Yargı Paketleriyle Gelen Umut mu, Oyalama mı?

Yargı Paketleriyle Gelen Umut mu, Oyalama mı?

Adalet Bakanlığı’nın son haftalarda ardı ardına duyurduğu 11. ve 12. Yargı Paketleri, kamuoyunda yeniden “yargıda reform” beklentilerini tetikledi. Resmî açıklamalarda bu paketlerin, yargıyı etkinleştirmeyi, hızlandırmayı ve dijitalleşmeyle modernize etmeyi hedeflediği ifade ediliyor.

Pakete yakından bakıldığında;

* Ceza muhakemesinde sadeleşme,

* Adli bilişim altyapısının güçlendirilmesi,

* Seri muhakeme, uzlaştırma gibi alternatif yollarla yargılamanın hızlandırılması,

* Cezaevlerindeki yoğunluğun azaltılması amacıyla infaz düzenlemeleri,

* Suç-ceza dengesinin yeniden değerlendirilmesi… gibi başlıklar öne çıkıyor.

Ne var ki, bu hedeflerin gerçekleşme ihtimali; şu anki uygulama pratiği ve yargının mevcut haliyle ciddi bir çelişki içinde. Zira bugün, zaten mevcut yasalar bile gereği gibi uygulanmıyor. Hatta daha vahimi; ulusal hukuk kurallarının dahi ötesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin defaatle verdiği “hak ihlali” kararları bile görmezden geliniyor.

2025 yılı içinde EctHR (AİHM), Türkiye’de mahkûmlara “gerçek bir salıverilme umudu tanınmamasının” AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğuna hükmetmişti. Bu, sadece teknik bir ihlal değil; sistematik, bilinçli ve yapısal bir problemin yüzeye vurmasıydı. Aynı zamanda; binlerce hâkim ve savcının savunma hakkı tanınmadan ihraç edilmesi ve bu kişilerin etkili bir hukuk yoluna erişimlerinin engellenmesi de AİHM tarafından insan hakları ihlali olarak tescillendi.

Peki, soralım:

Mevcut anayasa ve ceza mevzuatına dahi uymayan bir sistem, yeni paketlerle nasıl bir “hukuk devleti” haline getirilecek?

Bugün yargının en temel sorunu, mevzuat eksikliği değil; siyasi ve idari baskı altında karar veren bir yapıya dönüşmesidir. İnfaz rejimiyle oynanarak umut manipüle ediliyor; yargı mensupları baskı altında, halk ise hukuka güvenini yitiriyor.

Bir hukuk insanı olarak şuna şahit oldum:

Adaleti sağlamak isteyen yargıçlar ya görevden alındı, ya ihraç edildi, ya da susturuldu. Bugün hala, halkın en fazla yüklendiği umut cümlesi şu:

“Belki bu yeni paketle eşimi, çocuğumu, babamı kurtarabilirim.”

Ama unutulmasın: İyi bir yasa, kötü bir uygulamayı düzeltmez. Tersine; kötü niyetli uygulama, en iyi yasayı bile çarpıtabilir.

Bu noktada, çözüm önerilerimizi somut olarak sıralamak gerekir:

  1. Yargı Bağımsızlığı Gerçekten Sağlanmalı:HSK yapısı, siyasi iktidardan bağımsız hale getirilmeli.
  2. Yasalar Değil, Zihniyet Dönüşmelidir:Kanunlar yerine, hukuk anlayışı yenilenmeli.
  3. Uluslararası Kararlar Derhal Uygulanmalı:AİHM kararları, siyasal hesaplar gözetilmeksizin yerine getirilmeli.
  4. Cezaevi ve İnfaz Sistemi Şeffaflaşmalı:Mahkûmlara sadece ceza değil, ıslah ve umut sunulmalı.
  5. Hukuk Mesleği Üzerindeki Baskılar Kalkmalı:Avukatlara ve barolara yönelik yıldırma taktiklerine son verilmeli.

Ve son olarak, şu çağrıyı yapmak zorundayım:

Ey karar vericiler; adalet bir gün size de gerekecek!.. O gün geldiğinde, bugün kurduğunuz sistem sizi yargılayacak. Bu nedenle, adaleti bugün herkes için sağlayın ki; yarın siz de adalet bulabilesiniz.

Ey hukuk camiası; suskunluğunuz adaleti boğuyor. Konuşmak, yazmak, direnmek; adaletin vicdanını yaşatmaktır.

Ey halk; adalet sadece mahkeme salonunda aranmaz. Sandıkta, sokakta, yayında, kitapta, dost sohbetinde… Nerede adalet arayan bir yürek varsa, orada hayat vardır.

Hasılı; Adaleti kaybeden toplum her şeyini kaybeder. Bu yazı, bir çığlık, bir hatırlatma, bir umut olsun.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir