YARGININ KERBELASI

YARGININ KERBELASI

Hz. Hüseyin’in Kerbelada şehit edilmesinin temelinde zulme, adaletsizliğe ve kötülüğe karşı durması; yapılan saldırılara vücudunu siper edip bu yola baş koyması yatar.

Hz. Hüseyin’in Kerbeladaki duruşu, zulme karşı yapılması gerekenin ne olduğuna ve Yezid’in temsilcisi olduğu duygu ve düşüncelere dair sergilenmesi beklenen tavra dair önemli mesajlar içerir. Hz. Hüseyin, kendisinden önce ve sonra gelen; hakkı, adaleti, iyiliği ve bunlar gibi güzel duyguların savunucusu olanların ruhunu temsil eder. Bu öyle bir ruhtur ki, tarih boyunca zulmün temsilcisi olan Yezidlerin korkulu rüyası ve takipçisi olagelmiştir.

Kerbelada Hz. Hüseyin’e saldıranlar, onu yok ederek kendilerini aklayacaklarını ve vicdan azaplarına son verebileceklerini zannettiler. Zira onun karşısında konumlanan her kişi ve grup doğrunun ne olduğunu biliyordu. Hakk’ın kimin yanında yer aldığını, dillendiremeseler de, vicdanlarında ve beyinlerinde duyumsuyorlardı. Korku, beklenti, menfaat gibi şeytanî duyguların esiri olan bu zavallılar, içlerini yakan bu gerçeğin gereğini yapamayacak kadar bahtsızlardı. Hz. Hüseyin’e kıymak, canını alarak şehadetine sebep olmak içlerindeki yangını söndürmedi, suçluluk duygularını dindirmedi. Vicdanlarındaki ateş daha da harlandı, caniler daha da zorbalaştılar. Son çare olarak Hz. Hüseyin’in mübarek vücudunu parçaladılar. Başını teşhir ederek, kalabalıklardan alacakları destekle teselli bulmak için acınası bir çaba içine girdiler. Hayatiyetine şeklen son verdikleri vücudun hücrelerine işlemiş hak, adalet ve doğruluk erdemlerinin, beden ile yok olacağını düşündüler. O mübarek vücudun başını keserek, halen gören gözlere ve işiten kulaklara, bu duyguların artık Yezid iktidarında olmadığını ilan ettiler. Ancak çok az kişi bunu anlayabilecek kadar nasipliydi.

Hz. Hüseyin’in kendisini, yakınlarını ve servetini koruması için yapması gereken tek şey, göstermelik dahi olsa Yezide biat etmekti. Zira nice güneşler, aylar, yıldızlar biat etmeyi veya öyle gözükmeyi tercih etmişti. Bu tercihleri ile ışıkları sönmüş, Yezidin karanlığında yok olmuşlardı. Kendileri zulmün karadeliğinde yitip gitmekle kalmamışlar, dışarıda olan yıldızların söndürülmesi içinde Yezide yardım edip ona cesaret ve olanak vermişlerdi.

Hüseynî duygu, düşünce ve değerler asırlardır varlığını devam ettiriyor. Yezidî olanlarda bu duygularla sürekli bir savaş ve rekabet halinde olarak günümüze gelmişlerdir.

Hüseyin’i var eden Yezid olmuş; her Yezid karşısında bir Hüseyin bulmuştur. Bundan dolayı hak savunucusu, adalet dağıtıcısı olma iddiasındaki her kişinin bir gün Kerbela yaşayabileceğini aklında tutması, buna karşın korkusuzca yolunda yürümeye devam etme cesaretini göstermesi gerekir.

Hz. Hüseyin’in en büyük mirasçısı hukukçulardır. Güçlülerin zayıfları ezmesini, zalimlerin zulümlerini, iktidar sahiplerinin halka baskı uygulamasını engelleyecek olanlar cesaretli, temiz vicdanlı ve ahlaklı gerçek hukukçular olacaktır.

15 Temmuz sonrasında yargımızın Hüseyinleri adeta bir Kerbela yaşadılar. İktidarı elinde bulunduran kişi ve kurumların keyfi ve hukuksuz emir ve talimatlarını, şımarık isteklerini yerine getirmeyeceğini söz ve davranışları ile beyan eden hakim ve savcılar, adeta Kerbela Meydanı’nı andıran HSK’nın koridorlarında alınan kararlarla katledildiler. Mesleki hayatlarında başarı ve çalışkanlığın timsali olmuş güzide hukukçuların görevlerine son verilmiş, bu yetmiyormuş gibi ibret-i âlem olsun diye zindanlara atılmışlardır. Hz. Hüseyin’in başı misali haksız-hukuksuz şekilde katledilen yargı mensuplarının isimleri ve resimleri medyada teşhir edilmiş, biat etmeyen kişilerin (anayasal güvence altında olsalar dahi) akıbetleri yığınlara izlettirilmiştir.

Nasıl ki Hz. Hüseyin’i katledenler onun akrabaları, arkadaşları ve dostları ise, yargı mensuplarına yapılan zulmün taşeronluğunu yapanlar da onların en yakınlarıydı. Yaptıklarının yanlışlığının farkında olarak, hukuku katlederek, cehenneme gideceklerini duruşmalarda dilleriyle zikrederek kıydılar meslektaşlarına.

Hz. Hüseyin, başını vermekle sonuçlanan yola çıkmasaydı eğer, kıyamete kadar yapılan her zulmün bir payı ona ve nesline ait olacaktı. Her mağdur; “keşke Yezid’e biat etmeseydi, o zaman bu halde olmayacaktık” diyecek ve O’na ve nesline lanet okuyacaktı. Hz. Hüseyin kendisinin ve yakınlarının hayatını kurban ederek, büyük bir vebalden ve sorumluluktan kurtardı kendisini ve neslini. Benzer şekilde, Yargının Kerbelasında şehit olan veya yaralanan her bir hukukçu, bu fedakârlığı ile hukukun ve kendisinin şeref, haysiyet ve onurunu korumuştur.

Eğer bir gün memleketimizde hak ve adalet tohumları yeniden yeşerip meyveye duracaksa, bu, katledilen hâkim, savcılar ve onlar gibi tüm masum vatan evlatlarının kan, gözyaşı ve acıları ile gübrelenip sulanan topraklarda gerçekleşecektir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir