İlk Demokrasi Denemeleri

0
254

Kurulduğundan itibaren günümüze kadar bazen dozu artan yarı diktatoryal rejimle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk demokrasi umutlarının 1950’lerde başladığı düşünülse de, geriye dönüp bakıldığında aslında öyle olmadığı görülmektedir. Bu dönemde devlet kontrolü, artık bir ‘elit’ haline gelmiş ve ‘Cumhuriyet elitleri’ diyebileceğimiz bir ekibin elindedir. Yaklaşık 10 yıl yönetimde kalan Demokrat Parti her yarı diktatoryal rejimlerde olduğu gibi kendi ‘elit’lerini oluşturmaya çalışmıştır. Bu gayretler devlet yönetimini paylaşmak istemeyen  ‘Cumhuriyet elitleri’ nin tepkisi ile karşılaşmış ve 1960 ihtilaline zemin hazırlamıştır.

Anadolu’da zamanla yükselen eğitim seviyesi, çevresini ve olayları sorgulayan gençlerin yetişmesini sağlamış, ihtilalin korku ortamı dağıldıktan sonra ve özellikle 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren üniversiteler merkezli öğrenci hareketleri başlamıştı. Aslında bir bakıma tüm dünya ile paralel olan bu hareketler diğer ülkelerde 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemi sorgularken Türkiye’de 1. Dünya sonrası kurulan sistemi sorguluyordu. Türk derin devleti ve toplumdaki görünen yüzü olan Cumhuriyet elitleri öğrenci hareketlerini kendi içinde fraksiyonlara bölerek ve karşı hareketler oluşturarak zayıflatma ve etkisizleştirme yoluna gitmiş ve bunda da başarılı olmuştur.

1970’lere gelindiğinde Osmanlı Devleti’nden tevarüs ettiği tecrübesi ile derin devlet yapısı, mevcut sisteme karşı gibi gözüken tüm oluşumların içine sızılması gerekildiğinin farkına varmıştı. Özellikle Bülent Ecevit’in CHP’nin başına geçmesi ve yönlendirilmesinde yaşanan güçlükler bu tezi doğruluyordu. 1970 ve 1980 arası ülkenin yönünün tekrar belirlenmesi adına bir mücadele yılları gibi görünse de, aslında her şeyin derin devletin kontrolü altında olduğunu ve hadiselerin aslında toplumdan adeta bir valve mekanizması ile gaz almak için kurgulandığını 1980 ihtilalinden sonra anlayacaktık.

1980 ihtilal sürecine giderken devletin istihbaratının aslında tüm grupları domine edip yönlendirdiği yıllar sonra yapılan itiraflar ve yazılan anılar ile anlaşılacaktır. Bu dönemlerde aktif gençlik hareketlerinde bulunmuş Dev-Genç üyesi bir babanın evladı olarak oldukça fazla hikâye ve anı dinlemişliğim vardır. Temel söylem olarak daha fazla özgürlük, demokrasi ve gelir paylaşımında adalet isteyen bu gençleri grublara bölüp birbirlerine öldürtmek devletin bekası için organize ediliyor, kaos ortamına ve devletin demir yumruğu olan ihtilale zemin hazırlanıyordu. Ölen insanların hiç mi hiç önemi yoktu çünkü zaten millet devleti için yaşıyordu!.

Bu yazıyı sonlandırmadan önce bu dönemde derin devletin müdahalesine birkaç örnek vermek istiyorum. Birincisi Dev-Sol hareketi içinde bulunmuş hocalarımdan bir tanesinin iki ameliyat arasında bana anlattığı bir anısıdır. ‘İsmailciğim bak’ demişti. ‘Biz o dönemde akşam toplanıp, olaylara nasıl tepki vereceğimiz ve ne yapacağımız hakkında bir karar alırdık ama sonra gazetelerden aynı kararların ülkenin birçok şehrinde aynı anda uygulandığını gazetelerden öğrenirdik’ demişti. Kısaca istihbarat tarafından yönlendirildiklerini ifade etmişti.

1977’deki Taksim olayları bu dönemin hafızalarda iz bırakan hadiselerindendir. Bir Mayıs İşçi Bayramı ile toplanan kalabalığa meydana bakan otellerin çatılarından keskin nişancılar tarafından ateş edilmesi ve 39 kişinin ölmesidir. Ölenlere otopsi yaptırılmaması bize 15 Temmuz 2016’da Boğaz Köprüsü’nün Anadolu ayağında keskin nişancılar tarafından öldürülen insanları aklımıza getiriyor. İlginçtir ki, Boğaz Köprüsü’nde öldürülen insanlara da otopsi yaptırılmayacaktı.

Evet devlet öldürdüğü vatandaşlarına otopsiyi çok görüyordu, suçüstü yakalanmamak için.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here