Muhafazakâr Hukukçu’nun Noksanlığı: Muhafazakârlık

0
221

Son yıllarda, siyasi iktidarın gücü ve rüzgârının da etkisiyle, kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan hukukçular yargı sisteminde etkin olma ve onu şekillendirme hususunda önemli olanaklara sahip oldular.

Ancak yargının temel hak ve özgürlüklere dair karnesi incelendiğinde, öncekilerine nazaran daha kötü notlarla dolu olduğunu görmek muhafazakâr toplum kesimini şaşırttı. Hukuk eliyle yaşamlarına müdahale edildiğini, inançlarını özgürce yaşamalarının kısıtlandığını, haksız itham ve suçlamalara maruz kaldığını iddia eden muhafazakâr mahalle sakinleri, bu defa da kendisinden bildiği hukukçular eliyle adeta “soykırıma” tabi tutuldu. Önceki zamanlarda görülmemiş zulüm ve işkencelere uğradı, haksızlıklar yaşadı.

Muhafazakâr hukukçunun içerisinde debelendiği ilkesizliğin, ahlak ve erdem yoksunluğunun, bırakın hukukî anlamda bir değer üretmeyi, devraldığı birikimi dahi bir mirasyedi gibi çarçur etmesinin temel sebebi ne?

Muhafazakâr hukukçular, hukuku, ilmihal ezberlemek gibi kanun maddesi hıfzetmekten ibaret zannettiler. Onun özünü, esasını, sergüzeşt-i hayatını kavramaya gayret etmediler.

Hukukçuluk onlar için geçimlerini sağlamaya aracılık eden bir “iş”, ait oldukları sosyal sınıf ve ekonomik ortamdan kurtulmalarını sağlayacak bir “araç”tı.

İçlerinden çok iyi “kanun (içtihat) hafızları” çıktı, ancak ülke ve dünya hukukuna katkı sağlayarak adından söz ettirenlerine rastlayamadık henüz. Ezberlerinde tuttukları kanun maddelerini anlamadan uzaktılar zira. Anlayabilmek için karşılaştırma ve yorum yapabilmek lazımdı, bu ise “kanun hamalı” olmanın ötesinde “hukuk kültürü” ile donanmış bir beyin ve ruha sahip olmayı zorunlu kılıyordu.

Hak dağıtımı, güçlü beden ve ruhların omuzlayabileceği, sorumluluk gerektiren ağır bir yüktür. Muhafazakâr nesil bunu taşıyamazdı. Zira onlar, Türkiye’de son yüz yıl içinde irtica paranoyası ile sürekli hırpalanmış, horlanmış, devlet karşısında takatsiz ve çaresiz bırakılmış, temel ekonomik ve sosyal haklarına sudan bahanelerle sınırlamalar getirilmiş bir mahallenin çocuklarıydılar. Bu etkenler, muhafazakâr neslin ruhunda tedavisi mümkün olmayan onulmaz yaralar açmıştı. Bir taraftan aile ve çevresinden görüp öğrendiği “hayatın gerçekleri”, diğer yanda kitaplarda okuduğu bunlarla çelişen “doğrular” onun kafasını daha da karıştırmıştır.

Yaşanan her siyasi ve ekonomik kriz, yapılan darbe ve darbecikler muhafazakâr nesli mahallesi sınırlarına kapatıp marjinalleştirdi; dışardaki hayat onu korkuttu. Muhafazakâr hukukçu böylesi bir mahallenin rahminde doğup büyüdü.

Muhafazakâr mahallenin “idealist” gençleri açısından devlet, kurum ve kuruluşları içten fethedilerek ele geçirilecek bir mevzi; resmi devlet ideolojisi ise kendini koruyan araçlar zaptedilerek yok edilmesi gereken bir düşman olarak algılandı.

Bunlar gizliden veya açıktan amaç edinildi. Bu “kutsal” gayeye ulaşmak için her yol muhafazakâr hukukçu tarafından “mübah” görüldü. Bu tür halet-i ruhiyeye sahip bir neslin, hukuku ve onun temel usul, ilke ve esasları yanında bunların tarihsel serüvenlerini tam manasıyla kavrayıp hayata geçirmesini beklemek ne kadar doğru olur?

Her kişi bu soruyu kendine göre cevaplayabilir, ancak ben bu hususta ümitli olmakla birlikte, olumsuz örneklerin çokluğu nedeniyle mutlu değilim.

Hukuku, bir “silah” olarak algılayan bir mantığın, onunla, ayrım yapmaksızın eşit şekilde herkese adalet dağıtmasını beklemek hayalperestliktir.

15 Temmuz darbe tiyatrosu sonrasında hâkim, savcı, avukat veya bürokrat görünümlü muhafazakâr hukukçuları ellerinde tespih, ağızlarında zikir, başlarında örtü ve üstlerinde cübbeleri olduğu halde, abdestlerini de alarak “cihat” uğruna kendi mahalle sakinlerini “asi”, karşı mahalle sakinlerini ise “hain” ve “düşman” ilan edip adeta “kılıçtan” geçirdiler.

Bundan zerre kadar rahatsızlık duymadılar. Tam aksine haz aldılar. Hukuk nezdinde ne kadar suçlu olsalar da, öte tarafta tahsil edecekleri sevapların hazzıyla kendilerinden geçtiler. Bu dünyadaki malvarlıkları yanında, kesin olarak gideceklerini bildikleri cennetteki hurili köşklerin hayaliyle sarhoş oldular.

Demem o ki, muhafazakâr hukukçumuz, insanlığın ortak dünyasının ve onun mirasının değil, kendi zihninde inşa ettiği ötelerdeki bilinmez bir dünyanın hukukçusudur.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here