Türkiye’de 17 Aralık 2013 sonrası hızlanan ve 15 Temmuz 2016 sonrasında zirveye ulaşan bir hukuksuzluklar zinciri var. Tabi ki bu zincirin halkalarının ucu çok öncelere dayanıyor. Bu konuyu tarihçilerin, sosyal ve siyaset bilimcilerine havale ediyorum.

Önceki zamanlarda haksız uygulamalar, işlenen suçlar doğrudan yürütmede görevli devlet bürokratları veya devletin kontrolündeki veya göz yumduğu kişi ve yapılanmalar tarafından gerçekleştirilirdi. Yargıya bu konuda yapılan en büyük eleştiri, yapılan hırsızlıkları, yolsuzlukları, işkence ve kötü muameleleri ya da hak ve özgürlük ihlallerini gerektiği soruştur(a)mamak ya da tespit edilen faillere hak ettikleri cezayı ver(e)memek şeklindeydi. Ancak 2014 sonrasında devlet erkleri içerisinde temel hak ve özgürlüklerin en büyük düşmanı ve zarar vereni, yolsuzluk ve hırsızlıkların yegane koruyucusu ve kollayıcısı hakim ve savcılar oldu. Yargı bir bütün halinde, bir cemaate ve üyelerine savaş açma ve onları yok etme bahanesiyle, tüm iktidarını ve güçlerini yürütme organının ve ortaklarının emrine amade kıldı. Anayasa ve yasaları uygulamak yerine, kendisine verilen hukuka ve kanuna aykırı yazılı ve sözlü emirlere görünürde “hukuki” bir kılıf uydurmak yolunu seçti.

15 Temmuz sonrasında yapılan yargılamaların üzerindeki kirli perde açıldığında eminim altından çoğumuzun tahmin etmekte zorlanacağı Anayasa ve yasa ihlalleri ortaya çıkacaktır.

15 Temmuz 2016 öncesinde nihayete erdirilen fişleme listeleri, darbe teşebbüsü bahanesi ile takip eden günlerde OHAL KHK’lara eklenerek onbinlerce suçsuz kişinin hayatının karartılmasında kullanıldı. Ancak 2014 sonrasında AKP ile yandaşlarının suçlarının soruşturulmaması ve üstlerinin örtülmesi karşılığında oluşturulan “gizli bir ittifak” neticesinde, devlet kadrolarında çalışan herhangi bir siyasi partiyle organik veya ideolojik bağı bulunmayan, eylem ve söylemleri ile olabildiğince Anayasa ve yasal mevzuat çerçevesinde çalışan ve bunlara hayat vermeye gayret eden, hırsızlığa, yolsuzluğa razı olmayan, rüşvet kabul etmeyen, üzerlerinde etki ve baskı kurulması zor, AKP ve kadrolarının hırsızlık ve yolsuzluklarını eleştiren kişilerin “fişlenmesi” süreci başladı. AKP ile ortaklık kuran CHP, MHP, Vatan Partisi, BBP gibi siyasi partiler “kendilerinden olan” kişileri bu fişleme listelerinin dışında tutmaya gayret ettiler. Zira bu fişlemeleri, parti teşkilatları ve bürokrasideki tanıdıkları vasıtasıyla bu partiler de destekleyip organize ettiler.

15 Temmuz 2016 sonrasında, daha önceden “fişlenemeyen” memur ve kamu çalışanlarının tespiti konusunda çalışma başlatıldığına dair çeşitli söylentiler yazılı, görsel ve sosyal medyada hep dillendirildi. Ancak bunun belgesine ulaşmak çok mümkün olmadı.

İhraç savcı Hasan Dursun, sosyal medya hesabından bu konuya dair önemli bir belgeyi takipçileri ile paylaştı. Bu belge Adalet Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen fişlemeler ve sonrasında yapılan ihraçların nasıl yapıldığını ortaya koyuyor.

Söz konusu belgenin en dikkat çeken kısmı, Adalet Bakanlığı tarafından gönderilen 28 Temmuz 2016 tarihli yazı ve bu yazının içeriği. Zira Bakanlık, yazısında tüm adliyelerde hakim ve savcılardan müteşekkil bir komisyon kurulmasını, bu komisyonun tüm çalışanları (işçiler dahil) incelemeden geçirmesini, “(Gülen Hareketi’ne) fikir, eylem ve açıklamaları ile destek verdiği ya da doğrudan bu örgüte mensup oldukları yönünde suç şüphesi bulunan” kişilerin tespit edilmesini ve kendisine bildirilmesini emrediyor.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı, Adalet Bakanlığının bu emri doğrultusunda 29 Temmuz 2016 tarihinde kendisine bağlı yargı birimlerinde bu komisyonları oluşturuyor. Bu komisyonlar doğrudan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Ahmet Cüneyt Yılmaz tarafından gerçekleştiriliyor.

Ahmet Cüneyt Yılmaz (34658), İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanı

Ahmet Cüneyt Yılmaz’ın 29 Temmuz 2016 tarihli yazısı incelendiğinde, kendisine bağlı idari yargı birimlerinde şu görevlendirmelerin yapıldığı görülüyor.

Belgeden de anlaşılacağı üzere:

İSTANBUL İLİ KOMİSYONUNDA GÖREVLİ HAKİMLER:

Hasan Erdem (32678) Beytullah Selman (165774) Halil Onur (165726) Kudret Doğan (107207) Hakan Yumuşak (118380) Zülküf Aslan (101090) Abdullah Aydoğdu (165669) Kenan Yaz (165856) Mehmet Başaran (165678) Engin Ünal (37876)

TEKİRDAĞ İLİ KOMİSYONUNDA GÖREVLİ HAKİMLER :

Mikail Kılıç (102686) Simge Pekdiner (167816) Billur Caner Dinler (118406)

BURSA İLİ KOMİSYONUNDA GÖREVLİ HAKİMLER :

Turan Aslan (27786) Önder Gülaçtı (38023) Şahap Güven Boydak (37987) Engin Ünal (37876)

SAKARYA İLİ KOMİSYONUNDA GÖREVLİ HAKİMLER :

Cihan Ünal (101095) İlter Ekşi (37995) Bünyamin Çitil (101645)

Adalet Bakanlığı tarafından verilen emir ile görevlendirilen “fişleme komisyonları” çalışmalarına hemen başlıyorlar. Yine Bakanlığın verdiği talimatlar doğrultusunda kısa aralıklarla yaptıkları çalışmalardan, tespi ettikleri Gülen Hareketi mensubu, gönüllüsü ve sevenleri isimlerinden, aldıkları ifadelerden Bakanlığa bilgi veriyorlar.

Bu çalışmalar neticesinde mağdur olmuş, ancak güvenlik endişeleri nedeniyle isimlerini paylaşmak istemeyen memurlardan edinilen bilgiye göre, komisyonlar şöyle çalışıyor: Öncelikle tüm personel ile ön görüşme yapılıyor. Daha önceden istihbarat birimlerince temin edilen bilgilendirme raporları, adliye içerisinden toparlanan “dedikodu” bilgileri ve diğer veriler çerçevesinde personele sorular yöneltiliyor ve sorguya çekiliyor. Toplanan fişleme bilgileri doğrultusunda personel işten atılmakla, tutuklanmakla, yargılanmakla tehdit ediliyor. Hatta, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği taktirde MİT tarafından kaçırılmakla tehdit edilmekten geri durulmuyor. Kişilerin konuşmaları, giyimleri, sosyal ilişkileri, taktıkları yüzükler, ailevi çevre verileri kullanılmak suretiyle personele “sen cemaat üyesiymişsin, bildiklerini anlat seni koruyalım” türü vaat ve tehditlerde bulunuluyor.

Bu konuda İstanbul “fişleme” komisyonunda görevlendirilen hakim Hakan Yumuşak (118380)’ın tavrı diğer üyeler konusunda önemli bilgiler veriyor.

Hakan Yumuşak, İstanbul İdare Mahkemesi Başkanı (resimde sağda)

Komisyon çalışmaları sırasında Hakan Yumuşak’ın tehdit, hakaret ve aşağılayıcı söylem ve eylemlerine muhatap olan onlarca memur olduğu söyleniyor.

İllerde ve ilçe yargı birimlerinde kurulan “fişleme komisyonları” yaptıkları çalışmalar neticesinde elde ettikleri verileri Adalet Bakanlığı’na bildiriyorlar. Toplanan verileri değerlendirmek üzere Bakanlık bünyesinde Bakanlık Müsteşarı Kenan İpek başkanlığında Teftiş Kurulu Başkanı Vedat Ali Tektaş, Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, Personel Genel Müdürü Muharrem Ürgüp ve Ceza İşleri Genel Müdürü Aytekin Sakarya’dan oluşan bir ana kurul oluşturulmuş. Bu kurul nihai olarak personelin atılmasına veya görevde kalmasına karar veriyor.

Adalet Bakanlığı merkezinde oluşturulan komisyonda görev yapan kişilerin isimleri tesadüf değil. Bu kişilerden en az üçünün 15 Temmuz gecesi Ankara Hakimevinde oluşturulan kriz masasında görev yaptığı kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında.

15 Temmuz 2016 gecesi Ankara Hakimevinde yapılan toplantı ve toplantıya katılanlar ile ilgili olarak ayrıntılı bilgilere bu makaleden ulaşılabilir.

Kenan İpek başkanlığında oluşturulan kriz masası, tüm ülke genelinde görevli Başsavcı, mahkeme başkanı, sulh ceza hakimi ve diğer hakim ve savcılara emir ve talimatlar vererek kimlerin tutuklanacağına karar vermiş, daha önceden yapılan fişlemeler doğrultusunda onbinlerce masum insan hakkında soruşturma başlatılmasına sebebiyet vermiştir.

Adalet Bakanlığı’nın talimatı doğrultusunda oluşturulan “fişleme komisyonlarında” görev yapan hakim savcıların insanlığa karşı suç olarak kabul edilebilecek kararlara imza attığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Zira hukuken kabul edilemeyecek, daha önceki yasal düzenlemeler ve yargı içtihatları doğrultusunda hukuken değer ifade etmeyecek bilgi, söylenti ve istihbarat raporlarına dayanarak binlerce kamu görevlisi ve çalışanının görevlerine son verecek süreci başlattılar. Bunu hakim ve savcı kimliği ve bilgisi ile yapmış olmaları bu kişilerin sorumluluklarını daha da artırmakta, kastlarını belirginleştirmektedir.

15 Temmuz 2016 tarihi ve sonrasında gelişen olaylara ilişkin olarak bir çok bilgi ve belgenin kamuoyuna yansıyacağı şüphesiz.

Yargı mensupları tarafından verilen veya verilmeyen kararlar hakkında daha çok konuşulacağa benziyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here