ANNEM

6
848

Annem

Yoğun bir duruşma gününün ardından akşam olmuş evime ulaşmıştım. Yorgun olduğum için yemek yapacak halim yoktu.  Çay fincanımı elime alıp telefondan iki arkadaşıma mesaj atmıştım; ancak, o kadar yorgundum ki yorgunlukla mesajlarıma neden cevap verilmediğini bile düşünmemiştim. Duruşma da verdiğim kararları sabah erkenden gidip yazma planları yaparken sosyal medyaya da bakmadığım için son açığa alma listesinde adımın olduğundan ve mesajlarımın bu yüzden cevapsız kaldığından haberim yoktu. Sabah telefon alarmım ve kapı zili birlikte ısrarla çalıyordu. Kalkmakta zorlanmıştım biraz daha uyumak istiyordum. Ne kapı zili vazgeçti ne de alarm… Kapıyı açtığım da hâlâ ayakta uyuyordum. 7 polis görevlisini kapımın önünde gördüğümde de neler olduğunu anlamamıştım. Ta ki hakkımda gözaltı kararı olduğunu ve evde arama yapacaklarını söyleyene kadar.

Arama işlemi tamamlandı ve aynı polisler tarafından gözaltına alındım. Sağlık muayenem yapıldıktan sonra Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürüldüm.

O sırada ben ağlamasam da bulutlar ağlıyordu. Algım o kadar düşmüştü ki bir kâbusun içindeydim sanki. Nezarete geldiğimde biri hâkime hanım diye sesleniyordu. Evet, bu sesin sahibi dün ki duruşmanın mübaşiri Mehmet Bey’den başkası değildi. Ne kadar yorulduysam bir türlü uyanamıyordum gördüğüm kâbustan ve ancak Mehmet beyin sesi ile uyanacaktım. Ama yaşadıklarım kâbus değil gerçekti. Mübaşirim Mehmet Bey, komisyon müdürü ve birde kâtip gözaltına alınmıştı. Ben bir bayan hâkimle birlikte tutuluyordum.

Nezarethaneye de bir tür mahkeme kurulmuştu sanki.

Diğer bayan hâkim bir gün sonra bırakılmıştı. Yalnız kalmıştım. Diğerleri başka bir odada tutuluyorlardı. Beni teskin etmek adına duvara vurup, üzülmeyin kendinizi yalnız hissetmeyin biz sizle konuşuruz diye bana seslerini duyuruyorlardı. Bazen onlarda duygusala bağlayıp ağlıyorlardı.

Benim gibi diğerlerinin adliye çalışanlarının da belirsiz bir gelecekleri ve bildikleri bir geçmişleri vardı. Geçmişte ne kadar temiz çalıştıklarını, ancak nezarette bir tinercinin bile kendilerine acıyarak baktığı hale düştüklerini anlatıyorlardı bana. Zira kendileri ile birlikte bir tinerci de gözaltına alınmış ve kendilerine hangi suçtan gözaltına alındıklarını sormuş. “Fetö” diye cevap aldığında, “ben neyse de sizin işiniz çok zor” demiş. O an anlamasam da tinercinin geleceğe dair öngörüsünü adli kontrol ile serbest kaldığımda daha net idrak etmeye başlayacaktım.

Açığa alınma kararını takip eden İhraç kararından sonra ailemin yanına yani memleketime dönmüştüm. Ama bu memleket benim doğduğum yer değildi artık. Ordu ilinde kapalı cezaevine konulmadan serbest bırakılmıştım; ancak, memleketim olan Çankırı’da açık bir cezaevine kendi rızam ile girmiştim.

Ah memleketim, Çankırı, kimleri sığdırmamıştın ki içine hırsızı, tecavüzcüsü ve katili. Bir ben mi fazla gelmiştim sana? Sokakta görünce akrabamın bile yolunu değiştirdiği bir mesken olmuştun. Bana da aileme de bir huzuru çok gördün…

Yaşadıklarım, gözaltındaki tinercinin tahminin ötesinde bir zorluğu bana ve benim gibi birçok mağdura tattırıyordu.

Çankırı kapalı cezaevi Türkiye deki birçok cezaevi gibi il merkezine uzaktır. Yürüme ile ulaşım çok zordur. Mahallede komşumuz olan bir bayan öğretmen ailesiyle birlikte tutuklu olan eşini ziyarete gittiği gün yoldaki yaşlı teyzenin haline üzülüp arabayı durdurup onu da arabaya almışlar. Teyzeye nereye gidiyorsun diye sorduklarında  “oğlumu görmeye cezaevine gidiyorum“ demiş. Oğlun hangi suçtan yatıyor cezaevinde dediklerinde “çok şükür fetöden değil hırsızlıktan cezaevinde yatıyor“ demiş. Teyze de “sizinki neden yatıyor” diye sormuş konuşmanın devamında. Cevap alarak  “şükretsek mi bilmiyoruz ama fetöden yatıyor” demişler. Teyze bu sözleri duyar duymaz “durdurun arabayı” demiş. Evladının hırsızlığına şükreden teyzem kaçar gibi arabadan inmiş.

Anne evladının hırsızlığına şükrediyordu. Buna benzer bir durumu mesleğimin ilk yıllarında görmüştüm. İki genç alkol alıp bıçakla turistlerin para ve takılarını almış yurt dışına kaçmak için hazırlanırken gözaltına alınmışlardı. İkisini tutuklayınca iki anne odamın kapısını nerdeyse yıkacaklardı. Bizim çocuklarımız sadece alkol aldı suçları yok diye bağırıyorlardı. Kendilerini ancak polisler dışarı çıkarabilmişlerdi. Dışarıda beni beklemişler. Annelerin ikisi birlikte var gücüyle bağırıyordu. “Parça parça ol da evinin yolunu bulama inşallah “ diye… Garip bir olaydı. Çocuklarının suçlarını bilseler de var gücüyle çocuklarını kurtarmak için uğraştılar.

 İnsanların bugünlerde Korona nedeniyle tecrübe ettikleri kimi zorlukları birçok KHK’lı dört yıldır yaşıyor. İnsanlar dört yıldır vebalı gibi birçok KHK’lıdan uzak duruyor. Tabi uzak durulan ve yıllardır vebalı muamelesi yapılan KHK ‘lılardan biri de benim. Memleketimde çok farklı şeyler yaşadım.

Meslek hayatımda Büyük teyzem ve kızları, benim hâkim olmamı kullanarak reklamlarını yapmaktan hiç geri durmamışlardı. Ama aynı teyzem aynı ilde yaşamamıza rağmen 3.5 yılda bir kez bile ne annemi ne de beni aradı. Bir kez karşılaştığımda da benimle konuşmamayı tercih etti.

Diğer teyzem de yaşadıklarımı herkesten saklamayı tercih etmişti. Teyze anne yarısı demekti. Çalışırken anne yarısı olarak “kızım” diyen teyzem artık bana Aygül diyordu. Geçmişteki aşırı samimiyeti nedeniyle benimle ilişkisini tamamen kesmekten çekinmiş ancak olabildiğince azaltmış ve soğutmuştu. Keşke bu teyzem de, diğeri gibi ilişkisini tamamen kesseydi. 

İyimisin diye sormak bu kadar zor muydu? Ya da ben üzülürken kendilerinin yüksek sesle kahkahaları normal miydi? Açığa alınmam sırasında tertip ettikleri doğum günü partileri, ihracım sonrasında organize ettikleri piknik gezilerinin anlamı neydi? En yakın akrabalarımızın tavırları böyle olunca, onları gören diğer komşular da ister istemez annemi ve beni görünce köşe bucak kaçıyordu. Aslında yakınına kızamayınca uzaktakine daha da kızamıyor insan.

İhracım sonrası hayatın çok farklı yönlerini tecrübe ettim. Bir anda yakınlar uzak, uzaklar yakın oldu.

Askerlik anıları gibi olacak ama İkinci gözaltım gece yarısı yol yakalaması şeklinde Çorum merkezde otobüs içerisinde oldu. Herkesin sorgulayan bakışları İçinde askerler otobüsten indirdi beni. Sonra gelen polislere teslim ettiler. Bayan polis gece uyanıp rahatından olduğu İçin bana ters davranıyordu. Sonunda orta yolu bulan erkek polisler sayesinde işlemler bitmişti ve ikinci nezarethaneye de götürülmüştüm. Bu sefer tecrübeli bir “şüpheli” olarak, ilkinde yaşadığım duyguları hissetmedim. Benim dışımda başka bir bayan daha vardı nezarethanede. Namaz kılıyordu ve secde halinde iken ağlıyordu. Namazı bitince benimle konuşmaya başladı. Gecenin üçüydü ama o kadar dolmuş ki konuşup rahatlamaya ihtiyacı vardı. İki haftadır gözaltındaydı. Eşi de yan taraftaydı. İki çocukları ortada kalmıştı. Babası ve annesi kendisine ve çocuklarına sahip çıkmadığı için çok üzgündü. Hem ağlıyordu hem de “ben onların evlatları değil miyim insan evladını bilmez mi?” diyordu. Bayan polislerin kötü tavrı uzun süre gözaltında kalma ve çocuklarının yalnız olma düşüncesi onu böylesine bir paylaşıma itmişti.

Son yıllarda adeta sonu gelmeyen birbirinden ağır mağduriyetler yaşandı. Kimini anne babası dışladı, kiminden ise kardeşleri vazgeçti.  Kimine ise akrabaları sırtlarını döndü. Bu dönemde birçok KHK’ lıya göre bu konuda çok şanslıydım . Kayıplarım vardı. Yıllarca emek vererek aldığım diploma bir anda anlamını yitirerek işe yaramayan bir kağıt parçası haline gelmişti. Çok sevdiğim işimden olmuştum. Küçük bir yuvam vardı yorulduğumda dinlendiğim ve huzur bulduğum biranda elimden o da kayıp gitmişti. Geriye kalanlara baktığımda hiçbir şeyim kalmadı görünse de doğduğum andaki gibi ailem yanımdaydı. İlk doğum anındaki gibi  gene ağlıyordum gözyaşlarımı silen gene aynıydı. Herşey değişse de bu değişmemişti. Gene yalnız değildim. O sıcak el heran üzerimdeydi.

Canım annem, her yerde ve herkese “benim çocuğum hırsızlık yapmadı, ahlaksızlık yapmadı, onun arkasında kapı gibi annesi var” dedi ve demeye devam ediyor.

Kaç yaşına gelirsek gelelim o elin üzerimizdeki sıcaklığı o kadar önemli ki.  Bu dönemde zayıf düştük, yaralandık. Çocukluktaki gibi yaralarımız akan kanımız görünmese de yaralarımızın sarılmaya ihtiyacı vardı.  Bu yaralarımızı saracak olan gene annemizdi.   Onun varlığı şu dünya da kimsesiz olmadığımızın ispatıydı. Sadece aranılan o sıcaklıktı. Annemin ne eli üzerimden eksik oldu ne de gözyaşı.. Bebeklikteki gibi beni koruyamadığı için gücü ancak çocuğu için ağlamaya yetiyordu.

 “Ağlarsa anam ağlar,
Gerisi yalan ağlar”

Ne çok ağladın annem 3.5 yıldır. Dert oldu benim derdim sana. “Ben seni hasta hasta bu sıkıntıları çek diye mi okuttum okumasaydın yanı başımda olsaydın keşke hep” demene sebep olanlar utansın.

Senin gibi çocuğunun yanında olup çocuğunun yaralarını saran, çocuğunun derdiyle dertlenen  ve çocuklarından desteğini esirgemeyen tüm annelerin ve bu süreçte gerçekten anne yarısı olduğunu gösteren teyzelerin anneler günü kutlu olsun.

6 YORUMLAR

  1. İlk yazınızdan çok daha güzel bir yazı. Eşimle beraber okuduk çok duygulandık. Lütfen bu işin peşini bırakmayın devamı gelsin inşallah. Twıt olarak paylaşıyorum mahzuru yok değil mi?

  2. Hakim bey beğenmenize çok sevindim. Yazmaya devam etmek isterim ama yazıların ikisini de duygusal anımda yazdım . Yazıdaki ruh hali fazlası ile vardı . Bu ruh halim değiştiğinde de yazabilirim inşallah. Tweet olarak tabiki paylaşabilirsiniz mahsuru yok benim için mutlu olurum.

    • Teşekkür ederim Hatice hanım beğendiğinize sevindim ilk yazım Anılardan Bir Kesit (Benim Yerime İkame Edilen Hakim Modeli) başlığı altında 24 Nisan tarihli yazı

  3. Malesef ben de çankırılıyım ve çankırı ancak bu kadar güzel anlatılbilirdi. Bana çankırıya gel diyen aileme bu yazıyı okutacağım müsadenizle. Elinize sağlık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here