Simya ve Sihirli Lamba: Gerekçesiz ve Delilsiz Karar

0
134

Hasan DURSUN

NOT: Bu yazı Ekim 2016 tarihli, 1000’e yakın hakim ve savcının tutukluluk halinin devamına dair veren Ankara Sulh Ceza Hakimliği kararına itiraz bağlamında Silivri cezaevinde tutuklu bulunduğum sırada yazılmıştır. 

Ankara Sulh Ceza’nın pek muhterem ve değerli yargıcı benimle birlikte yaklaşık 1000 hakim-savcının tutukluluk halinin devamını uygun bulmuş: karar tam bir hukukî başyapıt. Zira karar, içeriği ile yazarının yüzünü ağartıp, sınırsız girdap ya da nihayetsiz bir labirentte debelenip duran ceza hukukçuları açısından, yönlerini tayin etmelerine ve içinde bulundukları karanlıktan kurtulmalarına yardımcı olacak bir tür kutup yıldızı ya da pusula sanki. 

Sayın yargıç, tarih öncesinden bugüne kadar tüm simyacıların arayıp bulamadığı esrarengiz formülün sırrını kararının satırlarına ilmek ilmek, nakış nakış dokuyarak şifrelemiştir. Kendine hakkı dayanak almayan, gücü veya zenginliği gaye edinen her kişi bu formül ile hedefine kolaylıkla erişebilir. Zira bu formül muhteviyatındaki sihriyle karanlığı aydınlığa, zulmeti adalete, zenginliği fakirliğe, özgürlüğü esarete çevirebilecek kudrettedir. 

Tutuklu bir çok hâkim-savcıyı ilgilendiren, onların her birinin özgürlüğünün kısıtlanmasına hukuki meşruiyet kılıfı sağlayan hakimlik kararının iki sayfadan ibaret hacmi, okuyana ilk başta şaşırtıcı gelebilir. Aslında kararın kısalığı, yazarının ustalığının ve maharetinin en büyük kanıtı. Hakikatin aslında yalın ve tek olduğunu özümsemiş ve bununla bütünleşip onun hiçliğinde benliğini eritip onda fanileşen hâkim, vardığı “doğrusunu” anlamsız gerekçe yığınları veya herkesin bildiği malum ve meşhur bilgi ve belgelerle boğup gölgelemek istememiştir. Zaten bir yönüyle gerekçe, kamuoyunu ikna etmek adına öngörülen anayasal bir gereklilik değil midir? Halkın, milli iradeyi oluşturan çoğunluğunun, tutuklu olan hâkim ve savcıların silahlı terör örgütü üyesi olduklarına ve bunların darbeye teşebbüs ettiklerine olan kayıtsız ve şartsız inançları gözönüne alındığında, yargıç haklı olarak gerekçe mesuliyetinin üzerinden kalktığını düşünmüştür. 

Kısalığı, karara paha biçilmez bir değer ve anlam da katmaktadır. Yazılı hukuk tarihinin başlangıcından bugüne kadar, birçok hukukçunun katkısıyla oluşan devasa hacimli usul ve ilkeler sayın yargıcın zihin potasında erimiş, lüzumsuz olanları kafasında buharlaştırarak, faideli kısmı kaleminden karar sayfalarına tane tane dökülmüştür. Kararın her bir kelime ve cümlesi sırtında, ciltlerce kitaba sığabilecek hacim ile derinlikteki, her faninin anlayıp kavrayamayacağı manaları taşımaktadır. 

Tam bir “inanmışlık” ve “motivasyon”a dayalı, kuyumcu hassasiyeti ile örgülenmiş olan hâkimlik kararı, sahibini bile şaşırtacak derin anlamlara sahiptir. Seyit Onbaşı’nın Çanakkale’de, beşeri sınırların fevkinde bir güçle kaldırıp topun namlusuna sürdüğü mermileri, daha sona kaldıramaması misalinde olduğu gibi, imzasını taşıyan eseri okuyan yargıcın şaşkınlık içinde kalmasının sebebi de, kararının kendi hukuk birikiminin sınırlarının çok ötesinde manalar taşımasıdır. Karar, sayın yargıca “aşkın bir güç” tarafından ilham edilerek yazdırılmış, içerisinde, olağan bir hukuk eğitimi ile elde edilemeyecek türde bilgiler barındıran “ilahi” bir metni çağrıştırmaktadır. 

Bu toplumda yetişen sayın yargıç, Hz. Ali’nin “ilim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı” sözünü kendine rehber edinerek, cahil cühela takımı kabul ettiği geçmiş zaman hukukçularının tüm düşünce, öğreti ve kavramlarından ayıklama yapmış; seçtiklerinden oluşturduğu terkip ile “hakiki”, “ilahi” ya da “asıl” olan ilmi veya hakikati ortaya çıkarabilmiştir. Kararın kısa ve öz olması, ceza hukukuna karışan ve onun çehresini karartan “noktalar” içinde ilk ve aslını bulmasındandır. Bundan dolayıdır ki yargıç, kararı ile hukuka “son noktayı” koyarak onun gelişimini nihayete erdirmiş; geldiği seviyenin mükemmelliğini ispatlamıştır. 

Yazılan karar, tüm hukukçuların en başından itibaren ulaşmayı hedefledikleri zirvedir; yani hukukun “nirvanası”dır. 

Yargıcın bu kararı, sayısız maceraperestin hayalini süsleyen Alaaddin’in Sihirli Lambasının gizemlerini bünyesinde barındırmaktadır. İçerisinde herhangi bir isim barındırmayan, bilgi ve belgeye atıf yapmayan, delil ve gerekçe içermeyen böylesi bir kararı elde eden her kişi ya da grup kararı okşayarak içinde yatan “cini” dışarı çıkartıp, ona tüm iyi ve kötü dileklerini yaptırabilir. Tarihin karanlık devirlerinden bu yana hapsolduğu zindanından kurtulup serbest kalma hayali kuran bu “kötü cinin”, çıktığı zindana kolayca geri dönmek istemeyeceği her akıl ve izan sahibinin malumudur. 

Karar, benim ve karar ekinde 80 sayfalık listede isimleri bulunan tüm meslektaşlarımın bileklerine vurulmuş kâğıttan bir kelepçedir. Bu kelepçenin, gerçekte bizi esir etmeyip özgürleştirdiği, kirletmeyip akladığı, sayın yargıcın kısa zamanda anlayamayacağı bir hakikattir. Zira yargıç, kararıyla suçsuzluğumuzu açıkça haykırmakta ve bir haksızlığa maruz kaldığımızı belgelemektedir. Bunun en büyük delili kararında tek bir delile yer verememiş olmasıdır. Yapılması gereken yegâne şey, kararın tersten okunmasıdır. Özgür ve hakikatin ikrarı oraya gizlenmiş, akıl ve vicdan sahiplerinin okuyabileceği şekilde şifrelenmiştir. 

Kimi yargı kararları vardır ki bunlar bir nevi hukuka yapılan en galiz küfür gibidirler. Kanaatimce gerekçesi bulunmayan, adaletsizliğe ve zulme kılıf olarak kullanılan her yargı kararı bu mahiyettedir.