HAK VE GAK

HAK VE GAK

Gül ve bülbül sorunu artık kesin bir çözüm bekliyordu. Kargalar açısından durum iyiden iyiye can sıkıcı hale gelmişti. Her yerde bülbül sesi, her yerde gül kokusu… Kargaların egemenliği tehlike altındaydı. Yapılan bütün propagandalar bir dönem etkisini sürdürse de, gül ve bülbüle olan ilgi bir türlü kırılamıyordu.

Gülün isminin “dikenli” olarak değiştirilmesi aslında büyük bir reform niteliğindeydi. Her tarafta dikenlerin sebep olduğu kanlı birkaç kaza, güvenliği tehdit eden olaylar olarak Kuş TV’de, Radyo Kuş’ta ve kuş sosyal medyalarında yoğun bir şekilde terör olayı gibi lanse edildi. Hatta o dönem propagandanın etkisiyle arıların boykotu bile gerçekleşmişti. Ama bir türlü gülün kokusunun önüne geçilemiyordu. Bunun üzerine ikinci adım olarak güller telef edildi. Bu sefer de bülbüller sıkıntıya yol açtı.

Bülbüllerin avazı çıktığı kadar gülleri anlatması, güllere güfteler yazması ve besteler yapması, güle olan ilgiyi hep diri tutuyordu. Birkaç bülbüle dut verilerek susmaları sağlanmıştı. Ama çoğu bülbül dut tekliflerini reddetmişti. Son zamanlarda gizliden gizliye tekrar güllerin yetiştiği dedikoduları bile dolaşmaya başlamıştı. Durum kötüye gidiyordu.

Kargalar kurulu son adım olarak kesin bir şekilde bülbülleri susturmaya karar vermek üzere toplandı. Mevsim temmuzdu, hava sıcaktı. Akşam saati tercih edildi. Gece toplanılması talebi geç olacağı için reddedildi.

En yaşlı karga olan Başkarga, sözlerine başlamadan önce kürsüye gelirken ortamdaki “gak gak” sesleri azalmaya başladı. Başkarga kürsüye geldiğinde ortamda bir gak sesi bile yoktu. Başkarga, kargaların tarihinden, uzun ömürlü olmasından, zeki olmasından bahsettikten sonra Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdükten insana toprağa gömmeyi öğreten fikrin bir kargadan doğmuş olmasından hareketle kargaların insanlardan bile daha üstün olduğunu savunan klasik tezini bir kez daha yineledi ve devam etti:

“İşte bu bizim şanlı hikayemiz. Ancak nedense dillerde gül ve bülbül var, onların aşkı konuşuluyor. Kargaların artık hak ettiği yeri alma vakti gelmiş ve geçmektedir. Güller öldü, ama bülbülün gül sevdası bitmedi. Bu bitmezse, biz kargalar biteceğiz ve hikayemiz hiç konuşulmayacak.”

Heyetten sinsiliği ile ünlü Yankarga söz istedi:

“Efendim, güle ‘dikenli’ dedik, bülbüle de ‘dikenci’ diyelim. Dikeni övmekten ceza verelim, bu dikencilere” dedi.

Fikir olumlu bir hava estirmişti. Neredeyse tüm kargaların hoşuna gitmişti, Başkarga hariç.

“Evet, mantıklı bir teklif ama yeterli değil. Bülbüller çok ötüyor, kendilerini aklayabilirler.”

Bunun üzerine Piskarga izin bile almadan lafa girdi:

“Hapsedelim efendim. Ağaç zindanlarında çürüyüp gitsinler.”

Ortalık bir anda karıştı. “Onları mı besleyeceğiz?” homurtuları duyuluyordu. Bu sefer Boşkarga’nın sesi duyuldu:

“Tabii ki hayır, ağaç kökü yesinler, onlara su bile yok,” dedi.

Ortama bu sefer alkış sesleri hakim oldu.

Bu heyecan Başkarga’yı çok mutlu etmişti. Ama hala onun tereddütleri vardı. Önce “gaaaak!” diye bağırarak dikkatleri üzerine çekti ve ortamı tekrar sakinleştirdi. Tüm kargalar Başkarga’ya baktı.

Başkarga:
“Peki ya ağaç zindanlarından çıkıp yine devam ederlerse?”

Piskarga yeni bir teklif sundu. Toplantıya bu haliyle en hazır o görünüyordu:
“Efendim, sadece hapsetmeyelim, tüylerini de yolalım,” dedi.

Mantıklıydı.

Başkarga:
“Tüyleri yeniden çıkar. Uzun vadede yine bizi yorar bu bülbüller.”

“O zaman,” dedi Piskarga, “kanatlarını kıralım.”

Ortam coşkudan “gak gak” sesleriyle inliyordu. Asırlar süren gül ile bülbül efsanesi bitiyordu.

Sadece bir itiraz geldi bu teklife. O da henüz saflığını yitirmemiş Safkarga’dan:

“Ama bu yaptığınız, kuş haklarına aykırı. Bir kuş uçmak için doğar… Kanatlarına dokunamazsınız.”

Herkes “gak gak” diye gülüyor, “Safkarga yine saf saf konuştu,” diyordu. Safkarga hala tarihin dönüm noktasında olunduğundan habersizdi. Safkarga “hak, hak” dedikçe diğer kargalar “gak gak” diye onunla alay ediyordu.

Toplantının sonuna gelinmişti. Güllerin “dikenli” olduğu propagandasına devam edilmesi, bülbüllerin “dikenci” olarak ilan edilmesi, bülbüller için dut teklifinin her zaman açık tutulması, bülbüllerin hapsedilmesi, ağaç kökü yedirilmesi, su bile verilmemesi, kanatlarının kırılması ve uçamaz hale getirilmesine karar verildi.

Kargalar dediklerini yaptılar. Bülbüllerin çoğunu kanatlarını kırarak ağaç zindanlarına hapsettiler.

Ama havada hala gül kokusu vardı.

Ne kırılabiliyor, ne susturulabiliyordu.

Ve en çok da bu, kargaları rahatsız ediyordu.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir