Canlı Bomba Metaforu Işığında Yargı ve Yargı Kararları

0
93

Hasan Dursun

Canlı Bomba Psikolojisi, Canlı Bomba Olma Nedenleri

Kendi bedenini silah olarak görüp bomba ile patlatmak suretiyle gerçekleştirilen intihar eylemini içerisinde bulunduğu siyasal mücadelenin bir aracı olarak gören ve bunu tatbik eden etnik, dini veya ideolojik motivasyonla faaliyetlerini yürüten birçok siyasal hareket vardır. İçerisinde bulunduğumuz coğrafya bu tür eylemlere aşinadır. Canlı bombalar sahip oldukları inanç ve motivasyonları gereği bu tür eylemlerin meşru ve hak olduğunu, basit bir intihar olmadığını iddia edip buna inanmakta/iman etmektedirler.

Canlı bombaların (intihar eylemcilerinin) bireysel psikolojik özellikleri motivasyonlarının temel dayanağını oluşturmakla birlikte, mensubu oldukları din, dil ve ırk ile sahip oldukları sosyal kimlik ve ideolojileri de hayati öneme haizdir. Temel zihni dayanakları; kendisi ile birlikte bağlı olduğu etnik, dini veya ideolojik grubun haksızlığa uğradığına dair kanaatleridir. 

İntihar bombacıları eylemleri ile toplumu sarsmak, panik ve korku oluşturmak, adlarını ve amaçlarını duyurmak, davalarının haklılığı noktasında dikkatleri üzerlerine çekmek isterler. Böylece düşmanlarına gözdağı verdiklerini, taraftarlarına ve dava arkadaşlarına ise güven telkin ettiklerini düşünürler. 

İntihar bombacıları; dini, mezhepsel, etnik veya kültürel yönden baskı altında olan, işgal altında bulunan, baskıcı yönetimlerin idare ettiği coğrafyalarda tezahür ederler. Kendi bedenini parçalamak bu tür topraklarda/ortamlarda yetişen kişiler açısından önemli bir savaş aracı/argümanıdır. Zira kendisini ifade etmekte güçlük çeken, ötekileştirilen, temel hak ve özgürlükleri verilmeyen bireyler ve toplumlar şiddete başvurur veya buna eğilim gösterirler. 

Canlı bombaların yaş ortalaması düşüktür. Hayat tecrübesi az, beklenti ve sorumlulukları bulunmayan gençler arasında bu tür eğilimler daha yaygındır. Bu çeşit bireyler genellikle dar gelirli veya yoksul toplum kesiminden, çok çocuklu ailelerde ortaya çıkarlar. Ruhsal ve zihinsel yönden olgunluğa erip bir kişiliğe bürünemeyen bireyler, ailelerine, arkadaşlarına, topluma, önderlerine ve liderlerine cesaretlerini ve inançlarını ispatlamak ihtiyacı duyarlar. Onlar için ölmek, bulundukları çevre içerisinde bir tür ölümsüzlükle eş anlamlıdır. Kişisel zafiyetlerini ve eksikliklerini “davanın” ilke ve prensipleriyle gidermeye ve tamamlamaya çalışırlar. Zayıf kişilikli, aşağılanmış ve hakarete uğramış olan, otorite tarafından itilip kakılan canlı bombalar açısından gaye, “kahraman” veya “şehit” olmaktır. Böylece hem halk nezdinde ve hem de hak katında makbul olacaklarını, kısa yoldan cennete gideceklerine inan(dırıl)ırlar. Din motifli canlı bombaların motivasyon kaynağı “şehit olmak” iken, seküler örgütlerde bu “kahraman olmak”tır.

Canlı bomba olmanın önünde set olan ve eylemin haksızlığını gösteren engeller çeşitli argümanlarla ortadan kaldırılmaya, ahlakileştirilmeye ya da meşrulaştırılmaya çalışılır. Bunun için çoğu kez “davanın” haklılığı ve kutsallığı ön plana çıkartılır; dini argümanlar ortaya konularak bunun dinin bir gereği olduğu ispatlanmaya çalışılır veya diğer engeller anlamsızlaştırılmaya gayret edilir. 

