Mahpus Yakınlarına Yardım Erdemi ve Devlet Terörü

0
367

 

Ülkemiz son birkaç gündür Adana’da 5 aylık bebeği bulunan bir kadının evine, sabah 5’te, ellerinde makinalı tüfeklerle, kapıyı kırarak giren polisleri konuşuyor. Kameralar önünde şov amacıyla tasarlanmış bir operasyon olduğu için kapı vurulup, yüksek sesle bağırılıp, 8-10 saniye içinde kapı kırılıp içeri giriliyor. Ne arama kararı gösteriliyor, ne eve giriş için izin isteniyor. Kaba ve nezaketsiz tavırlar sergilenip,  bağırılıp çağrılıyor ve girilen evde terör estiriliyor. Operasyonun bu şekilde yapılması, evde yapılan bir arama veya gözaltı işlemi sırasında polisle çatışmış ve polis şehit etmiş veya yaralanmış bir silahlı organizasyona yapıldığı zannı uyandırmaktadır. 

Sosyal medyaya bu olayla ilgili bilgiler düştükçe durum daha net anlaşıldı. İşin aslı öyle değilmiş. Bu yapılanlar geçmişinde hiçbir şiddet eylemi olmayan, insanlara hiçbir zararı dokunmamış, adli sicili temiz bebekli bir kadını gözaltına almak içinmiş. Hepsi bu!

Peki bu kadın bu muameleyi hak edecek ne yaptı? Suçu nedir?

Bu kadın Türkiye toplumunun son zamanlarda muhatap olduğu en ağır, en acımasız suçlamalarından biri ile karşı karşıya: mahpus yakınlarına yardım etmek. Peki, bu eylem bir suç mu? Şimdi bu sorunun cevabını arayalım.

İlkin mahpus veya yakınlarına yardım etmenin dünyanın geri kalanında nasıl görüldüğüne bakmak yerinde olacaktır. Açıkçası, Türkiye bir süredir gerçeklikten koptuğu için burada yapılanlar hiçbirşey için ölçüt değil.  

Pek çok ülkede mahpus (tutuklu-hükümlü) yakınlarına yardım etmek büyük bir erdem olarak kabul edilmektedir. Bu amaca özgülenmiş dernek ve vakıflar bulunmaktadır. Dünya genelinde sayısı binleri bulan dernek ve yüzbinlerce gönüllü, mahpuslara ve yakınlarına yardım için seferber olmuş durumdadır.

Bu dernek ve vakıflardan bir kaçına değinmek ifadelerin somutlaşması adına  faydalı olacaktır.

Prison Fellowship İnternational, bu STK dünya çapında faaliyetler yürüten cezaevi derneklerinin başında geliyor. 150’den fazla ülkede çalışmaları var. Mahpuslara, cezaevi çalışanlarına, suçlulara ve mağdurlara yönelik çalışmaları var. Mahpus yakınları özel ilgi alanlarından, onlara yönelik yardım organizasyonları yürütüyor. Hatta mahpus çocuklarına destek amacıyla tasarlanmış Angel Tree adında bir yardım ve destek programı bile var. Bu destek programı kapsamında ebeveyni cezaevinde bulunan çocukların takibi, onlara yönelik sosyal faaliyetlerin yürütülmesi, eğitimlerine destek olunması, dini bayramlarda veya Noel Gecesi gibi yanlarında birilerini aradıkları özel günlerinde onların hep yanında olup onları hediyelerle sevindiriyorlar. Bunun dışında piknikler, gezi turları, yaz kampları gibi etkinliklerle çocuklarla birebir ilgilenip onları yalnız bırakmıyorlar.

NACRO VE NİACRO, bunlar İngiltere’de faaliyet gösteren iki STK. Bu STK’lar mahpuslara ve eski hükümlülere olduğu kadar mahpus yakınlarına yönelik çalışmaları da bulunmaktadır. Çalışmalar kapsamında mahpus yakınlarına danışmanlık yapmak üzere görevlendirilmiş personelleri bile var. Telefonla arıyorsunuz ve gözaltı, tutuklama veya cezaevi süreçleri ile ilgili neler olabileceği veya neler yapılabileceği konusunda bilgi ve destek alabiliyorsunuz.

