• Ekim 23, 2022
  • No Comment

21. Yüzyılın Nazileri ve Schindlerleri

21. Yüzyılın Nazileri ve Schindlerleri

Konuk Yazar:
Serdar Bülent Kandemir

 

“Yazmasam deli olacaktım” Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” öyküsünün son cümlesi böyle bitmektedir. Öykünün sonunda: “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” der yazar.

Zaman değişti, benim cebimde canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için taşıdığım bir çakım yok ama gündemi takip etmek için taşıdığım cep telefonum var. Son günlerde Türkiye gündemini takip etmek başlı başına can sıkan bir olgu. Yolsuzluklar, ekonomik sıkıntılar, yüksek enflasyon, hukuksuzluklar, bir ilin Garnizon Komutanın maiyetindeki erlere cinsel istismarda bulunduğu ve Jandarma Genel Komutanlığında görevli iki albayın kafeteryada görevli bayana tecavüz ettiği iddialarını ve bu iddialara ilişkin hakim savcıların üç maymunu oynadıklarını görünce insan ülkesi ve ülkesinin geleceği adına ciddi endişe ve üzüntü yaşıyor. Ama aynı yargı mensuplarının sırf hükümet öyle istiyor diye ekonomik sıkıntı yaşayan ailelere “insani yardım” yapan kişileri terör örgütü üyeliği ile suçlaması ayrı bir can sıkıntısı.  

Bu bağlamda birkaç gün önce ülke genelinde 54 ilde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası KHK ile ihraç edilen kişiler ve oluşturulan olağanüstü hal koşullarında yargılanıp cezaevinde tutuklu ya da hükümlü olanların ailelerine yardım ettiği iddiasıyla 704 kişi hakkında yürütülen soruşturmada komik gerekçelerle bir çok insan tutuklandı.

KHK’lı ailelerin çocuklarına uygun ücretle ders veren KHK’lı öğretmenler, Antalya’da serasında yetiştirdiği domateslerden KHK’lı ailelere veren çiftçi, yine Çorum’da eski koğuş arkadaşlarının ailelerine yetiştirdiği elma, patates ve soğandan veren bir başka çiftçi… uzayıp gidiyor liste,

  Evet LİSTE, yardım edenlerin LİSTESİ, yardım edilenlerin LİSTESİ, gözaltıma alınan ve tutuklananların LİSTESİ. Liste kelimesini duydukça aklıma II. Dünya Savaşı sırasında Naziler’in uygulamış olduğu soykırımdan binin üzerinde Polonya Yahudisinin kurtarılmasında rolü olan Oskar Schindler’i ve bu kurtarmayı konu edinen “Schindlerin Listesi (Schindler’s List)” filmi geliyor.

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı, yazar Thomas Keneally’in orijinal adı “Schindler’s Ark” olan romanından uyarlanmış ve 1993 yılında çekilen ve pek çok ödül alan filmin konusu:

Oskar Schindler, Nazi Almanya’sına iş kurmak amacı ile gelir ancak beş kuruşu yoktur. Kendi deyişiyle sunum yeteneği sayesinde birçok üst düzey Alman SS subayı ile dost olur. Bu sırada Yahudi Soykırımı başlamıştır. Schindler’in fabrikası artık getto kamplarındakilerin cennet kapısı olmaya başlamıştır. Schindler´in yardımcısı Itzhak Stern de bir Yahudi’dir. Stern, Schindler’in fabrikasının idaresini yürütürken, bir yandan da belgelerde yaptığı değişikliklerle birçok Yahudi’yi Alman savaş gücü için gerekli göstererek, fabrikaya alır ve toplama kamplarına gönderilmekten kurtarır.

Sonrasında, gettolardaki Yahudiler, Krakow’un güneyinde inşa edilen Plaszow Toplama Kampına sürülür ve bu sırada Alman askerlerinin gettoları boşaltmasını bölgeye hakim bir tepeden izleyen Schindler, birçok Yahudi’nin öldürülmesine tanık olur. Fakat, Stern’in de uyarılarıyla, özellikle Plaszow kampının komutanı Amon Leopold Göth başta olmak üzere, Alman subaylarıyla işbirliğine devam eder. Fabrika bir yandan kâr amacıyla çalışırken, Schindler bir yandan da mümkün olduğunca çok Yahudi’nin kurtarılması için çabalamaktadır.

Bu esnada, Berlin’den gelen emirle, kamp tasfiye edilip, tüm esirler Auschwitz’e sürülmeye başlanır. Schindler, her işçi için verdiği yüklü miktardaki rüşvetle, Amon Göth’ü kendi Yahudileri’ni, eski evinin bulunduğu Zwittau-Brinnlitz’de (Çekoslovakya) kuracağı fabrikaya götürmeye ikna eder. Schindler’in fabrikasına götürülmek üzere trene bindirilen erkeklerin fabrikaya ulaşmasına rağmen, Yahudi kadınlar bir yanlışlık sonucu Auschwitz’e götürülür. Fakat, Schindler kampın komutanı Rudolf Höß’e verdiği rüşvet ile kadınları tekrar kurtarır ve sonunda listesinde bulunan tüm Yahudileri kendi fabrikasına aldırmayı başarır.

Almanya’nın teslim olması ile beraber, hâlen bir Nazi partisi üyesi ve kendi deyişiyle köle işçilerden kazanç sağlayan bir kimse olduğu için Schindler, Sovyet askerlerinden kaçmak zorundadır. SS korumalarına, evlerine bir katil veya insan olarak dönmenin ellerinde olduğunu söyler ve askerler esirlere dokunmadan fabrikayı terk ederler. Gece, işçileri ile vedalaşması esnasında, işçiler Schindler’e gerekirse delil olarak sunması için her birinin imzaladığı ve onlar için bir katil olmadığını izah ettikleri bir mektup ile üzerine Talmud’dan “Kim ki bir insanın hayatını kurtarır, o tüm Dünya’yı kurtarır” sözünün işli olduğu, bir işçinin altın dişinden dövdükleri bir yüzük verirler. Schindler, duygulanır ve ağlayarak tüm bunların yeterli olmadığını, elinden gelenden daha fazlasını yapabilmiş, daha fazla insan kurtarabilmiş olmayı istediğini söyler.  Ayrıca tamamı siyah-beyaz olan filmdeki tek renkli görüntü bu küçük kızın paltosudur. Spielberg bu yolla, soykırımın bütün çıplaklığıyla orada olduğunu, nereden bakılırsa bakılsın gözden kaçmayacağını ortaya koymak istemiştir.[1]

“Kim ki bir insanın hayatını kurtarır, o tüm Dünya’yı kurtarır.” Talmud’da geçen ifade benzer şekilde Kuran-ı Kerim’de “kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Maide 32) şeklinde geçmektedir.

Nazi Almanya’sının benzeri bugün Türkiye’de farklı versiyonda yaşanmaktadır. Bir gruba ait olduğu iddia edilen insanlar, iktidar ve ona bağlı medya tarafından toplum nazarında şeytanlaştırılmaya çalışılmakta, çalışma hakkı gibi en doğal ve anayasal haklarından mahrum edilmekte ve bir anlamda açlığa mahkum edilmektedir. Ortak kaderi yaşayan ve aynı haksızlığa maruz kalmış insanların dayanışma adına bir araya gelmesi birbirine ekonomik destek olması suç sayılmış ve iktidar tarafından açlığa mahkum edilmek istenen kişilere yiyecek ve para yardımı gibi ‘insani yardımlar’ suç sayılmıştır.

2016 yılından bu yana terör örgütü üyeliği ile suçlanan binlerce kişinin evinde yapılan aramalarda, herhangi bir silah ve patlayıcı madde veya terör eyleminde kullanılabilecek herhangi bir madde bulunmamışken, son yapılan operasyonlarda ele geçirilen ve çocuklar için gönderilen yiyecek, giyecek ve para suç unsuru olarak medyaya servis edilmiştir.

Türkiye’yi açık bir Nazi kampı haline getiren iktidarın, resmi söylemi ile ‘ağaç kabuğu’ yemeye mahkum edilen bu insanların açlıktan ölmemesi için yardım yapan kişilerin her biri günümüzün Oskar Schindler’idir. Yıllar sonra bu distopik ülkede kurtarılan hayatlar ve bu hayatları kurtaranlar minnetle anılacak ve bugünler ülkenin tarihinde kara bir leke olarak kalacaktır.      

Canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakım yok ama canım çok sıkıldığı için uykunun tutmadığı gecenin bir yarısında bilgisayarı açıp içimdekileri yazmak istedim. Yazmasam deli olacaktım. 

 

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Schindler%27in_Listesi

Bu Yazılarıda Okuyabilirisiniz

Askeri Casusluk mu? Kritik Projeleri Pazarlama Şubesi mi?

Askeri Casusluk mu? Kritik Projeleri Pazarlama Şubesi mi?

5 Kasım 2022 tarihli yazımda, “Türkiye Devletinin çok önemli kurumlarının içine yuvalanarak, o kurumlardaki çok gizli ve gizli belgeleri ele geçirip…
Akrebin Kıskacındaki Yargı:  “Teklif ve Karar”

Akrebin Kıskacındaki Yargı: “Teklif ve Karar”

Odasının önüne geldiğinde, kendisini bekleyen genç kâtip “imzalamanız gereken müzekkereleri getirdim efendim” dedi. Cumhuriyet Savcısı Serdar, yüz kızartıcı bir suç işlemiş…
SOYKIRIM HAVUZU

SOYKIRIM HAVUZU

SOYKIRIM HAVUZU Erdoğan Rejiminin sistematik suçlarından birisi de toplumun bir kesimine karşı soykırım amaçlı oluşturulan “Veri Havuzu”dur. “FETÖ Havuzu” denilen ve…
Son ‘adalet’ silici Bekir Bozdağ, saygı bekliyor!

Son ‘adalet’ silici Bekir Bozdağ, saygı bekliyor!

17-25 Aralık 2013 tarihinin hemen sonrasında “talimatı” verilen biat etmeyen muhalif toplum kesimine yönelik soykırım ve imha sürecine ilişkin, sürecin baş…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir