- ANASAYFA
- No Comment
BİR TUTAM SAÇIN AĞIRLIĞI
15 Temmuz’u takip eden gün, siyasi saiklerle başlatılan soruşturma neticesinde tutuklandım. Bir yargı mensubu olarak Anayasal güvencelerim hiçe sayılarak Sivas cezaevinde tutsak edildim. Bu tarihten sonra ikili bir hukuk sistemi meri hale geldi. Makul olana uygulanan şekli hukuk ile, düşman olana uygulanan gizli hukuk birbirinden tamamen farklıydı. Önceki ne kadar yazılı kurallar ve teamüller ile belirli hale gelmişse, diğeri bir o kadar belirsiz ve keyfi haldeydi. Soruşturmanın başlatılması sürecinde bana uygulanan düşman ceza hukuku, cezaevindeki uygulamalarda da kendisini gösterdi. Anayasa Mahkemesi tarafından, yaptığım bir başvuru sonrasında lehime vermiş olan ve düşman ceza hukukunun uygulandığını açıkça ortaya koyan ihlal kararı bu açıdan önemli.
Nomal bir suçtan tutuklu veya hükümlü bulunan kişilere tanınan haklar ve özgürlükler, politik motivasyonla cezaevine konulan kişilere kısmen veya tamamen tanınmadı. Cezaevinde insanın kendisine ait alanı daralır. Nerede duracağınız, ne zaman yürüyeceğiniz, kiminle görüşeceğiniz büyük ölçüde başkalarının kararına bağlıdır. Böyle bir yerde bedeniniz üzerinde söz sahibi olabilmek daha da anlam kazanır. Saçınızı nasıl taşıyacağınız gibi dışarıdan bakıldığında küçük görünen bir tercih, insanın kendi varlığını koruma çabasının parçasına dönüşebilir.
Anayasa Mahkemesi kararına yansıyan yıllar süren hukuk mücadelem de saçlarımı kestirmek istemediğimi söylememle başladı.
Duruşmaya katılmak üzere geçici olarak götürüldüğüm Sincan Cezaevinde saçlarımın kesilmesi istendi. Daha önce Sivas’tan ansızın nakledildiğim Silivri’de aynı gerekçeyle verilen disiplin cezasının yargı kararıyla kaldırıldığını görevlilere anlattım. İtirazımın hukuki bir karşılığı olduğunu, bu meselenin bir yargı merciinin önüne geldiğini söyledim. Buna rağmen saçlarımı kestirmem yönündeki ısrar sürdü.
Ardından fiziksel müdahale geldi. Şikâyet dilekçelerimde anlattığım üzere, görevliler tarafından tutuldum, bedenime güç uygulandı. Olay sonrasında yapılan muayenede yaralanma bulguları kayda geçti. Sürecin sonunda, üzerimdeki baskı altında saçlarımı kısaltmak zorunda kaldım.
Bütün bunların bir insanın saçının uzunluğu nedeniyle yaşanmış olması, olayın ağırlığını anlatmayı bazen güçleştiriyor. Saç yeniden uzar. Fakat bedeniniz üzerindeki iradenizin dikkate alınmaması, itirazınızın zor kullanılarak karşılanması başka bir iz bırakır. O izin hesabı, kaç santimetre saç kesildiğiyle tutulamaz.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde şikâyetçi oldum. Olayın aydınlatılmasını, tanıkların dinlenmesini ve mevcut delillerin incelenmesini istedim. Sonunda görevliler hakkında savcıtakipsizlik kararı verildi. İtirazım da aynı yer sulh ceza hakimi tarafından reddedildi. Aynı olay nedeniyle bu kez benim hakkımda, görevi yaptırmamak için direnme suçlamasıyla dava açıldı. Verilen bu kararlar tek başına 15 Temmuz günü “mahkum edilen” ben ve benimle aynı kaderi paylaşan kişilere yargı sisteminin bakış açısını göstermesi nedeniyle tarihi bir vesika niteliğindedir. Siyasi olarak şeytanlaştırılan ve yargı eliyle sistematik soykırıma tabi tutulan bizlerin herhangi bir hak talep etmesi mümkün değildi. Masumiyet karinesinde asıl olan suçsuzluktur; bizim durumumuzda ise asıl olan suçluluktu. Suçlu olarak kabul edilen kişinin gösterdiği delillerin toplanmaması, yasal dayanağı olmayan muamelelere muhatap olması gayet normaldi. Hakkımı aramak suretiyle cezaevi görevlilerini meşgul etmem ve hukuka aykırı taleplerine karşı pasif direnç göstermem Savcı Serkan Köse tarafından suç olarak kabul edildi ve aleyhime dava açıldı.
Bir yandan maruz kaldığım müdahalenin araştırılmasını istiyor, diğer yandan o olayın sanığı olarak kendimi savunuyordum. Şikâyetinizde anlattığınız olayın sizin aleyhinize bir suçlamanın da konusu hâline gelmesi, adalet arayışına ayrı bir yük ekliyor. Kurumun tuttuğu tutanakların karşısında kendi anlatımınızı duyurmak, yaşadığınız şeyi bir kez daha, bu defa dosyanın içinde ispat etmeye çalışmak zorunda kalıyorsunuz.
Aradan yıllar geçti. Anayasa Mahkemesi sonunda başvurumu karara bağladı. Mahkeme, maruz kaldığım muamelenin insan haysiyetiyle bağdaşmadığına, şikâyetim üzerine yürütülen soruşturmanın da etkili olmadığına hükmetti.
Kararın en önemli sorusu son derece yalındı: Saçımı kestirmek için bana karşı güç kullanılması neden gerekliydi?
Dosyada bu soruyu karşılayan somut bir gerekçe yoktu. Saçımın uzunluğunun hangi sağlık tehlikesini doğurduğu, kurum güvenliğini nasıl tehdit ettiği ortaya konulmamıştı. Zorla saç kesimini haklı kılacak açık hukuki dayanak da gösterilememişti. Mahkeme, kullanılan gücün kesin olarak gerekli olmadığı sonucuna ulaştı.
Bu tespitin cezaevi duvarlarının ötesine uzanan bir anlamı var. Kamu görevlisinin bir talepte bulunması, o talebi yerine getirmek için her durumda güç kullanabileceği anlamına gelmiyor. Yetkinin kaynağı ve sınırı bulunmalı. Müdahaleyi gerekli kılan koşullar açıklanmalı. Özellikle kişi zaten devletin denetimi altındaysa, bedenine yönelen gücün gerekçesi daha büyük bir dikkatle sorgulanmalı.
Cezaevinde düzeni sağlamak idarenin görevidir. İnsan onurunu korumak da aynı görevin içindedir. Bir tutuklunun itiraz etmesi, onu anayasal güvencelerin dışına çıkarmaz. Hukuk, tam da itirazın idareyi rahatsız ettiği anda işe yaramalıdır. İdarenin takdir ettiği ölçüde korunan bir hak, kendisine en çok ihtiyaç duyulan yerde kişiyi yalnız bırakır.
Anayasa Mahkemesi, olayın ardından yürütülen soruşturmadaki eksikliklere de dikkat çekti. Dinlenmesini istediğim tanığın beyanı alınmamıştı. Olayda görev alan personelin anlatımlarına ve aynı kişilerin düzenlediği tutanaklara ağırlık verilmişti. Güç kullanmanın hukuki dayanağı ve gerekliliği yeterince araştırılmamıştı.
Burada durup düşünmek gerekiyor. Bir insan, kendisine kötü muamele edildiğini söylediğinde devlet o iddiayı nasıl dinliyor? Şikâyetin muhatabı olan görevlilerin tuttuğu tutanaklara baştan belirleyici bir ağırlık veriliyorsa, o kişinin sesini hangi delil duyuracak? Olayı gören tanık dinlenmeden, tıbbi bulgular bütün koşullarla birlikte değerlendirilmeden gerçeğe ne kadar yaklaşılabilir?
Etkili soruşturma, sonucu baştan belirlenmiş bir yargılama değildir. Olayın ciddi biçimde araştırılması, delillerin korunması, çelişkilerin giderilmesi ve sorumluluğun kişisel olarak değerlendirilmesidir. Şikâyetçinin anlatımı da kamu görevlisinin tutanağı da araştırmanın konusu olmalıdır. Görevlinin unvanı, anlattıklarının doğruluğunu tek başına kanıtlamaz.
Benim dosyamda Anayasa Mahkemesi hem müdahalenin kendisinde hem de sonrasındaki soruşturmada ihlal buldu. Bu iki tespit birlikte okunmalı. Çünkü yaşanan olay ile o olayın araştırılma biçimi, kişinin adalete duyduğu güveni birlikte belirliyor. Bir müdahalenin ardından yapılacak bağımsız ve özenli araştırma, devletin hak ihlalini ciddiye aldığını gösterebilir. Eksik soruşturma ise kişinin yaşadıklarının duyulmadığı hissini derinleştirir.
Mahkeme yeniden soruşturma yapılmasına ve manevi tazminata hükmetti. Bundan sonraki sorumluluk, karardaki tespitlerin dosyanın içinde karşılık bulmasını sağlamak. Eksik bırakılan araştırma tamamlanmalı, deliller değerlendirilmeli ve ilgili kişilerin sorumluluğu hukuk içinde belirlenmeli. Bir ihlal kararının değeri, uygulanırken gösterilen özenle de ölçülür.
Bu yazıyı yaşadıklarımı kayda geçirmek için kaleme alıyorum. Aynı zamanda, cezaevinden gelen ve dışarıya ulaşması güç olan seslerden birini duyurmak için. Kapalı kurumlarda yaşananların görünürlüğü sınırlıdır. Bu yüzden her şikâyet, onu dile getiren kişinin kimliğine, hakkındaki suçlamaya veya toplumdaki yerine bakılmadan ciddiyetle ele alınmalıdır.
Saçlarımı yeniden uzatabilirim. Kaybolan yılları geri getiremem. Bugün elimde, o gün bedenime yönelen gücün gerekli olmadığını ve şikâyetimin gerektiği gibi araştırılmadığını söyleyen bir karar var. Bu kararın başka insanların benzer bir muameleye uğramasını önlemeye katkı sağlamasını istiyorum.
Çünkü insan haysiyetinin sınandığı yerlerden biri de kimsenin görmediği koridorlardır. Hukukun oralara ulaşması, içeridekilerin hayatında somut bir karşılık bulmalıdır.
Mevcut şartlar altında Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında bana işkence yapan kamu görevlileri hakkında dava açılmasını, aleyhime açılan suçlamanın beraatle sonuçlanmasını, iddialarımı araştırmayan savcının ve itirazımı reddeden hakimin cezalandırılmasını beklemek gerçekçi değil. Ama mağdurlara düşen kendilerine yapılan hukuksuzlukları, bunları yapanları kayda geçirmek. Bu mağdurların kendilerine duydukları saygının bir gereği. Vermediğimiz her mücadele bizi eksiltiyor, vicdanımızda bir ağırlık oluşturuyor. Bu anlamda hak mücadelesi gerçekte insanı özgür kılıyor.