Peki Türkiye’de durum nasıl? Türkiye’de de mahpus yakınlarına yardımda bulunan STK’lar var. Adli mahpuslar için faaliyet gösteren derneklerden en eski ve bilineni Kader Mahkumları Derneği. Bu dernek mahpuslara yönelik, kitap ve kıyafet yardımları yapıyor. Mahpuslar mektupla dernekten yardım talebinde bulunuyor, isteklerini bildiriyor, dernek de hazırladığı kolileri mahpusa ulaştırmak üzere cezaevine gönderiyor. Dernek aynı zamanda mahpus yakınlarına da yardım ediyor. Kıyafet, kitap veya çocuğuna oyuncak ihtiyacı olan aileler de dernekten yardım alabiliyor.  Siyasi mahpuslarla ilgili ise ismi öne çıkan TAYAD (Tutuklu Ailelerine Yardım Derneği) bu kapsamdaki derneklerden. TAYAD’ı bu güne kadar kendi düşünce çizgisindeki mahpuslara yönelik hak ihlallerini duyuran bir dernek olarak tanıdık.  Türkiye’de mahpuslara ve yakınlarına farklı alanlarda destek veren başkaca dernekler ve gönüllüler var.

Görüldüğü üzere Türkiye ve dünyada mahpuslara yardım etmek için çaba sarfeden gönüllüler ve  bu amaca yönelik kurulmuş STK’lar vardır ve var olmaya devam edecektir. Yaptıkları bu iş de meşrudur.

Peki Adana’da ne oldu, olayı nasıl okumamız gerekiyor?

Suçlama nedir? Ortada bir suç var mıdır?

Adana’daki olayın mağduresi kadına atfedilen suç FETÖ/PDY suçlaması ile cezaevinde bulunan insanların ailelerine yardımda bulunmak. Bu eylem siyasetin emrindeki hukukçularca hemencecik silahlı terör örgütü üyeliği olarak nitelendirilebiliyor.  Halbuki bu şekilde bir değerlendirme ve uygulamanın hukukta karşılığı yok. Hangi suçtan olursa olsun tutuklu veya hükümlü birine veya ailesine yardım etmenin suç olarak tanımlandığı  ne ulusal ne de uluslararası metinlerde bir düzenleme bulunmamaktadır.

Silahlı polislerle, koç başı kullanılarak evin kapısının kırılması suretiyle eve girmek doğru mudur?

Hayır yanlıştır. Yasalar ve alt mevzuat gereği yapılan işlem ölçüsüz ve orantısızdır. İşin ilginç yanı sadece kapının zilini çalsalar ve herkes gibi bir iki dakika bekleseler kapı açılacak. Sabah 5’te ev hali, insanların üzerinde sabah mahmurluğu var, üzerlerinde pijama veya gecelik, ayrıca Adana sıcak memleket üzerlerinde kapıya çıkmaya uygun bir kıyafet olmayabilir. Ancak öyle yapmıyorlar. Birisi “üç saniyen var kırıyorum bak” diyor, üçe kadar saymıyor, kendisi bile üç saniyeyi beklemeden yanındakine “Geç! Kır ya! Geç!” diyerek kapıyı kırma talimatı veriyor. Hakkında gözaltı emri bulunan Bebekli Kadın veya o evde oturanlarla ilgili daha evvel silahlı bir suça karışmış veya şiddet içeren bir eylemi olan kimse yok. Olayın şov amacıyla yapıldığı kameraların fotoğraf çeken pek çok gazetecinin orada hazır bulunmasından, olayın işleyişinden net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Olayda yaşanan hak ihlalleri nelerdir?

– Ayrımcılık yasağının ve kanunsuz suç ve ceza olmaz kuralının ihlali

Dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye’de de mahpuslara veya yakınlarına ayni veya nakdi yardım etmek, onlara destek olmak, onlar yararına yardım toplama faaliyet ve kampanyaları yürütmek, SKT kurmak serbesttir. Bu faaliyetleri yasaklayan yasa hükmü bulunmamaktadır. Türkiye kâğıt üzerinde de olsa demokratik hukuk devletidir. Hukuk devleti olmanın zorunluluklarından biri de açıkça yasak edilmemiş herşey serbesttir. Yani yasaklanmayan serbesttir. Bu serbestlik herkes için aynı anlama gelmektedir. Aynı konuda birine yasak diğerine serbest denilemez. Bu şekilde bir yaklaşım ayrımcılık yasağına aykırıdır. Hele bir de suç soruşturmaları gündeme geldiğinde bu takdir yetkisi tamamen ortadan kalkmaktadır. Çünkü suç ve ceza ancak kanunla belirlenebilir. Kanunlarda suç olarak tanımlanmayan bir eylemden dolayı hiç kimse hakkında ceza verilemeyeceği gibi suç soruşturması da yapılamaz. Siyasi iradenin toplumun bir kesimine yönelik olarak ayrımcı uygulamalar yapması, o grubu yalnızlaştırması,  toplumun diğer kesimini onlara yardım etmekten, onlara yaklaşmaktan alıkoymak için en acımasız tedbirlere başvurması, yapılan işlemlerin hukuki olduğu anlamı gelmez. Hukuk nettir, yasalarla sınırları çizilmiştir. Bu sınırların dışına bir grup aleyhine kötü niyetle çıkıldığı an ayrımcılık yasağının sınırlarına girilmiş olur.

Adana’da yaşanan olaya gelecek olursak, mahpus veya yakınlarına yardım etmek, onlar yararına yardım toplamak yasa ile yasaklanmamasına, suç olarak tanımlanmamasına rağmen, başkaca kişi ve derneklere serbest bırakılırken, hatta kimi derneklere bu faaliyetlerinden dolayı projeler üzerinden devlet desteği verilirken, bebekli bir kadına aynı eylemlerden dolayı terör suçlaması ile ağır silahlarla evini basıp, yere yatırıp, çocukların önünde gözaltına alınması açıkça ayrımcılık yasağının ihlalidir.

– Özel hayatın gizliliğini ihlal

Bebekli Kadın’ın evinin kapısının zorla kırılarak arama yapılması aynı zamanda özel hayatın gizliliğini ihlal etmektedir. Arama mahkeme veya savcılık kararı ile yapılmış olabilir. Bu durum aramayı haklı kılmaz. Kanuna uygun olma hukuka uygun olma anlamına gelmez. Kaldı ki suç oluşturmayan bir eylemden dolayı arama kararı verilmesi hukuken mümkün değildir. Öncelikle bir suç olacak; bu suçun işlendiğine dair deliller bulunacak; hakim gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı bu delilleri değerlendirecek ve eğer zorunlu ve gerekli ise arama kararı verilecek. Ev araması ile elde edilmesi hedeflenen bir delil yoksa arama yapılamaz. Bebekli Kadın’ın evinde suç oluşturmayan bir eylemden dolayı arama kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Bu uygulama da aslında ayrımcılık yasağının devamı niteliğindedir.

– Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali haksız yakalama, gözaltına alma ve tutuklama uygulamalarında kendini göstermektedir. Adana’daki Bebekli Kadın olayında bu hak da ihlal edilmiştir. Bir şahsın yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması için öncelikle ortada bir suç olmalıdır. Bu şuçun ilgili şahıs tarafından işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut deliller olmalıdır. Somut olayda ise mahpus ve yakınlarına yardım etmek suç değildir. Serbest bir faaliyettir. Türkiye’de onlarca yıldır bu alanda faaliyet gösteren gönüllüler ve sivil toplum kuruluşları bulunmaktadır. Hal böyle iken suç oluşturmayan bir eylemden dolayı bebekli bir kadın hakkında gözaltı emri verilmesi, yakalanması, gözaltına alınması veya tutuklanması kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalidir.