Canlı bomba yetiştirmeyi ve kullanmayı amaçlayan bir örgüt, muhtemel adaylarına yönelik olarak kendi inanç ve değerlerinin tartışmasız doğruluğuna, düşmanınkinin ise mutlak olarak yanlışlığına vurgu yapan propagandalar yapar. Bu propaganda da sürekli olarak kötülük ve zulümlere vurgu yapılıp haksızlıklar ön plana çıkartılarak muhatabın başka yöne bakması, farklı şekilde düşünmesi engellenir. Namus, vatan, onur, gurur, haysiyet, temel hak ve özgürlükler, kültürel enstrümanlar vs. üzerinde durularak bunların kutsanması, geri elde edilip veya korunması her ortam ve zamanda işlenir. Ölerek ölümsüzleşmenin, şehit olmanın, adını tarihe mal etmenin üzerinde durularak ego beslenir ve muhatap hedefe kilitlenir. 

Yargı veya Yargıç Nasıl Canlı Bomba Olur 

Köklü bir demokrasi kültürüne sahip bulunmayan, yasama-yürütme-yargı erkleri arasındaki görev/yetki/sorumluluk paylaşımı tam yapılmamış ve bunlar arasında iyi işleyen bir kontrol-denge mekanizması kurulmamış, kurumları oturmamış, eğitimli/erdemli/ahlaklı bireylerden oluşmayan, hukuk kültürü/uygulaması gelişmemiş, birey temel hak ve özgürlükleri etkin şekilde teminat altına alınmamış ülkelerde çeşitli haksızlıkların yaşanması, ekonomik-siyasi-ahlaki krizlerin görülmesi mukadderdir. Bu tür toplumlarda gücü elinde bulunduran kişi ve kurumlar dengesiz ve kontrolsüz şekilde bu imkânlarını kullanmaktan imtina etmezler. Bundan dolayı güç sahipleri kendi yandaşlarının lehine ve fakat diğerleri aleyhine olacak şekilde “davalarının” gereği, inandıkları “dinin” emri ve sahip oldukları “ahlakın” bir parçası olduğu düşüncesi ile söz ve eylemlerini kurgularlar. Bunu kendilerine “hak” ve hatta “görev” olarak görürler. Bu şekilde sorumsuz ve kontrolsüz güç kullanımının varlığı ve bunun süresinin uzaması toplumda huzursuzluk oluşturur. Bireyler arasında korku, kin ve nefret tohumları ekilip yeşermeye başlar. Güç sahiplerinin temsil ettikleri etnik köken, sahip oldukları din veya ideolojiye karşı bir düşmanlık/karşı düşünce/tepki peyda olur. 

İktidarı (gücü) elinde bulunduranlar amaçlarına ulaşmak için her daim yargıyı ve gücünü kullanmaktan çekinmemişlerdir. Zira yargı, sahip olduğu olanaklar, toplum nezdindeki algısı, birey ve grupların hak ve özgürlükleri üzerinde tasarrufta bulunabilme yetkisi gibi sebeplerden ötürü, kötü niyetli kişilerin iştahlarını kabartan bir cazibeye sahiptir. Bu nedenledir ki muktedirler yargıyı sürekli kendi yandaşları/düşündaşları ile tahkim ederek ellerinde tutmaya çalışırken, karşı tarafta yer alanlar ise mevcut kuralları kullanarak yargıya “sızmaya” ve onu “ele geçirmeye” gayret ederler. 

Güç sahiplerinin yargıyı kullanımları çoğu kez ustacadır. Zira yargıya duyulan şekli güven herkesin olduğu gibi iktidar sahiplerinin de varlık sebebidir. Yargı belirli kural ve kaideler doğrultusunda iş ve işlemlerini yürütüp sürdürür. Yargının uymakla mükellef olduğu bu kaideler, yargı açısından bir teminat olduğu gibi, onu, kötü emellerine alet etmek isteyen kişiler açısından bir fırsat olarak telakki edilir. 

Bu tür toplumlarda yargı, güçlünün bir tür “sopası”dır. Mağdur açısından ise yargı karışık duygular ve beklentiler içerisinde sahip olmaya çalıştığı bir “araç” veya ulaşmaya çalıştığı bir “hedef/gaye/amaç”tır. Ancak bu aracı ele geçirmeyi amaçlayan ve hedeflerine ulaşmak için bir vasıta addeden mağdurların (karşı grupların) nihai amacı demokratik bir hukuk düzenin oluşturulması olmakla birlikte, bu hedefe erişilene kadar “yargı aracı“, gücü veya iktidarı elinde tutan kişi/kurum/grupların “imhası” için kullanılabilir. Bu düşüncede olanlar bunu kendilerine “meşru” bir “hak” olarak görürler. 

Yargı sisteminin ve sistemin işleticisi konumundaki kişi veya kurumların yetki ve sorumlulukları birincil ve ikincil mevzuat ile sıkı şekli kurallara bağlanmıştır. Bu kuralların temel varlık gayesi yargı sisteminden talepte bulunacak kişilere bir güvence sağlamak iken, ikincil gayesi kurallara muhatap olan hak ihlali yapan kişilere bir ihtar ve bunu hayata geçiren kişi ve kurumlara da hadlerini (sınırlarını) ihtar niteliği/özelliği taşımasıdır. Mevzuat hükümlerinin kısmen veya tamamen uygulanmaması, keyfi şekilde yorumlanıp hayata geçirilmesi yargı sisteminden hak talebinde bulunacak kişilerin terörize olmasına neden olacağı gibi, hak ihlali yapacak kişileri şımartacak ve yargı erkini kullanan kişi ve kurumların ise otoriterleşmesine/yozlaşmasına sebep olacaktır. 

Böyle bir atmosferde iktidar/güç odakları tarafından kullanılan/yönlendirilen “yargı aygıtı”nın yıkıcılığı ve tahrip gücü daha da fazla olacak; mağdur kişilerin korkmasına, paniklemelerine ve sarsılmalarına sebep olacaktır. Bu süreç sonrasında bir şekilde yargı sistemi içerisinde azınlıkta yer alan muhalif din, ırk, sosyal kimlik veya ideolojiye sahip kişiler, kendilerine saldırdıklarını ve yok edilmelerini istediklerini düşündükleri kişi ve gruplara karşı, sahip oldukları “yargı gücünü/otoritesini”, hukukun kendilerine yüklediği sorumlulukları/sınırları bir kenara bırakarak bir tür “imha” aracı olarak kullanmaktan çekinmezler. Canlı bombanın kendi vücudunu davası uğruna bir silah olarak kullanması gibi, yargı içerisinde bulunan kişiler de “yargısal yetkilerini” bir tür silah olarak kullanırlar. Canlı bomba ile kişilerin hayatı ve malvarlıkları tehlikeye atılmakta iken, yargı yetkilerinin silah olarak kullanılması ile kişilerin can ve mal güvenlikleri ortadan kaldırılmakta, itibarları yok edilmekte, özgürlük ve güvenlik hakları ellerinden alınmakta; daha da önemlisi vatandaşların hukuka ve hukukçuya olan güvenleri zedelenmek suretiyle devletin temelleri sarsılmaktadır. Bu nedenle yetkilerini, sahip olduğu sorumluluk ve sınırların dışına çıkarak, temel hak ve özgürlükleri tahkim için değil de, tahrip için kullanan yargı mensuplarına “yargı canlı bombası” denilmesi yanlış olmayacaktır. 

Yargı canlı bombası ile intihar eylemcisi arasında motivasyon kaynakları ve kişisel özellikleri itibariyle kanaatimce fark yoktur. Her ikisinin de dayanak noktası temel ahlaki değerler veya hukuk düzeni olmayıp, mensubu oldukları din, ırk, sosyal kimlik ve ideolojilerdir. Yine her ikisinin motivasyonlarının dayanağı baskı altında, temel hak ve özgürlükleri sınırlanmak suretiyle sürdürdükleri yaşam ve şartlar ile ötekileştirilmenin vermiş olduğu itilmişlik duygusu ve kendisini mağdur eden gücü/iktidarı elde etme arzusu ve iştiyakıdır. 

İntihar bombacısı gibi “yargı canlı bombasının” da dar gelirli veya yoksul toplum kesiminden geldiği bir vakadır. Bundan dolayıdır ki yargı canlı bombası kendini ispat etme, liderine/önderine kendini “kanıtlama”, kendisini itip kakan, sürekli tahkir eden ve haklarını vermeyen iktidara/güce de “haddini bildirme” gayreti içerisindedir. 

Yargı canlı bombaları dünya algısı dar, entelektüel birikimi sığ, temel insani değerleri sorunlu, etraflıca bir okuma yapma özürlüsü kişilerden oluşur. 

İntihar eylemcisi ölerek “kahramanlaştığını”, “cennete gideceğini” veya “ölümsüzleştiğini” düşünerek yapacağı eyleme odaklanırken, yargı canlı bombası da aynı paralelde düşünür ve yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmez. O da yaptığı eylemleri sonrasında mesleğinden atılacağını, hapsedileceğini veya itibarsızlaşacağı ihtimalini düşünür ve bunu baştan kabul ederek eylem ve kararlarını oluşturur. Verdiği hukuka aykırı kararların, kendi iç dünyasında (veya içerisinde bulunduğu grupla) kurguladığı ahlaki düzen içerisinde meşru olduğunu düşünerek kendini rahatlatır, bu kararları ile “sevap kazandığını”, “kahramanlaştığını”, “davasına hizmet ettiğini” veya “adının hayırla yâd edilip ölümsüzleşeceğini” düşünür. 

Ancak yargı canlı bombalarının iç dünyaları, motivasyon kaynakları ile dışa yansıyan eylemleri ve süreç içerisinde elde ettikleri kazanımları karşılaştırıldığında, çoğunun temel dayanak noktasının kişisel hırsları ve beklentileri olduğu, din ve ideolojilerini ise bu bireysel düşüncelerine kılıf yaptıkları ve onları kamufle etmede kullandıklarını söylemek mümkündür. Zira kendileri belirli kazanımlar elde ederken, eylem ve kararları nedeni ile süreç içerisinde temsil ettiklerini düşündükleri din ve ideolojileri her daim zarar görmektedir. 

Yargı canlı bombaları kendilerini patlatarak, kişilerin can ve mal güvenliklerini, özgürlüklerini, geleceğe dair ümitlerini kolaylıkla ortadan kaldırabilir. 

Cübbelerinin altına gizlenmiş bombaları ilk bakışta görmek, onlara karşı tedbir almak çoğu kez olanaklı değildir. Eylemde bulunacaklarına dair bilgi ve emareye sahip olunsa dahi, Anayasal güvenceleri nedeniyle müdahale edilmesi zordur. Varlıkları ancak kendilerini patlattıklarında anlaşılır. Patlamanın geniş kesimlerce duyulup hissedilmesi zaman alabilir. Zira bu tür canlı bombalar, yasal mevzuatın ve uygulamanın kendilerine tanıdığı alanlara gizlenip belirli bir süre kamufle olabilirler. Bunların varlığını önce katledilen (hak ve özgürlükleri sınırlanan veya yok edilen) birey veya gruplar fark ederler. Ancak işlenen cinayeti etraflarına izah etmekte zorlanırlar. 

Sınırlı sayıdaki yargı canlı bombalarını tespit ve onları ayıklama zordur. Ancak gerek eylemlerin ve gerekse canlı bomba sayısındaki artış sayesinde yargı canlı bombaları geniş toplum kitleleri tarafından bilinir hale gelir. Bu hale geldiklerinde de, ya arkalarına iktidar gücünü aldıklarından, ya gizli ilişkileri nedeniyle daha korunaklı hale geldiklerinden ya da sayılarının çokluğundan dolayı yine kısa zamanda bunlara müdahale edilmesi kolay olmayabilir. 

Bilinen canlı bombaların eylem yapma imkânları ve verecekleri zarar sınırlıdır.  Buna karşın yargı canlı bombalarının eylem sayıları ve sebebiyet verecekleri hasarın kapsamını kestirmek mümkün değildir. Bu yönüyle yargı canlı bombaları, intihar bombacılarına nazaran daha tehlikelidir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here