• Şubat 8, 2020
  • No Comment

16 Temmuz Gecesi, Ben Ve Çocuklarım

16 Temmuz Gecesi, Ben Ve Çocuklarım

 

Nusret Onur Akpek

“Kapı
çalıyordu”, hatta “kapı dövülüyordu” ifadeleri, o gece kapıda bekleyen
polislerin gayretlerini hafife almak olurdu. Herhâlde “kapı yıkılıyordu”
ifadesi ile ancak polislerin hakkı layıkıyla teslim edilmiş olur. Erzurum
Adliye Lojmanları’nın kale kapısı gibi kapılarına o gece yeniçeri askeri gibi
polis dayanmıştı ve kapıyı adeta vura vura gümletiyorlardı. Sonradan ellerinde
koçbaşları olmadığını zaten gördüm ama bende o an o hissi uyandırmışlardı.

Ben,
eşim ve üç çocuğum gerçekten kapımızın delicesine çalınması karşısında tedirgin
olmuştuk. Neden kapı ziline basmak gibi daha pratik ve daha barışçıl bir yöntem
ile dışardakiler, içerdekileri geldiklerinden ve içeri girmek istediklerinden
haberdar etmek istemedi? Bu anlarda insanın aklına gelebilecek “alacaklı gibi
kapıyı çalmak” sözümüz var ama bu benim durumuma uymazdı. Bildiğim kadarıyla ne
benim ne de eşimin kimseye borcu vardı. Ayrıca hangi alacaklının koçbaşı vardı
ki? Ya da şöyle bir ihtimal söz konusuydu. Dışardakiler, içerdekilere tünele
girmeden önceki son çıkıştan haber veriyor ve “biz gelmeden, içeri girmeden,
kaçın” diyorlardı. Yani bize iyilik yapıyorlardı. Evet, bu ihtimal söz konusu
olabilir miydi? Bu kadar iyilikseverlik, 16 Temmuz gecesi anlamsız ve yersiz
bir iyimserlik olurdu. Hem kaçın, biz geliyoruz diyen dışardakilerin sesine
kulak verip nereye gidecektik? Beşinci kattasın, atlasan olmaz. Bir de neden
kaçacaksın ki? Muhtemelen bir yanlışlık vardı. Kapımın bu şiddette ve bu hiddette
çalınmasını gerektirecek hiçbir işim ve ilişkim yoktu. Bu yanlışlığın
düzeltilmesi ve beni ve ailemi tedirgin eden bu kabalığın da tedip edilmesi
gerekti. Tedip mi? Ne safım!

Nihayet
kapıyı açmaya yöneldim. Yoksa zaten biraz daha geciksem kapıyı yıkıp içeri gireceklerdi.
Biraz da “kapı devlet malıdır, zarar gelmesin” diyerek ve arz ettiğim karışık
duygularla yetiştim kapıya, açtım kapıyı. Bir düzine farklı eşkâl ve boylarda
polis kapının önünde duruyordu. Erkek, kadın, kilolu, zayıf, uzun, kısa,
sakallı, traşlı, uzun saçlı, kısa saçlı tiplerle güzel bir kombin olmuşlardı.
İçlerinde yaptığı işi en keyifle yapan polis memuru elinde bulunan arama
kararını gösterdi ve hep birlikte içeri girdiler. Koçbaşı yokmuş. Sonrasında
ellerinde gözaltı kararı olduğunu söylediler. Meslek tecrübeme dayanarak polislerin
bakışlardan beni zaten gözlerine kestirdiklerini anlamıştım. Aynı mesleğe mensup
olduğum eşimi sordum. Maalesef onun da hakkında gözaltı kararı vardı. Siyasetin
gıcık olduğu tiplerin ensesine yapışmak gibi bir âdeti olduğu gerçeğinin
farkındaydım ve ben arada sırada dilimi tutamayıp zülfü yâre dokunuyordum.
Evet, belki ben hak etmiştim! Ne haddime onu bunu eleştirmek! Ama sorsan beş
tane bile siyasetçi adını sayamayacak eşimden ne istiyorlardı? Henüz anne
sütüne muhtaç 10 aylık bebeğiyle ücretsiz doğum iznini kullanan bir anne ne
yapmıştı? Evet, olan olmuştu. Bu mevzuyu tartışmak için zaman, zemin ve muhatap
sıkıntısı da vardı. Arama ve gözaltına dayanak yapılan suç Anayasayı İhlal,
yani darbe suçuydu. Başsavcılık, elini baya yüksek tutuyordu. Elinde bu koca
suçlama ile gelen polisler, elbette elleri boş dönmeyecekti?

Yangında
ilk kurtarılacaklar vardır. Yıkım etkisine neden olacak bu olayda da
kurtarılması gerekenler vardı. Yargı kararlarına sonsuz güvenle(!) polislere
aramaya tabi ki başlayacaklarını söyledikten sonra (sanki hayır arayamazsınız deme
lüksüm var gibi) doğruca çocuklara yöneldim. Gelenlerin arkadaşlarım olduğunu
ve evin her yerinde böcek ilaçlaması yapacaklarını söyledim. İkna olmuş
göründüler. Bu yalanın rengi beyazdı. Güzel çocukların o bembeyaz ruhları için
bu beyaz yalanın mahzuru olmadığını düşündüm. Bir baba olarak her şartta,
şartlar aleyhe olsa da doğrudan ayrılmamak gerektiğini söyleyen ben, vicdanımda
bir sızı ile bildiğin böylece buz gibi yalanı söyledim.

Neyse,
lafı uzatmayayım. Evin her yerini bir güzel ilaçladılar! Çocuklarda gelenlerin
arkadaşım oldukları izlenimini uyandıracak şekilde soda da ikram ettim. Kabul
etmediler ama olsun. Yer yer güzel kısa sohbetlerimiz de oldu. Mümkün olduğu
kadar sakin davrandım. Darbe suçlamasına maruz kalan biri olarak çocuklara “her
şey yolunda gidiyor” görüntüsü verdim ya, helal olsun bana. İşte buna “oskarlık
bir performans” derim. Böylece benim beyaz yalan tuttu. Geçici olarak bulduğum
bu tedbir ile o ilk darbede çocukların psikolojisini kurtardım(gibi).

İlerleyen
zamanlarda gördüm ki, böylesi beyaz yalanlara başvuran sadece ben değilim.
Birçok anne baba bu süreçte devletin tüm organları ile yönelttiği o korkunç şiddete
karşı bir perde, bir kalkan niyetiyle çocuklarını koruma güdüsüyle hareket
ederek, tabiri caizse “algı operasyonları” yapmış. Cezaevinde kaldığım dönemde
çocuğunun nazarında orada parmaklıklar ardında güya eğitim alan, eğitim veren,
staj yapan veya tatil yapan birçok kişi tanıdım. Boynumuza sallanan haksız bir
kılıcı, bize uzatılan zeytin dalı gibi göstermiştik. Tabi bu kurgu bir yere
kadar sürdü ve kızım geçenlerde bana sordu: “O ilaçlama yalandı, değil mi,
baba?” diye. Evet diyebildim. Orda bıraktım. O üstelemedi. Ben devam etmedim. Konu
öylece kaldı.

Bu Yazılarıda Okuyabilirisiniz

Askeri Casusluk mu? Kritik Projeleri Pazarlama Şubesi mi?

Askeri Casusluk mu? Kritik Projeleri Pazarlama Şubesi mi?

5 Kasım 2022 tarihli yazımda, “Türkiye Devletinin çok önemli kurumlarının içine yuvalanarak, o kurumlardaki çok gizli ve gizli belgeleri ele geçirip…
Akrebin Kıskacındaki Yargı:  “Teklif ve Karar”

Akrebin Kıskacındaki Yargı: “Teklif ve Karar”

Odasının önüne geldiğinde, kendisini bekleyen genç kâtip “imzalamanız gereken müzekkereleri getirdim efendim” dedi. Cumhuriyet Savcısı Serdar, yüz kızartıcı bir suç işlemiş…
Cann-sızlık

Cann-sızlık

Yaz kalabalıkları gürültülü olur ve kış kalabalıkları suskundur.. Burada mevsim hep kış Cann.. Burası hep soğuk..ve kelimelerim donmuşcasına sese dönüşmüyor..konuşmak mı,…
SOYKIRIM HAVUZU

SOYKIRIM HAVUZU

SOYKIRIM HAVUZU Erdoğan Rejiminin sistematik suçlarından birisi de toplumun bir kesimine karşı soykırım amaçlı oluşturulan “Veri Havuzu”dur. “FETÖ Havuzu” denilen ve…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir