Her şey Bu Kadar Masum mu?

0
207

8. Her şey Bu Kadar Masum mu?

Bundan önceki yazılarımızda Cumhuriyet’in kuruluşundan 1970’li yıllara gelene kadar yaşanmış bazı olaylardan yola çıkarak bir çerçeve çizmeye çalıştık. Yetmişlerden günümüze gelen devlet-toplum yaşanmışlıklarına geçmeden önceki yazılarımızda bahsi geçen olayların ve toplulukların reaksiyonlarını değerlendirmekte fayda var. Bir başka ifadeyle Cumhuriyet’in ilk 50 yılından ve en çok etkilenen toplulukların tecrübelerinin günümüze yansımalarından bahsetmek istiyorum.

Günümüzün biraz olsun vicdan sahibi tarihçileri ‘yapılan hukuksuzlukları’ kabul ederler ve ‘tek bir ulus ve ideoloji oluşturma adına yapılmıştır’ söylemiyle normalleştirmekten de geri durmazlar. Aslında hadiselerin hedefinin tek bir ulus ve ideoloji oluşturmaktan ziyade ‘mutlak güç’ü tek bir otorite etrafında konsolide etmek olduğunu düşünüyorum. Tek ulus ve ideoloji ise ‘mutlak güç’ e hakim olmak için sadece bir araçtan ibaretti ve onu elde etmek ve sonrasında korumak için her şey mübahtı.  Cumhuriyetin ilk 50 yılında hukuksuzlukların daha çok ‘mutlak güç’ ü elde etmek için yapıldığını, sonrasında ise (1970’ler sonrası) onu korumak için yapıldığına şahit olmaktayız. Tabiki ilk 50 yılda da koruma refleksi hareket edilen hukuksuzlara onlarca hatta yüzlerce örnek verilebilinir.

Peki, özellikle ilk 50 yılda devletin bariz bir şekilde baskı ve hukuksuzluklarına maruz kalan topluluklar sonraki on yıllarda nasıl reaksiyon gösterdiler. Bu konu çok farklı yorumlara açık olmakla birlikte çaresizler ve alternatifleri olanlar diye ikiye ayırabiliriz.

Alternatifleri olanlar, önceki yüzyıllardaki yaşadıkları tecrübelerle kombine ettiklerinde en uygun çözümün ülkeyi terk etmek olduğunu biliyorlardı ve öylede yaptılar. Rumların çoğu Yunanistan’a, Ermenilerin çoğu ABD ve Fransa’ya, Süryani’ler Avrupa ve ABD’ye ve Yahudilerin çoğu İsrail ve ABD’ye göç etmeyi tercih ettiler.

Çaresizler grubunu oluşturan Kürtler ve Aleviler ise alternatif çözüm çıkana kadar acılarını içlerine gömerek ülke içinde yaşamak zorundaydılar. Önemli bir kısmı ise kâh isteyerek kâh zorunlu olarak ülke içinde yer değiştirmek ve yıllarca kimliklerini saklamak zorunda kaldı. Baskıların devam ettiği sonraki yıllarda ise (özellikle Kürtler) (1970’lerden sonra) ülke dışında daha özgür bir yaşam tarzı aramaktan çekinmeyeceklerdi.  

‘Çaresizler grubu’ içinde bahsettiğimiz Alevi toplumunun reaksiyonu ise biraz daha farklıydı ve yeni devlete entegre olma ve ‘mutlak güç’ ten pay alma yolunu tercih etmişlerdi, en doğal hakları olarak. Yüzyıllardır (Osmanlı Devleti’nde) maruz kaldıkları ‘tecrit’ durumuna en hızlı adaptasyon gösteren topluluk oldular. Yeni kurulan ve büyüyen devletin ihtiyacı olan ‘eğitimli insan’ açığını fark ederek insan kaynaklarını bu bakir alana doğru yönlendirdiler. Yetmişli hatta altmışlı yıllardan sonra devlet kadrolarında hissedilir hale gelecekler ve seksenli yıllarda ise artık ‘mutlak güç’ ü paylaşır durumunda olacaklardı.

Başka yazıların konusu olan 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 1998 post modern darbesi, 2008 darbe planları ve 2016 darbe tiyatrosu gibi hadiseleri değerlendirirken devletin ‘mutlak güç’ ünü yeniden paylaşma ya da kartların yeniden dağıtılması gibi yorumlamakta fayda görüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here