– Masumiyet karinesinin ihlali

Yukarıda izah ettiğimiz üzere mahpus yakınlarına yardım etmek suç değildir. Bu yardımdan dolayı kimse suçlanamaz, suçlu ilan edilemez, suçlu muamelesi de yapılamaz. Masumiyet karinesi, suçluluğu ispatlanana kadar herkes masumdur anlamına gelir. Adana’da bebekli bir kadının, medya mensupları eşliğinde ve silahlı kolluk görevlilerince kapıları kırılarak, mahalledeki komşularının ve medya vasıtasıyla tüm ülkenin gözleri önünde gözaltına alınması masumiyet karinesinin ihlalidir. Mahalledeki komşuları Ahmet Kaya’nın tamiriyle “yasal mermi” kullanan polisi değil, evinin bu şekilde aranmasına sebebiyet veren kişiyi şüpheli görecektir. O bebekli kadının komşuları ve tanıyanları kendi başlarına bir iş gelmemesi için “masum” olarak bildiği ve bu konuda şüphe bulunmayan ancak devletin “suçlu” ilan ettiği Bebekli Kadın’dan uzak duracaklardır. Sadece onlar değil pek çok insan bu konuda twit atmaktan dahi korkuyor. Halbuki bir masumun masumiyetini ilan etmek, paylaşmak yapılabilecek en kolay ve masum davranıştır. Görüldüğü üzere Adana’daki Bebekli Kadın’ın masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.

Tüm bu uygulmaların birleştiği suç : Soykırım

Adana’da Bebekli Kadın’a karşı yapılanlar Türkiye’de işlenmekte olan soykırım suçunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yaşanan olay TCK 76. Maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde yer alan “Grubun, tamamen veya kısmen yokedilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması.” eylemini oluşturmaktadır. Soykırım suçunun oluşabilmesi için TCK 76’da düzenlenen eylemlerin tamamının işlenmesi şart değildir. Bir eylemin gerçekleşmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Gerçi orada sayılan eylemlerin neredeyse tamamı işlendi. Bir örnek vermek gerekirse, yine Adana’da Küçük Ahmet’in annesi ile yurt dışına tedavi için gitmesi sürecini aylarca uzatıp tedavisini geciktirenler ve ölümüne sebebiyet verenler de Adana’da görevli yargı mensuplarıydı.

Türkiye’de devletin güçlerini kullanma yetkisine sahip bulunanlar, bir grubu yok etmek için yetkilerini ulusal ve uluslararası hukuku katlederek sorumsuzca kullanmaktadırlar. Bunu da alenen gözler önünde yapmaktadırlar. Yapılanlar soykırımdır. Soykırımın özelliklerinden biri de süreci yöneten siyasi iradenin ömrü ile sınırlı olmasıdır. En geç siyasi iradenin ömrü dolunca dosyalar açılacak ve yapılanların hesabı sorulacaktır. Sorulmalıdır da. Almanya bu konuda en güzel örneklerden biridir. Almanlar kendileri inisiyatif alıp Nazi Partisine hesap sordular. Tüm dünyada ülkeyi terketmek zorunda kalan Yahudi, solcu, Çingene ne kadar insan varsa hepsine mektup yazıp yaşadıklarını, uğradıkları mağduriyetleri, şikâyetçi oldukları kişileri bildirmeleri istenmiş. Türkiye’de de bu süreç bitecektir. Bugün, yarın 3, 5,10 yıl sonra da olsa herşeyin bir miadı var. Mağdurlara düşen ellerinden geldiği kadar mağduriyetlerini belgelemeleri ve kayıtları saklamalarıdır. Gün gelip sorulduğunda, boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını isteme vakti geldiğinde,  genel ifadelerle değil “bana da bu yapılmıştı, işte belgesi, işte tanıkları, işte video kayıtları, failler de bunlar hakkımı istiyorum”  denilebilmelidir.

Soykırım suçunun unsurları ve zulüm olarak görülen eylemlerin artmasının en önemli sebebi “sessizliktir”. Zulüm, zulmü yapan, yapılan eylem, yer, zaman ilişkisi ile ortaya konulmalı ve hiç olmazsa twitter üzerinden yüksek sesle dile getirilmelidir. Hz. Ali’nin sözüyle “Bir zulme engel olamıyorsanız da onu herkese duyurun”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here