Geçmişi Yeniden Yazma Operasyonu: Hafızanın Silinmesi ve Bugünün Siyasi Zamanlaması

Geçmişi Yeniden Yazma Operasyonu: Hafızanın Silinmesi ve Bugünün Siyasi Zamanlaması

 

Toplumların hafızası, devletlerin en hassas sinir uçlarından biridir. Hafızayı kontrol eden, toplumu da kontrol eder. George Orwell’in 1984’ünde Parti’nin yaptığı tam olarak budur: Geçmişi sürekli yeniden yazmak, bugünü meşrulaştırmak ve geleceği garanti altına almak. Bradbury’nin Fahrenheit 451’inde ise kitapların yakılması, yalnızca bilgi yok etmek değil, insanın kendi geçmişiyle bağını koparmaktır.

Bugün Türkiye’de yaşanan bazı yargısal hamleler, özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek döneminde hızlanan operasyonlar, bu distopik hafıza mühendisliğini hatırlatıyor. Yıllardır kapalı duran dosyaların bir anda açılması, bazı olayların yeniden yorumlanması, geçmişin bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi… Bütün bunlar, “adalet” söylemiyle paketlenmiş bir tarih tasarımı izlenimi veriyor.

Neden Şimdi? Zamanlamanın Politik Anatomisi

Türkiye’de bazı faili meçhul veya tartışmalı dosyalar, iktidarın 20 yıla yakın kesintisiz gücü boyunca defalarca gündeme geldi, defalarca kapandı.

Ancak ilginç olan şu:

Bu dosyaların çoğu, iktidarın en güçlü olduğu dönemlerde değil, gücünün sorgulanmaya başladığı dönemlerde yeniden açılıyor.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

15 yıldır iktidar değişmedi.15 Temmuz’dan sonra yargı yapısı tamamen yeniden dizayn edildi.

Devletin tüm güvenlik ve istihbarat mekanizmaları tek merkezde toplandı.

 

Peki bu dosya neden şimdi açılıyor?

Bu sorunun cevabı, Orwell’in “geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder” cümlesinde saklı.

Geçmişi yeniden düzenlemek, yalnızca adalet arayışı değil; iktidarın ve ortaklarının kendi tarihini temizleme, sorumlulukları yeniden dağıtma, ileride karşısına çıkabilecek riskleri şimdiden bertaraf etme çabası olabilir. İleride açık bırakılan alan kalmaması ve değiştirip, delil uydurup bir şekilde dosyaları bir gruba atıp kapatmak.

Süleymanlı Operasyonu: Jet Hızında Meşruiyet Üretimi

Süleymanlı cemaatiyle ilgili operasyonlarda eski liderin ölümüne dair bir anda ortaya çıkan “zehirlenme”, “suikast”, “adli tıp raporu” gibi iddialar, yıllarca sessiz kalan bir dosyanın bird

enbire hızla yeniden yorumlanması, toplumda haklı olarak şu soruyu doğuruyor:

Bu hız adaletin doğal akışı mı, yoksa operasyonun meşruiyetini üretme çabası mı?

Bir dosyanın 10–15 yıl boyunca bekletilip, sonra bir anda “jet hızıyla” yeniden ele alınması, adaletin değil, siyasi ihtiyaçların zamanlamasına işaret ediyor.

Bu tür hamleler, geçmişi yeniden kurgulamak için kullanılan araçlara dönüşüyor.

Akın Gürlek: Özel Mahkemelerin Özel Zamanlaması

Akın Gürlek’in geçmişi, özellikle “özel yetkili mahkemeler” dönemindeki uygulamaları, hızlı kararları, siyasi nitelikli davalardaki rolü, 15 Temmuz sonrası yargıdaki yükselişi, bugün Adalet Bakanı yapılması… Bütün bunlar, hafıza mühendisliği tartışmasını daha da güçlendiriyor.

Gürlek’in adı, yıllardır muhaliflere yönelik yargısal süreçler, hızlı tutuklamalar, tartışmalı kararlar ve siyasi davalarla anılıyor.

Dolayısıyla bugün yürütülen operasyonların çoğu, toplumda “gecikmiş adalet” olarak değil, iktidarın geçmişi yeniden düzenleme hamlesi olarak okunuyor.

Eğitimde Hafıza Silme: MEB’in Yeni Tarih Tasarımı

Hafıza mühendisliği yalnızca yargıda değil, eğitimde de kendini gösteriyor.

MEB Bakanı Yusuf Tekin’in geçmişi, dershanelerin kapatılması sürecindeki tartışmalı rolü, akademik yükselişinin hızla gerçekleşmesi, bugün eğitim müfredatını kökten değiştirme çabası, hafızanın yeniden inşasıyla ilgili başka bir boyut sunuyor.

Tarih kitaplarının yeniden yazılması, bazı dönemlerin öne çıkarılıp bazılarının silikleştirilmesi, müfredatın sık sık değiştirilmesi…

Bunlar, Bradbury’nin “bilginin yakılması” metaforunun modern bir versiyonu:

Bilgi yakılmıyor, yeniden yazılıyor.

Tarihi Yeniden Kurmak: Son Hamle

Bugün Türkiye’de yaşanan bazı yargısal ve idari hamleler, yalnızca bugünün politik hesaplarıyla açıklanamaz.

Bu hamleler, iktidarın:

– geçmişteki sorumluluklarını yeniden dağıtma,

– ileride karşısına çıkabilecek dosyaları şimdiden kapatma,

– belirli kişi ve grupları hedef göstererek yeni bir tarih anlatısı kurma,

– toplumsal hafızayı yeniden şekillendirme

çabası olarak okunabilir.

Orwell’in distopyasında insanlar geçmişi hatırlayamaz çünkü geçmiş sürekli değişir.

Bradbury’nin dünyasında insanlar geçmişi hatırlayamaz çünkü bilgi yok edilir.

Bugün ise hafıza, operasyonlarla, yargı süreçleriyle, müfredat değişiklikleriyle, siyasi söylemlerle yeniden yazılıyor.

Sonuç: Hafızayı Korumak Bir Toplumsal Sorumluluktur

Tarih, yalnızca yaşananların toplamı değildir; aynı zamanda kimin anlattığıdır.

Eğer anlatı tek elde toplanırsa, geçmiş de geleceğin bir aracı haline gelir.

Bugün yaşananları anlamak için yalnızca dosyaların içeriğine değil,  dosyaların açıldığı zamana, kimin açtığına,   hangi amaçla açıldığına  bakmak gerekir.

Geçmişi değiştirmek, hafızayı silmek, toplumu yeniden şekillendirmek…

Distopya edebiyatının karanlık sayfaları, bugün bazı siyasi pratiklerde yankılanıyor.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir