Adalet Hanım’ın İronik Hikayesi

0
664

Nihayet yasa meclisten tüm partilerin desteğiyle geçmişti. Getirilen yeni düzenlemeyle hâkimlik mesleği ve bu meslek dahilinde gerçekleştirilen tüm eylemler geriye dönük olarak suç kabul edilmişti. Yasanın en göze çarpan maddeleri arasında yer alan „öngörememe suçu“, „uyumluluk yükümlülüğünü ihlal suçu“ ve „pişmanlık ve sadakat anlaşması“ hukuk dünyasında büyük bir heyecan yaratmıştı. Bu yasa maddeleri ile „kanunların geriye yürümezliği“ ilkesi gibi sosyal ve ekonomik büyümenin önündeki en sorunlu alan çözüme kavuşturulmuş oluyordu.

Haklı olarak ülkede yasayla birlikte ciddi bir gurur yaşanıyordu. Toplumun tüm kesimlerinde artık daha refah ve daha huzurlu bir ülke olmanın inancı tamdı. İşin en önemli yanı ise, hâkimlerin çoğunun da yapılan düzenlemeyi yerinde buluyor olmasıydı. Hâkimler camiasından gelen açıklamalarda, hâkimlik mesleğinin en ilkel toplumlarda dahi yerinin olmadığı vurgulanarak, yapılan düzenlemenin çok geç kaldığı ifade ediliyordu. Birçok hâkimin de üyesi olduğu bir dernek yetkilisi bir gazeteye verdiği röportajda, çoğu hâkimin kaderin bir sillesiyle bu işin içine düştüğünü, çoluk çocuk aç kalmasın diye, eve bir lokma ekmek sokmak için zorunlu olarak çalıştıklarını, düzenleme ile sırtlarında bir kambur gibi taşıdıkları yükten kurtulduklarını belirterek, yapılan çalışma nedeniyle hükümete kabul buyrulursa minnet ve teşekkürünü iletiyordu.

Maalesef her hâkim bu görüşleri paylaşmıyordu. Bir an önce tasfiye edilmesi gereken bu güruh, hâkimlik mesleğinin hala gerekli ve yerinde olduğu görüşünü savunuyorlardı. Düzenlemenin yasalaşmasının hemen ardından hâkimlik mesleği lağvedilerek, yerine yasa gereği „hükümet hadimliği“ mesleği ikame ediliyordu.

Hadimlik mesleğinin onur ve vakarına yakışacağı şaşmaz şaşırmaz bir heyet tarafından tespit edilen hâkimler, özlük hakları korunarak hadim olarak yeni görevlerine atandılar. Şimdi sıra yasa öncesi dönemden kalma (artık) hâkimlere gelmişti.

İşte bu atmosferde yasanın kesinleşmesinin akşamı Hâkime Adalet Hanım, evinden gözaltına alındı. Hiç itiraz etmeksizin evine gelen hükümet polislerine teslim oldu. Belli ki yapmış olduğu hatanın farkındaydı ve itiraz dahi edemiyordu. Yıllarca karar yazan ellerini, kendisine uzanan hükümet kelepçelerine usulca bıraktı. Ağlıyordu. Demek ki, hala vicdanı ölmemişti ve sızlıyordu. Sızlayan vicdanından sızan gözyaşları onu bekleyen akıbetten kurtaramayacaktı, tabi ki. İki gün gözaltında kaldıktan sonra Hükümet Hadimliğine tutuklanması talebiyle sevk edildi.

Hadim Bey, kürsüden aşağıya aşağılarcasına Adalet Hanım’a baktı. Çünkü o sadece aşağılanmayı hak ediyordu. Hadim Bey, yasa gereği karşısında duran toplum düşmanına haklarını hatırlatmadı. Yine yasa gereği avukat da atamadı. Hadim Bey, yasa gereği şüpheliyi dinlemesine bile gerek olmadığı halde sırf meraktan Adalet Hanım’ı dinlemeye karar verdi. Bu tenezzül biraz da Hadim Bey’in mütevazı kişiliğinden kaynaklanıyordu.

