Çaya Hâkim Olmak

1
2461

Çaya Hakim Olmak

Onu ilk kez bahçedeki sokak kedilerine mama verirken gördüm, belki daha önce de görmüş ama farketmemişimdir, çünkü burası hep gittiğim çay bahçesiydi. Haliydi dikkatimi çeken, kedilerle konuşması, şefkatle gülümsemesi, yumuşacık hareketleri, insanlara içtenlikle verdiği selamlar, çam ağaçlarıyla kaplı bu bahçenin huzuruyla bütünleşmişti adeta; ama çözemediğim bir hal vardı yüzünde; sanki gülüşünün ardına saklanmış, gözbebeklerinin taaa içine sinmiş bir hüznü vardı; diksiyonu düzgündü; çay bahçelerinde görmeye pek de alışık olmadığımız bir çalışandı; merak uyandırmıştı bende, zaten sevdiğim bir mekândı ama biraz da bu meraktan, daha sık uğrar oldum.

Uzaktan izliyordum kadını, başını sonunu bilmediğim bir roman gibiydi, bazen çay ocağının başında, bazen mutfakta, bazen sahada elinde tepsiyle servisteydi, olduğu hiçbir yerde eğreti durmuyordu ama buraya yakışmayan bir hali de vardı. Sanki görünenden fazlası gibiydi.

Bir keresinde masaları silerken gördüm, silmeden önce üflüyordu, sonradan anladım ki ağaçlı bir alan olduğundan masalara üşüşen karıncaları incitmek istemiyormuş; bir keresinde masadan aldığı simit parçasını ufalayıp kuşlar için duvara bıraktığını gördüm, bir keresinde ağaçta kalan kedi yavrusunu indirmesi için genç garsonların onu çağırdığını gördüm, bir keresinde dilenci kızı azarlayan adamı nasıl sakinleştirdiğini, kızın koluna girip hiç incitmeden bahçeden uzaklaştırdığını gördüm, şaşkın bir genç garsonun çatal kaşıkları yere döktüğünde oluşan paniğe nasıl anında müdahale edip çözüm ürettiğini gördüm; işletme sahibinin kadına “iyi ki buradasın, sen varsan sorun çıkmaz, çıksa bile bi şekilde çözersin, sen buradayken içim çok rahat” dediğini gördüm, yağmurlu bir günde bütün masa sandalyeleri nasıl hızla kurulayıp müşterileri oturttuğunu gördüm, hiç bir işten kaçmıyordu, ve çok güzel gülümsüyordu.  Hüzünlü insanların gülüşü hep güzel olur zaten, anlıyordum ki bu kadının çok büyük yaraları vardı aslında.

Kimdi ki bu kadın, neydi acaba gizemi, derken birinin “hakim hanım çay çok güzel, artık çaya hakim olmuşsunuz” dediğini duydum, gerçekten hakim miydi acaba, öyleyse ne işi vardı ki burda, emekli desem o kadar göstermiyor, iyice merak etmiştim

Bir gün bahçe çok sakindi, kadın büyükçe bir şemsiyeyi masalara doğru taşımak isterken girdim bahçeye. “Birader, şunun ucundan bi tutuver de taşıyalım” dedi bana mucize gibi. Hemen yardım ettim, dur sana bir çay getireyim teşekkür için dedi, çayımı içerken “ bişey duydum hakkınızda, doğru mu?” diye sordum, kim bilir belki bir daha sohbet imkânım olmayacaktı, kaçırmak istemedim. Gülerek doğru dedi, ne kadar çok muhatap olmuşsa bu soruya şaşırmadı bile.

Gerçekten hâkimmiş meğer, onbeş Temmuz sonrası görevinden ihraç olmuş, gözaltında kalmış, yargılanmış, beraat etmiş ama görevine döndürülmemiş

Hayretler içinde dinliyordum kadını, duymuştuk elbet ihraç olmaları falan ama hiç tanışmamıştım bu insanlarla. Devlet böyle takdir ettiyse vardır elbet bir sebebi diye düşünüyordum ben de, elbette sonuçları ağır olmuştur ama onlar da yanlış yapmasaydı canım diyordum, niye beni almıyorlar mesela diyordum; insan bilmediğinden korkarmış oysa, sana sunulan neyse ona inanırmışsın; kadını tanıdıktan sonra bu düşüncelerimi de sorgulamaya başladım. Çünkü kediye, köpeğe, kuşa, karıncaya bile merhamet eden, hiç kimseyi incitmeyen, hatta nerde yardıma ihtiyaç varsa oraya yetmeye çalışan bu kadını aylarca izlemiştim. Bu kadından asla bir terörist çıkamazdı. Nedendi peki ihracı? Bana dediği, bir cadı avında haset ve fişlemeye kurban gittiğiydi. Kuyuya bir taş atılmıştı ve şimdi çıkarılamıyordu. Peki dedim, o makamdan sonra şu yaptığın iş canını yakmıyor mu? Hayır dedi, makam dediğin cekettir, çıkarır asarsın, kişiliğin değildir, ne iş yaparsan yap, hakkını vererek yap, çalışmak utanç verici olur mu hiç, hem düşmemek için pedal çeviriyorum, müşterilerimizin neredeyse hepsi biliyor hâkim olduğumu, utanılacak başımı öne eğecek hiç bir hata yapmadım ben, saklamıyorum o yüzden ihraç olduğumu dedi.

Biliyordum kadında bir farklılık olduğunu ama bu kadarını aklıma getiremezdim, karşısına çıkmaya herkesin korkacağı, toplumda çok saygın bir konumu olan bir hâkimin garsonluk yapıyor olması dünyanın neresinde görülmüş ki, bizzat tanışıp dinlemesem ben de inanmazdım.

Çok sorguladım içimde onun zatında bu süreci, eğer hepsi bu kadın gibiyse ülkede çok büyük bir yanlışlık yapılıyordu, birçok masuma çok büyük haksızlıklar reva görülmüştü, bir yerden bir yere tayinimiz çıksa veya okulumuz değişse, alışık düzenimizin azıcık dışına çıkarılsak ne şikâyetler ederdik. Oysa insanlar bir gecede işinden, özgürlüğünden edilmiş, lojmanlardan çıkarılmış, herşeyi elinden alınmış ve toplumun büyük bir kesimi olan bizler onların yaşadığı bunca şeyden o kadar bihaber kalmışız ki, kendimden utandım.

Sonraki günlerde yine gittim tabi bahçeye, artık ona merakla değil, takdir ve hayranlıkla bakıyordum; makamı elinden gitti diye ah vah etmeyişine, işini yaparken o kadar doğal oluşuna, kendiyle barışık haline, duruşundaki asalete ve bu kadar güçlü oluşuna hayran olmamak mümkün değildi, üstelik bir ben değil, bütün bahçe böyle düşünüyordu. Herkes onun ciddi bir haksızlığa uğradığının ve küçücük cüssesiyle ne büyük dertlerle uğraştığının, ama hiç sızlanmadığının farkındaydı. Onun şahsında tanıdığım aynı durumda olan tüm güzel insanların bir gün hak ettikleri hayatlarına yeniden kavuşmasını, ülkemizin yeniden özlediğimiz barış dolu günlerle kucaklaşmasını canı gönülden istiyorum ve bu bilinci bizde uyandıran kadına teşekkür ediyorum.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here