15 TEMMUZ YARGI DARBESİNİN FAİLLERİ-2: Dönemin HSYK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz

0
2285

Hukuk penceresinde hazırladığımız “15 Temmuz darbe yargısının failleri” yazı dizisini hazırlarken “yargının bu gün geldiği durumu bir kişi üzerinden özetlemek gerekirse, o kişi kim olur?” sorusuna cevap olarak aklımdan geçen ilk isim tartışmasız Mehmet Yılmaz oldu.

Bir kişiyi, hele hele kişiliğini başka kişi ve grupların emrinde eriterek yok eden bir kişiyi muhatap almak, onunla polemiğe girmek niyetinde değilim. Ancak; itibarını, güç karşısında meslek onur ve haysiyetini, bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybetmiş bir yargıyı soyut kelimelerle betimlemek yerine o yargıyı kişiliğinde tecessüs ettiren bir kişi üzerinden net ve somut ifade etmek daha isabetli olur.

Mehmet Yılmaz kariyerinde herhangi bir başarısı veya örnek davranışı olmadığı halde 17/25 Aralık olayları sonrası yargı teşkilatında kendini sosyal demokrat olarak tanıtarak aniden ortaya çıkan bir isimdir. 1987 yılında Hakim olarak başlayan hayatı 1993 yılında Adalet müfetişi olarak atanmasıyla birlikte hep Ankara’da geçmiştir. Büyük suçlamalar atfederek karşısında yer aldığı yargı teşkilatının seçtiği ilk Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından “HSYK Başmüfettişliği” ünvanıyla taltif edilmiş bir isimdir.

AKP başkanı ile aile üyeleri, iş dünyası ve bürokraside bulunan ortaklarının muhatap oldukları yolsuzluk kataloguna giren suçlamlar karşısında hukuken ve siyaseten şeffaf bir denetimi kabul etmemelerinin doğal sonucu olarak suçlamalardan kurtulmanın bir yolu arandı ve sonunda formül bulundu: bir düşman bulmak ve bu düşmanın düşmanlarıyla ittifak yapmak. Mehmet Yılmaz’ın ortaya çıkışı tam olarak bu zamana tekabül eder. Siyaset dünyasında ve bürokraside perde arkasında yapılan anlaşmaların bir parçası da yargıyı yeniden yapılandırma üzerine olmuştur. Kürt siyaseti haricinde mecliste temsil edilen siyasi partilerin bu yapılandırmaya dolaylı değil doğrudan destekleri olmuştur. Sosyal demokrat (!) Mehmet Yılmaz da bu anlamda, sosyal demokrat ve Alevi olduğunu iddia eden Abbas Özden ve Ömür Topaç ile beraber CHP genel merkeziyle temasta bulunmuştur.

Bu noktada akla şu soru gelebilir: “Ne var bunda, işte, tüm kesimlerin temsil edildiği bir yargı amaçlanmış?”. Ama işin aslı öyle değil, çünkü; menfaat temini, yolsuzlukları örtme, düşman hukuku uygulaması üzerine kurulan bir ittifak oluşturuldu. Yani, AKP başkanı ve yakınlarının suçlarının görmezden gelinmesi ve üzerinin örtülmesine karşılık, yargı dahil olmak üzere devlet içindeki yeni partnerlerine makam, mevki ve menfaatler sağlanacaktı. Ayrıca her iki tarafın düşman kabul ettiği Gülen hareketi mensupları, sempatizanları ya da böyle olduğu kabul edilenlere hukuk içindeymiş gibi gösterilerek “kuralsız bir savaş ilanı” konusunda ortak irade sergilenecekti. Muhalefet partilerinin de 17/25 Aralık yolsuzlukları üzerinden muhalefet oyunu oynarken, bu soruşturmalarda görev alan yargı mensupları ve kamu görevlilerine yapılan hukuksuzlukları görmezden gelmelerinin arkasında da yine bu işbirliğinin varlığı yatmaktadır.

Mehmet Yılmaz gelişigüzel seçilmiş bir profil değil, aksine üzerinde çalışılmış bir projedir. Yapılan anlaşmanın ortaklarının aynı anda hakim olduğu bir role sahiptir. Bu rol hiç bir zaman “beyin” yada “kalp” olmamıştır. Olsa olsa “dil” veya “kol” olmuştur. Bir taraf için Atatürkçü sol (!) kesimi temsil ederken, diğer taraf için zaafları iyi bilinen, bu zaaflar üzerinden elde tutulan kullanışlı bir aparattır. Başka bir deyişle yargıyı siyasetin köpeği olarak görenlerin kendilerini temsilen siyasetçinin kapısına bıraktığı bir figürandır. Nitekim Yargıda Birlik Platformu (YBP) adı verilen, özünde yargıyı Erdoğan’a bağlayan oluşumun açılış töreninde sahnede başrolü üstlenmiştir. Bu toplantıda :“…HSYK’nın görevi operasyonel bir yargı inşa etmek ve bunları koruma altına almak değildir. ” gibi iddialı bir beyanda bulunmuş, ama AKP emrinde seçilen arkadaşlarıyla beraber sürgün, açığa alma, yersiz soruşturma açma ve nihayetinde 15 Temmuz sonrası binlerce yargı mensubunu kuralsız bir şekilde ihraç etmek gibi “operasyonel” işler yapmaktan geri durmamıştır. Daha sonra yaşanan süreçte hukuk kılıfı giydirilmiş tüm hukuksuzluklarda vitrine çıkarak açıklama yapmak görevi hep Mehmet Yılmaz’a düştü.

Hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in verdikleri bir karar nedeniyle tutuklanmaları sürecinde “geç kalındı” diye uyaran Erdoğan’a hafta sonu işlem yapamamanın üzüntüsüyle “özür” le temennada bulunmak işi de ona düştü. Yargı kararı olarak ortaya konulan aleni cinayetleri kamuoyu önünde hiçbirşey olmamış gibi, yapılanlar normalmiş gibi savunmak ve hatte bazen övmek işini de o üstlendi. Bu anlamda ele alınabilecek onlarca örnek verilebilir. Ancak burada, AKP başkanının emrine girerek kişiliğini yitirmiş bir yargının durumunu en iyi simgeleyecek iki olaydaki rolü her şeyi anlatmaya yetecektir. Zir bu örnekler aynı zamanda Uluslararası başvurularda Türk yargısının bağımsızlık ve tarafsızlığını yitirmiş olmasının da aleni delilleri niteliği taşıyor.

Adalet Bakanlığı’nın hakim ve savcılara dağıttığı bir eğitim kitapçığında tutuklu yargılanan Hakim ve Savcılar için “tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır” şeklindeki açık müdahaleyi te’vil etme görevi yine Mehmet Yılmaz’a düştü.:”…- bizde bir delil havuzu oluştu. Mahkemelerdeki yargılamalarda bizdeki deliller olmuyor. Yani bizdeki soruşturma dosyasındaki deliller, onlar da bulunmayabiliyor. Adalet Bakanlığı bu sebeple ‘HSK ile istişare edin’ dedi.” Adeta şecaat arzederken sirkatini serdetti; böylece kaynağı belirsiz, Ceza Muhakeme sistemi dışında elde edilen ya da oluşturulan bilgi ve belgelerin Mahkemelere delil olarak empoze edildiğini, üstelik yargı mensuplarının tutukluluklarının da Mahkemenin takdirinde olmadığını ıspata gerek kalmayacak şekilde öğrenmiş olduk.

Mehmet Yılmaz sadece siyasetin pisliklerini temizleyen paspasçı değil gerektiğinde adeta siyasetçinin yerini alarak ya da menfaatlerini koruyan temsilcisi gibi davranarak asla yerine getiremeyeceğini bildiği boyunu aşan laflar etme özelliğine de sahiptir. Ekim 2016 da Avrupa Yargı Konseyleri Ağı (ENJC), yapılan hukuksuzluklar nedeniyle HSYK’nın “gözlemci” statüsünün askıya alınabileceğine dair açıklama yapmıştı. Buna karşı Mehmet Yılmaz basına açıklama yaparak, ENJC’nin toplantısına katılacağını, kendilerine gelen (toplam 70 sayfalık) yazının tercümesi yapılamadığından cevap veremediklerini, ama bizzat giderek yapacağı açıklamalarla onları utandıracağını söylemişti. Mehmet Yılmaz toplantıya gitti, döndü, ama bir daha kimse ondan konuyla ilgili herhangi bir söz duymadı. Nitekim ENJC Aralık 2016 da yaptığı açıklamada: Görevden alınan binlerce hâkim-savcının durumu; Kararlarında uluslararası standartlara uyulduğu konusunda tatmin edici bilgi edinilmemesi gerekçeleriyle ‘’HSYK’nın gözlemci statüsü için gerekli standartları karşılamadığı’’ sonucuna varmıştır. Biz de Mehmet Yılmaz’ın temsil ettiği HSYK’ya gönderilen metnin tercüme edilmememesinin değil, aslında hukuk diline tercüme edemediklerini bu vesileyle öğrenmiş olduk.

Daha da ilginci bu karardan hemen sonra AKP başkanı Mehmet Yılmaz ön safta olmak üzere YBD’yi sarayındaki sofraya davet ederek onlara hitaben yaptığı konuşmada ENJC’nin kararı ile Batıdaki yargı kurum ve kuruluşlarından gelen tepkileri işaret ederek: “Batıdaki çok değişik yerlerde YBD olarak birileri ön açmayabilir, belki görmeyebilir, pas vermeyebilir umursamayın; it ürür kervan yürür’’ şeklinde teselli ederek YBD’nin sahibi olduğunu tescil etmiştir.

O kadar fonksiyonel bir aparata dönüşmüş olmalı ki yapılan anlaşmanın miadı dolduğu halde, 16 Nisan 2017 tarihli referandumunda yapılan değişikliklerle yargıya tam sahip olan AKP başkanı devam edeceğini söylediği işbirliği adına HSK’daki partnerlerinden sadece Mehmet Yılmaz’ı yerinde tutmuştur.

15 Temmuz tarihi her ne kadar niteliği tartışmalı bir militarist girişim üzerinden adlandırılsa da; esas darbe, önceden hazırlığını yapmış ve o günü bekleyen, bordrolarda yargı mensubu, gerçekte ise AKP başkanının emir kulu olan kişiler eliyle yapılmıştır. Ankara Hakimevinde bulunan bu ekibin içinde, beyin takımından olmasa da, önüne konulanı imzalama konusunda önceden yaptığı anlaşmaya sadık Mehmet Yılmaz da vardır. Şu sıralar orada bulunmayı övünçle anlatıp dursa da, o gün olup bitenler soruşturulduğunda Mehmet Yılmaz bizzat dönen dolapları anlatacak kişi olacaktır.

.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here