            -Haydi, anlat bakalım, neler yaptın böyle? Hadim Bey zeki biriydi. İlk soruyu ucu açık bir şekilde sorarak suç ile ilgili daha fazla ayrıntı almayı hedefliyordu.

            -Ben de bilmiyorum, Sayın Hâkim Bey, pardon Hadim Bey. Bu ne aymazlıktı. Edepsizin olandan, bitenden haberi dahi yoktu galiba. Hadim Bey, zeki olmasının ve mütevazı kişiliğinin yanında aynı zamanda sabırlıydı. Karşısındaki kişinin cahilliğine kızmadı ve lütfederek şüphelinin üzerine atılı suçu açıklamaya başladı.

            – Hâkimlik Mesleği’nin Yasaklanmasına Dair Yasanın İhlali Suçu’ndan buradasın. Yıllardır hükümetin bu ülkede tamamen muktedir olacağı günlerin geleceğini öngörmeyerek „Öngörememe Suçu“nu işledin. Bu öngörüsüzlük döneminde, ayrıca hikmeti hükümete tam itaat göstermeyerek „Uyumluluk Yükümlülüğünü İhlal Suçu“nu işledin.

            – Doğrudur, Hadim Bey. Öngörüsüzlüğümü ve uyumsuzluğumu kabul ediyorum. Suçu işlediğim dönemde sadece önüme gelen dosyalarla ilgilendim. Başka şeylerle ilgilenme fırsatım olmadı. Ne televizyon izledim ne de gazete okudum. Havayı koklayamadım. Yağmurun nereye yağacağını göremedim. Yani hâkim, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olamadım galiba.

            – Sadece fehim olup, kafanı çalıştırsan yeterdi. Fazlasına gerek yoktu. Neyse, suçunu kabul etmen güzel. O zaman son bir husus kaldı. Yasa gereği sana hatırlatmam gereken bir şey var: Pişmanlık ve Sadakat Anlaşması. Adından da anlaşılacağı üzere bu bir anlaşma. Sen de kazanacaksın, devletlu hükümetimiz de kazanacak. Win win yani. Eğer geçmiş dönemde adalete bağlı olduğunu itiraf, bu nedenle pişmanlığını ilan ve bundan sonra hükümetimize her şart altında bağlılığına dair yemin edersen, kurtulacaksın. Ne dersin?

            – Sayın Hakem Bey, bana zaman ayırıp, beni buraya davet ettiğiniz ve dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sizlerin zamanını çaldığım için özür dilerim. Ailem adımı, adaletli olayım diye adalet koydu. Bana ismimle her hitap edilişinde, şu kâinatı dengede tutan adalet aklıma geliyor. Ben adaletten ayrılırsam, kâinat başıma yıkılır. Bu göçük altında ezilmektense, zindan içinde hapsedilmeyi tercih ederim.

            Bu sözler Hadim Bey’i çok sinirlendirmişti.

            – Alın bunu, diye bağırdı Hadim Bey. Hâkimlik Mesleğinin Yasaklanmasına Dair Yasanın İhlali suçundan tutuklusun. Artık bu ülkede hâkimlik yapılmayacağı bilinsin. Sizin gibilerin yeri ya zindanlar ya da sürgünler. Yaşasın adaletsizlik, yaşasın hükümet!

            Adalet Hanım, hak ettiği yere gönderildi. Ülke bir hâkimin varlığından daha kurtulmuştu. Şu dışardaki güzel havayı bir hâkim daha solumayacaktı. Ülkeyi ne de güzel günler bekliyordu. Dikensiz bahçeler ne de güzeldi.

            Adalet Hanım, yine ağlıyordu. Bu sefer yüzünde bir gülümseme de vardı. Sanki suçluluk hissi duymuyordu. Sanki yaptığından pişman değildi. Sanki başka bir şeye ağlıyordu.

            Acaba neden ağlıyordu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here