulanan ve yararlı olacağı vaadinde bulunan her yargı mensubunu mükâfatlara boğuyor pek yetkili Sayın Kurulumuz. Kimisinin günahlarını affediyor, özlük dosyalarında ne kadar özrü, kabahati, günahı ve suçu varsa bir çırpıda siliveriyor; kimisine ise para ve makam dağıtıyor. Zaman zaman ölüyü dahi diriltiyor (ihraç edilmesi nedeniyle mesleki olarak hayatiyetlerini kaybedenlere, yeniden yetki vermekle onlara güç ve hayatiyet bahşediyor). Tanrının yeryüzündeki temsilcisi ve onun sözcüsü olduğu zehabında olan Sayın Kurul’un bu eylemlerini sorgulamak, hiçbir kulun aklına dahi gelmiyor. Akledip, safiyane dillendirenler ise ya darağacında buluyor kendini, ya da başı gövdesinden ayrılmış halde giyotinin iki yanında iki parça halinde yatıyor.

Kurulun pek değerli engizatörleri, yaşadıkları çağın hukukunun geldiği seviyenin de farkındalar sanki. Ortaçağdan ilham alarak, ansızın verdikleri kararlarla 4.500’e yakın hâkim ve savcıyı zindanlara göndermekte tereddüt etmemiş ise de, böyle bir işlem için sadece sahte bir soruşturmanın yeterli olmadığını fark etmiş olmalılar ki, cinayetleri sonrasında delil aramaya başladılar. Atfettikleri örgüt üyeliği (Kiliseye başkaldırma) suçunun, var ise delilleri bulunacak, yok ise bir şekilde oluşturulacaktı. Ortaçağ yargılamalarında delillerin şahının “ikrar” olduğu, birileri tarafından sayın baş engizatörün (Kurul Başkanı) kulağına fısıldanmış olacak ki, tutuklu hâkim, savcı ve ailelerine gazetelere demeçler verip televizyonlardan seslenerek, suçlarını ikrar etmelerini, aksi takdirde zindanlardan kurtulamayacaklarını tebliğ etti. Suçsuz bir insanın suç ikrarında bulunması mümkün mü? Bundan dolayı Sayın Kilise (Kurul) zindanlara emirler göndererek tutuklulara madden ve manen işkence yapmalarını telkin etti.

Kurulun Engizatörleri, yaşadıkları çağa isyan ediyor, mirasçısı olup genlerini taşıdıkları ataları ile aynı zamanda yaşamadıkları için hayıflanıyorlar; bu zaman diliminde işkence etmenin zorluğundan dert yanıyorlar. Çözüm buluyorlar hemencecik ve gizli ve açık emirler yağdırıyorlar “gardiyanlara”: tutukluların okumaları yasaklansın, iletişimlerine kısıtlamalar getirilsin, her fırsatta huzurlarını bozacak yöntemler geliştirilsin, tek kişilik hücrelere konulsunlar. Zaman zaman test ediyorlar işkencelerinin etkisini. “Kilise bültenlerinden”, tuttukları itirafçı listelerini yayıyorlar kamuoyuna; duyuruyorlar tutsaklara ve yakınlarına.

Ülkede Anayasa ve yasların olması, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan uluslararası sözleşmelerin varlığı Kurul’un umurunda bile değil. Zira Kurul’un (Kiliselerinin) kendine has, yazılı ya da sözlü bir hukuku var. Kendi mevzuatları ile uyumlu olmayan hiçbir örf, adet, teamül, usul ve ilkeyi tanımadıklarını açıkça beyan edecek kadar yürekliler. Zira baş engizatör ve yardımcısı (Kurul başkanı ve yardımcısı) yaptıkları açıklamalarında, Anayasa ve yasalarla ağlı olmadıklarını, Kurul’un kutsal amacına ulaşması için bunların bazı hükümlerinin askıya alınabileceğini açıklayarak kararlılıklarını ve güçlerini sergiliyorlar tüm dünyaya. Zira onlara göre, bir eylem ve söylem suç ise, bu, çıkartılacak bir yasa ile hemencecik meşru ve makbul hale getirilebilir.

Zaman en büyük hâkim.

Onun adaleti ile gerçekler bir bir ortaya çıkacak. Yaşadığımız zamanın ürettiği kavramları perde olarak kullanarak Ortaçağ hukukunu uygulamaya çalışanların oyunları bozulacak. Hazırladıkları darağaçları ve giyotinler onların mahkûmiyet ilamları olacak. Sayın Kurul’un temsilcileri ile kölelerinin söylem, eylem ve kararları birer ibret vesikası olarak gelecek nesillere okutulacak. Zulümlerinin karanlığı, geleceğimize ışık olacak.

 

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir