CEBRİ TEFEKKÜR – 2

0
167

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi yaklaşık üç yıl kaldığım bir odanın penceresinden gözüme takılan orta yaşlı bir teyzenin sebze bahçesinin hikâyesini anlatacağım. Hikâyenin sonunda da kendimce hikâyeden çıkardığım hisseyi sizinle paylaşacağım. 

Bulunduğum yer metruk bur araziye bakıyordu. Daha öncesinde bu arazi, muhtemelen köylünün hayvan otlattığı bir yerdi. Arazinin ortasında kaynak suyu olup etrafına büyük binalar yapılınca, bu arazide bulunan köy evleri ve gecekondular yıkılmıştı. Yıkılan evlerin bazılarının su basmanları halen mevcuttu.

Söz konusu araziye bakan, benim görüş mesafemde olan yüksek binada oturan ve muhtemelen köyde büyümüş orta yaşlı bir teyze, her gün bu metruk araziye gelip gittiğini fark ettim. Arazinin ortasında bulunan kaynak suyun hemen yanındaki küçük bir yerin otlarını temizlemiş, toprağı düzeltip domates, salatalık, fasulye vs. ekmişti. Daha önceki yıllarda da bu yeri aynı şekilde ekip ekmediğini bilmiyorum.

2016 yaz aylarında bu teyze her gün, torunu olduğunu düşündüğüm küçük bir çocuk önde, sabah, öğle, akşam olmak üzere, üç kere gelip ekinleri suluyor, çapalıyor ve yaban otları ayıklıyordu. Aylar sonra  yaklaşık 150 metre kare olan bu yerden her gün birkaç poşet dolduracak kadar sebze toplamıştı.

2016 Ağustos ayında sebzelerden arta kalan sapları, rüzgarın getirdiği çöp poşetlerini temizlik amacıyla bir araya toplayarak yaktı. Ateş kontrolden çıkarak sıcağın da tesiriyle etraftaki kurumuş otlara sıçrayarak yayıldı. Çevreyi yoğun bir duman kapladı. Bütün gayretine rağmen ateş sönmedi. Benimde içinde bulunduğum binalar yoğun bir dumana maruz kaldı. Ateşin binalara, park halinde bulunan araçlara sıçrayabileceği konusunda ciddi bir endişeye sevk etti.

Çevre binalarda oturan kişiler, yoğun duman nedeniyle yangın yerine doğru gelmeye başladı. Bu arada muhtemelen jandarmaya ihbarda bulunanlar oldu. Birkaç saat içinde yangın yerine itfaiye araçları, jandarma ekipleri geldi. Her yere duman, sis ve itfaiyenin hortumları yayılmıştı. Olay yerine önce gelenler, sonra gelenlere el kol işaretleriyle olayı anlatıp, sonunda parmaklarıyla teyzeyi gösteriyorlardı.

Jandarma ekipleri yangının çıkış sebebini etraftakilere sordular, yazdılar çizdiler. Yangın yeri sanki film sahnesi gibi olmuştu. Olay yerindeki herkes el hareketleriyle teyzeyi işaret ediyordu. Ama teyzede gördüğüm kadar ile öyle dağılmış, ağır kusurlu bir kişi hali yoktu. Sakindi ve sakin bir şekilde olay yerinde duruyordu. Yangın söndürüldükten sonra jandarma görevlileri teyzeyi alıp olay yerinden uzaklaştılar.

Yangın olayının üzerinden günler geçti ama bahçeye uğrayan kimse olmadı. Yanık izleri kısa zamanda azaldı. Otlar yeniden bitince tüm yanık izleri kayboldu.

Sonbahar kış derken aylar geçti. Bahar günleri yaklaştı. Kendi kendime teyze bu kadar gürültüden sonra aynı yeri tekrar eker mi? Diye düşünmeye başladım.

Merakım 2017’nin bahar aylarının başında gitti. Her sabah uyandığımda ilk yaptığım gibi camdan etrafa göz attım; şüpheli bir araç ya da kişi var mı? Yerimi tespit ettiler mi? diye rutin!!!! kontrollerimi yaparken teyzenin bahçeye geldiğini, aynı yeri, üstelik biraz daha genişleterek, temizleyip ekmeye başladığını gördüm. Sanki daha önce yangın, ihbar, jandarma vs. gibi olaylar yaşanmamış gibi bahçede büyük bir azimle çalışıyordu. Çalışma günlerce sürdü yeniden sebzeler ekildi bahçenin etrafı maki çalılarıyla çevrildi.

Birkaç gün sonra, bu binalarda oturan, muhtemelen teyzeyi görüp imrenen ama önceki yangın olayını ve yaşananları bilmeyen genç bir kadın da teyzenin ektiği yere bitişik yeri temizleye başladı. Tam 3 ay boyunca -muhtemelen kocası- olan kişi ile kazma ve bel denilen aletlerle çalıştılar. Teyzemiz de zaman zaman bunlara yardım etti.

Aylar geçti. Fideler boy attı her iki bahçe çok güzel oldu. Hasat dönemine az bir zaman kalmıştı ki; kimsenin olmadığı bir zamanda belediyenin kepçesi göründü. Kepçe engebeli araziden yavaş yavaş indi. Önce ne olduğunu anlayamadım. Bu kepçe burada ne yapacak? diye düşünürken bir anda başka bir yere sapmadan, nokta atış yapar gibi her iki bahçeye yöneldi. Her iki bahçeyi ekinleriyle birlikte, dipten söküp, toprağı derinden kazıyarak düzledi. Tüm çitleri ve su arklarını dağıttı.

Yapılan her emeği günü gününe takip ettiğim için şok oldum. Hasat zamanına çok az bir zaman kalması nedeniyle çok üzüldüm. Nerdeyse -yakalanmayı da göze alarak- oraya gidip kepçeciyi dövecektim. Çünkü aylarca iki kadın, yazın o sıcağında, hiç kimsenin kullanmadığı, metruk bir araziyi, sadece sebze ekmek için kazdılar ekip biçtiler. Tam hasat zamanına yakın bu tahrip çok zoruma gitti. Yani bir ay daha beklenmesinin kime ne zararı olacaktı?

Neyse saatler sonra genç kadın neşeli bir biçimde bahçeye geldi. Rahat tavırlarla gelişinden belli ki, kepçenin tahribatından haberi yoktu. Bahçenin halini gördü! Sanki evi yanan bir kişi gibi, başını ellerinin arasına koydu, yere oturdu. Dakikalarca dizleri üzerinde bahçeyi seyretti. Bir elinde cep telefonu diğer elini dizlerine vurarak birilerine olanları telefonda anlattı. Muhtemelen eşi olan kişiyi çağırdı. Gelen kişiyle beraber bahçeye inmeden uzun süre baktılar. Sonrada çok üzgün bir şekilde ayrıldılar. Benim üzüntüm onları ve hallerini görünce daha da arttı. Merakla teyzenin gelişini ve vereceği tepkiyi beklemeye başladım.

Bir saat sonra, teyzemiz her zaman gibi torunuyla birlikte geldiler. Teyzemiz de muhtemelen kepçenin yaptıklarından habersizdi. Bahçenin halini görünce bir an durdu, elini ağzına götürdü. Birkaç dakika sonra kendini toparladı, yavaş adımlarla aşağı doğru indi. Bahçenin etrafını dolaştı. Kepçenin kenara attığı fidelerden, işe yarayacakları bir kenara topladı. Kürekle kepçenin oluşturduğu tümsekleri dağıttı. Kullanılamayacak sebzeleri, çitleri ayırdı. Birkaç saatlik çalışmadan sonra  sanki hiç bir şey olmamış gibi  torun önde o arkada gitti.

Teyzenin ilk tepkisi, sakinliği beni çok şaşırttı. Oysaki her şey yerle bir olmuş, bütün emekler boşa gitmiş gibi bir hal vardı. Bu saatten sonra kalanlarla devam etmek mümkün değil gibi görünüyordu. Bu nedenle de buraya bir daha gelmez diye düşündüm.

Ertesi gün sabah kalktığımda bir baktım ki; teyzemiz gelmiş, yanında muhtemelen eşi olduğunu düşündüğüm bir erkekle, ellerinde kürekler araziyi düzeltiyor, kalan fideleri tekrar dikmeye çalışıyorlardı. Kısa sürede, etrafa dağılan fideleri topladılar, diktiler ve suyollarını düzelttiler. Kepçe toprağı derinden kazdığı için, toprak iyice yumuşadığından ekim daha kolay olmuştu. Akşama kadar çalıştılar.

Aylar geçti ekinler insan boyunu aşacak hale geldi. Belli ki bu yıl bol miktarda ürün alınacaktı. Çünkü; kepçenin toprağı derinden kazıması sonucu toprak havalanmış ve daha verimli bir hale gelmişti. Tahmin ettiğim gibi o yıl bir önceki yılla kıyaslanmayacak ölçüde çok miktarda ürün yetişti. O kadar ki, fasulye sırıklarının büyüklüğünden, domateslerin yoğunluğundan teyzeyi bahçe içinde göremez oluyordum.

Görünüşte kepçe bahçeyi dağıtmış, zahiren bir daha ürün yetişemez hale getirmişti. Genç kadın buradan bir daha ürün alınmaz deyip bir daha uğramamıştı. Ama teyzemiz olana değil, mevcut duruma göre yapılabilecek olanı düşünüp, tekrar gayret gösterdi ve eskisinden daha çok ürün aldı.

Teyzemiz her yıl burayı aynı şekilde ekmeye devam etti. Yurt dışına çıkmaya yakın bir zamanda yeniden ekim için geldiğini gördüm.

Gelelim kıssadan hisseye;

Hikâyeye konu yerin teyzemiz tarafından kullanılmasının teknik hukuk bağlamında değerlendirmesini burada yapacak değilim. Bunlar hukukun sahasına giren hususlar.

Benim camdan bakarak tefekkür ettiğim husus şu; zahiren her şey tahrip edilmiş, dağıtılmış, yerle bir edilmiş olsa bile, yılmadan, usanmadan, kalan ne varsa onunla yapılabilecek olanı yapmalı; yeniden bir daha, bir daha başlamalı. Hasar tespiti yapıp, aciz bir şekilde, enkazın başında ağlamanın hiç kimseye bir faydası olmadığı açık. Yapılan tahribatın hangi hayırlara vesile olacağı, bizim görmediğimiz ya da bilemeyeceğimiz hangi neticeleri doğuracağını yalnız Allah (cc) bilir.

 “Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz her şeyimizle Allaha aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.’’ (Bakara -156)

’’Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”(Bakara-216)

“Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah ’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.’’ (Ali imran -186).

Benzer bir çok ayet bu konuda bize her halde özetle şunu emrediyor; “Mevcut imkânlarla gayret gösterip neticeyi O’ndan (cc) beklemek”

Bediüzzaman Hazretleri Barla Lahikaları Birinci Mektupta: “…eskiden beri sıkıntılı ve münkabız olduğum zaman, en zâhir hakikatları dahi beyan edemediğimi, belki bilemediğimi yakın dostlarım biliyorlar. Hususan o sıkıntıya hastalık da ilâve edilse, daha ziyade beni dersten, te’liften men’etmekle beraber; en mühim Sözler ve Risaleler, en sıkıntılı ve hastalıklı zamanımda, en sür’atli bir tarzda yazılması; doğrudan doğruya bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikram-ı Rabbânî ve bir kerâmet-i Kur’aniye olmazsa nedir?” Demiyor mu?

Yine Hadis-i şerifte, âhir zamanda gelecek “salih kullara” zalimler saldırdıkça, onların davasının büyüyüp gelişeceği müjdeleniyor. İşte âhir zamanda ihlâs ve sadakatle iman ve Kur’an hizmetinde tüm hücumlara, sıkıntılara, takip ve eziyetlere maruz kalan Üstad Hazretlerinin hizmeti inkişaf edip genişlemedi mi? Düşmanları, onun şahsıyla uğraşırken Cenab-ı Hak, onun hizmet ve davasının tüm dünyaya yayılmasını hızlandırmadı mı?

İki güzel sözle yazımıza son verelim;

Ümidini kaybetmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur. (BOISE)

En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme. Unutma ki ilik en sert kemiğin içinden çıkar.  (HAFIZ)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here