15 TEMMUZ YARGI DARBESİNİN FAİLLERİ-1: Dönemin Müsteşarı Kenan İpek

0
1721

Yargının Saray’a Bağlanmasında İpek’in Rolü

17-25 Aralık 2013 tarihinde İstanbul Başsavcılığı tarafından iktidarda bulunan AKP’nin bakanları, bakan çocukları, belediye başkanları ve partiye yakın iş adamları hakkında başlatılan “yolsuzluk ve rüşvet” soruşturması Türk yargı tarihinde adeta bir milat oldu.

Recep Tayyip Erdoğan bu soruşturmalar sonrasında meclisteki sayısal çoğunluğunu ve uzun süre iktidarda olması nedeniyle bürokrasi, iş dünyası ve medyada oluşturduğu kendisine bağlı yapıları kullanarak yargı ve emniyet bürokrasisini kontrolü altına almaya yönelik yasal ve fiili operasyonlar yapmaya karar verdi. Soruşturmaların hemen ertesinde yürütme bürokrasisini kullanarak yapılan adli işlemleri sonuçsuz bırakacak kararlar aldırdı. Adli Kolluk yönetmeliğinde keyfi değişiklikler yaparak Anayasa ve yasal hükümleri hiçe sayan düzenlemeler yapma yoluna gitti. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) baskı yaparak soruşturmalarda görev yapan savcı ve hakimlere yönelik idari kararlar alınmasını istedi.

Adalet Bakanlığı ile HSYK bürokrasisi içerisinde beklediği kayıtsız ve şartsız desteği bulamayan RTE iktidarı, bürokratik engeli ortadan kaldıracak ve yargıyı istedikleri yöne evirecek hakim, savcı ve bürokrat arayışı içerisine girdi. Bu konuda çok zorlanmadı. Zira AKP’nin yargı içerisindeki mücadelesi 7 Şubat 2012 MİT Krizi ile başlamıştı. 2010 HSYK seçimlerinde üye olan Birol Erdem, tartışmalı bir şekilde HSYK üyeliğinden istifa ederek 21 Kasım 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı Müsteşarı oldu. Bir HSYK üyesinin, siyasi bir makama getirilmiş olması yargının siyasallaşması noktasında çok önemli bir kırılma olarak değerlendirilip eleştirildi.

7 Şubat 2012 MİT Krizi Birol Erdem’in müsteşar olmasından hemen sonra gerçekleşti. Erdem görevden alındığı 1 Ocak 2014 tarihine kadar bu makamda kaldı. Sonrasında yerini Kenan İpek’e devrederek Başbakanlık Müşaviri kadrosuna yani kızak bir göreve atandı. 15 Temmuz kumpası sonrasında 3 Haziran 2017 tarihinde hakkında soruşturma başlatılıp gözaltına alınan Erdem’in yargılaması Yargıtay 9.Ceza Dairesinde yapılmaya başlandı. Erdem bu yargılama sırasında özellikle 2012 MİT Krizi sonrasında yargıyı nasıl fişlediğini, müsteşarlık yetkilerini kullanarak Adalet Bakanlığı teşkilatında ve doğal üyesi olduğu HSYK üzerindeki etkisini kullanarak yargıda nasıl müdahalelerde bulunduğunu övgüyle anlattı.

Kişi ve grupların hırslarını ve zaaflarını iyi tespit edip kullanmakta mahir olan Edoğan, pek çok bürokrata yaptığı gibi Birol Erdem’i de kullandıktan sonra kızağa almış ve belli ki bu günler için sabırla kenarda beklettiği kişiye yer açmıştır.

HSYK’nın Yürütme Tarafından Kontrol Edilmesi ve Kenan İpek

17-25 Aralık operasyonları sırasında Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile birlikte müsteşarı olan Birol Erdem’in görevlerine Erdoğan tarafından son verildi. Bekir Bozdağ Adalet Bakanı olarak atandı ve Bozdağ müsteşar olarak kendisine 1 Ocak 2014 tarihinde Kenan İpek’i belirledi. Her ikisine Erdoğan tarafından verilen ajanda yargı içerisindeki “muhalif” ve “biat etmeyen” hakim ve savcıların önce pasifleştirilerek etkisizleştirilmesi sonrasında ise meslekten ihraç edilerek yok edilmesiydi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve müsteşarı Kenan İpek göreve gelir gelmez kendilerine verilen ödevleri yüksek bir motivasyon ile yerine getirmeye başladılar.

AKP’nin ideolojisi ile doğrudan bir bağlantısı bulunmayan, hatta yakın çevresi yanında Erdoğan ve iktidarı ile ilgili ağır eleştirilerde bulunan, milliyetçi düşünce ve mücadeleyi benimseyen Kenan İpek neden Adalet Bakanlığı Müsteşarı olarak seçildi? İpek’in özelliği neydi?

Bu sorunun cevabının ipuçlarını İpek’in kişisel ve mesleki yaşamında bulmak mümkündür.

Kenan İpek, Erdoğan’ın hemşehrisidir. Erdoğan gibi İpek de Rize’lidir. Sadece aynı ilden olmayıp her ikisinin ailesi Pazarköylü’dür.

1983 yılında hakim olarak göreve başlayan İpek, 1997 yılında dönemin Adalet Bakanı Mehmet Oltan Sungurlu tarafından Adalet Bakanlığı İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı görevine getirilmiş ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü olarak atandığı 6 Ekim 2003 tarihine kadar bu görevini sürdürmüştür.

İpek 6 Ekim 2003 tarihinde dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından CTE Genel Müdürü olarak atandı. Aslında İpek’in Genel Müdür olarak atanmasını sağlayan kişi 7 Ekim 2003 tarihinde Çiçek tarafından Adalet Bakanı Müsteşarı olarak atanan Fahri Kasırga’dır. Kasırga göreve geldikten sonra her müsteşar gibi kendi kadrosunu Adalet Bakanlığı bürokrasisinde etkin görevlere getirmiştir.

Fahri Kasırga, Erdoğan’ın savcısı olduğunu söylediği, kamuoyunda Ergenekon davaları olarak bilinen soruşturmalarda, Veli Küçük ile bağlantısı bulunduğu iddia edildiğinden 18 Temmuz 2008 tarihine kadar Adalet Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapmış, bu tarihde görevden alınıp yerini Ahmet Kahraman’a bırakarak kızak bir göreve yani Başbakanlık Müşavirliği’ne atanmıştır.

Kenan İpek’in kaderi 2003 tarihinden itibaren Fahri Kasırga’nınki ile birlikte paralel seyretmiştir. Kasırga ile birlikte göreve gelen İpek, Kasırga’nın kızağa çekilmesi sonrasında onunla aynı kaderi paylaşmış ve Adalet Bakanlığı CTE görevinden alınarak 26 Ağustos 2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirlik görevine atanmıştır. Bu atama İpek, Kasırga gibi kızak bir göreve atanmış, adeta etkisizleştirmiştir.

Dönemin Adalet Bakanı olan ve Kasırga ve İpek’i göreve getiren Cemil Çiçek, bu kişilerden önce 8 Mayıs 2007 tarihinde Bakanlık görevini bırakmış, yapılan seçim sonrasında yeniden ataması yapılmamış, pasif bir görev olan Başbakanlık Yardımcılığı’nda görevlendirilmiştir.

Gerek Kasırga ve gerekse Kenan İpek görevden alınmalarını siyasi bir tasarruf olarak değil, Ergenekon soruşturmalarının arkasında bulundukları iddia edilen “cemaat” mensubu bürokratların kendilerine yönelik bir kumpası olarak algıladılar. Yargının tepesine getirildikleri 2014 yılı Ocak ayına kadar bu yöndeki kanaatlerini ve cemaat mensuplarına yönelik “kin” ve “nefret” dolu sözlerini belirtmekten geri durmadılar.

17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları” sonrasında yargıyı “hizaya” getirme ve “dizayn” etme görevi Erdoğan tarafından 20 Ocak 2014 tarihinde önce Başbakanlık Müsteşarı olarak daha sonra ise 11 Eylül 2014 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak atanan Fahri Kasırga’nın koordinatörlüğünde ve desteğinde, 25 Aralık 2013 tarihinde Adalet Bakanı olan Bekir Bozdağ ile 1 Ocak 2014 tarihinde Müsteşar olarak atanan Kenan İpek tarafından yerine getirilmiştir. Kasırga, devlet bürokrasisinin tepesinde yer alan kişi olarak, Bozdağ ve İpek’in tüm taleplerini yerine getirmiş, onların ihtiyaç duyduğu maddi ve bilgi kaynaklarını sağlamıştır.

Ergenekon örgütü ile bağlantısı nedeniyle görevden alınan Fahri Kasırga ve Kenan İpek’in, 17-25 Aralık operasyonları sonrasında Ergenekon ile “gizli ittifak” kurduğu söylenen Erdoğan iktidarı tarafından çok kritik görevlere atanması tesadüf müdür?

Bu sorunun cevabı Kasırga-İpek ikilisinin Ocak 2014 tarihi sonrasında, yeniden kızak görevlere atandıkları ana kadar, yargı içerisinde yaptıkları “dizayna”, “ayıklamaya”, “fişlemeye” veya “soykırıma” bakarak okuyucular tarafından verilmelidir.

Kenan İpek siyasiler ile ilgili yürütülen soruşturmalar ile ilgili olarak ilgili başsavcıları arayarak talimat vermekten ve yerine getirmeyenleri tehdit etmekten geri kalmamıştır. Örneğin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından içerisinde dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bacanağının da isminin karıştığı örgütlü olarak işlenen “Liman Yolsuzluğu” soruşturmasında Kenan İpek dönemin İzmir Başsavcısı Hüseyin Baş’ı telefonla arayarak tehdit etmiştir. Aramasının sebebi Başsavcı Baş’ın soruşturmaya ilişkin kendisini arayarak soruşturmayı kapatmasını isteyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile ilgili tutanak tutup, millet vekilliği dokunulmazlığının kaldırılması için yazdığı fezlekedir. Fezleke sonrasında Kenan İpek Baş’ı telefonla aramış ve kendisine “Bu saatte git. Cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur, bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız” demek suretiyle tehdit etmiştir. İpek’in bu tehdidi ile ilgili de Başsavcı Baş tutanak tutarak gereğinin yapılması için, İpek’in fiili başkanlığını yaptığı HSYK’ya ihbarda bulunmuş. 2014 sonrası yargı realitesi gözönüne alındığında bu ihbarın akıbetinin ne olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Kenan İpek bu tehtidinin arkasında durmuş ve 15 Temmuz kumpasını bahane ederek ihraç ettirdiği Hüseyin Baş’ın önce tutuklatmış, sahte bir yargılama sonunda 8 yıl 1 ay hapis cezası almasını sağlamıştır.

Bekir Bozdağ hakkındaki soruşturma ise Samsun Başsavcı vekili Gökhan Karaburun tarafından Şubat 2014 tarihinde takipsizlik kararı verilerek kapatılmıştır. Gökhan Karaburun bu fedakarlığı sonrasında Aralık 2014 tarihinde Yargıtay üyesi olarak seçildi.

1 Ocak 2014 tarihinden sonra Bozdağ ve İpek HSYK’nın doğal üyesi olarak toplantılarına katılmaya başladı. HSYK içerisinde kendisini destekleme sözü veren üyeler ile yargıyı ideolojik ve siyasi açıdan dizayn etmeye başladılar. Bu bağlamda HSYK 1.Dairesi Başkanı İbrahim Okur kritik bir rol oynamış, Kurul içerisinde bulunan ve 17-25 Aralık operasyonlarını yapan savcı ve hakimlerin görev yerlerinin değiştirilmesine karşı çıkan bazı üyeleri ikna ederek HSYK 1. Dairesi üye yapısında Bozdağ-İpek ikilisinin arzusu doğrultusunda değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik ile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından hayati öneme sahip yetkilere sahip HSYK 1. Dairesi üye sayısının çoğunluğu hükümete destek veren üyelerin kontrolüne geçmiştir.

Değişiklik öncesinde 1.Daire şu üyelerden oluşuyordu: İbrahim Okur (başkan), üyeler Zeynep Nilgün Hacımahmutoğlu, Kenan İpek, İsmail Aydın, Teoman Gökçe, Bülent Çiçekli, Ahmet Berberoğlu.

Bu üyeler içerisinde Erdoğan iktidarının taleplerini yerine getirmek istemeyen ve direnç gösteren üyeler Teoman Gökçe, Ahmet Berberoğlu ve Bülent Çiçekli’den, son ikisi HSYK Genel Kurulu tarafından başka dairelerde görevlendirilmiş yerlerine “iktidara yakın” Halil Koç ve Rasim Aytin getirilmiştir. Yeni yapısıyla 1. Daire (Teoman Gökçe dışında) Kenan İpek’in talimatlarını ve taslaklarını karar haline getiren, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük haline getirilmiştir.

Kenan İpek, HSYK içerisindeki gücünü ve etkisini kullanarak ilk başta 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını yapan İstanbul savcı ve hakimlerini etkisizleştirerek görev yerlerini değiştirtti. Sonrasında ise önemli il Başsavcıları ve mahkeme başkanlarının görev yerleri değiştirilmeye başlandı.

HSYK 1. Daire toplantılarında Başka İbrahim Okur’a rağmen fiili başkanlık yaptığı, tepki gören kararları geçirmek için “beyefendi böyle istiyor” diyerek baskı kurduğu toplantı üyelerinin tanıklığıyla sabittir.

2014 yılı HSYK Üye Seçimlerindeki Rolü ve Yargıyı 15 Temmuz’a Hazır Hale Getirmesi

Her ne kadar Kurul’un 1.Daire üyeleri Kenan İpek’in emir ve talimatıyla hareket eden bir “aparata” dönüştürülmüş olsa da, Kurul’un üyelerinin çoğunluğunun yapılanları “şartsız ve gönülden” desteklememesi veya destek verenler arasından gelen kimi tepkiler nedeniyle İpek, tüm “ajandasını” gerçekleştirememiştir.

HSYK üye seçimlerinin yenileneceği Ekim 2014 tarihine kadarki ara dönemde iktidara tehlike oluşturacak tüm operasyonların önüne geçilmiş, bu yönde yargıya çok önemli mesajlar verilmiş ve adeta yargı felç edilmiştir. Ekim 2014 seçimleri sonrasında yeni yapısıyla HSYK, doğal üye Kenan İpek’in rehberliğinde yargı içerisinde daha önceden görülmemiş operasyonlara başlamıştır. Teşkilat adeta tamamen dağıtılmış, bu karanlık ortamda yargı Saray’a bağlı bir alt birim haline getirilmiştir. Bu tarihlerde ve sonrasında HSYK’nın Başkanvekili olarak Mehmet Yılmaz görünse de, gerçek beynin ve kaptanın Adalet Bakanı ve Müsteşarı olduğu, bunların da doğrudan Saray’dan talimat aldıkları herkesin malumu olan bir gerçekliktir.

Ocak 2014 ile Ekim 2014 arasındaki sürede Kenan İpek’in en büyük icraatı Yargıda Birlik Platformu (YBP) fikrini hayata geçirmek oldu. Bu Platform daha sonra Yargıda Birlik Derneği olarak tüzel kişilik kazanarak, iktidara şartsız destek vereceği vaadinde bulunan ve/ya öyle görünen hakim ve savcıların “yuvası” haline geldi.

Hukukun üstünlüğü için kurulan YBP, hukukun ayaklar altına alınıp yargının Saray’a bağlanarak siyasileşmesinde önemli görevler üstlendi.

YBP’nin perde arkası başkanı olan Kenan İpek, bu Platform ile yargıda tarihinde görülmemiş şekilde gruplaşma ve ayrışma yaşanmasına sebep olmuş ve tüm hakim ve savcıların fişlenmesine nihai şeklini vermiştir. Zira fişlemelerin 7 Şubat MİT Krizi sonrasında Adalet Bakanı Müsteşarı Birol Erdem tarafından bizzat yaptığı/yaptırıldığı ve hazırlanan listelerin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a doğrudan “arz” edildiği kendi itirafları ile sabittir.

2012 den itibaren Müsteşar, HSYK Üyesi ve Başbakanlık Müşaviri olarak görev yapan Birol Erdem, Yargıtay 9.Ceza Dairesi’ndeki yargılamasında yargının siyasallaşması sürecinde nasıl fişlemeler yaptığını, bu fişlemeleri nasıl kullandığını ayrıntılı olarak anlattı.

Kenan İpek, müsteşarlık makamı ile birlikte Birol Erdem’den devraldığı bu listeleri kullanmış ve süreç içerisinde olgunlaştırarak YBP’nin kurulmasını sağlamıştır. Hazırlanan bu listeleri Ekim 2014 HSYK vasıtasıyla kısmen hayata geçirmiş ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 darbe tiyatrosunu vesile ederek fişlediklerini “infaz” etmiştir.

Kenan İpek, müsteşar olduğu dönem içerisinde HSYK, Yargıtay ve Danıştay ile Adalet Akademisi’nin yapısında, kadrosunda ve çalışma usulünde çok önemli değişiklikler içeren yasaların hazırlanarak Meclis’ten geçmesini sağladı. Bu değişiklerin temel amacı 2010 sonrasında şeklen yürütmeden ayrılan yargıyı, öncekinden dahada ağır şekilde yürütmenin bir aparatı haline getirmekti.

Birol Erdem’in terör örgütü yöneticiliği suçundan yargılandığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinde tanık olarak dinlenen, 15 Temmuz döneminin Ankara Başsavcısı Harun Kodalak, Kenan İpek tarafından yasalaştırılması sağlanan yasa taslaklarının Birol Erdem tarafından hazırlandığını söylemiştir. Kodalak beyanında şöyle demiştir: 2013 yılı bahar ve yaz ayları itibarıyla zamanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı olan Birol Erdem’in FETÖ’cü örgütlenmeyi kurumlardan temizlemek amacıyla Yargıtay, Danıştay, Akademi ve HSYK Kanun Tasarılarını hazırladığına şahidim. Bu tasarılar 17/25 süreci yaşanınca hızla Meclise sevk edilerek hatırladığım kadarıyla 2014’ün Şubat ayında yasalaşmıştır. Tabii ki bu dönemde yapılan tasarruf üzerine Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem görevden alınmıştı, yerine Kenan İpek atanmıştı. Kenan İpek, müsteşar olur olmaz yaşanan 17/25 süreci sebebiyle Birol Erdem’in ekibiyle hazırladığı bu tasarıları hazır şekilde önünde bulup hızla yasalaşmasını sağlamıştır.”

15 Temmuz’da Yasadışı İş ve İşlemlerde Orkestra Şefliği

Yargının boynuna son darbeyi vuran kılıcı Kenan İpek ve ekibi sallamış ise de, bu yöndeki çalışmaların çok önceye 2012 yıllının başına gittiğini söylemek mümkündür.

Saygı Öztürk’ün tespiti de bizimkilerle paralellik aretmektedir. İpek’i övmek adına yazdığı makalesinde Sayın Öztürk şu ifadeleri kullanmıştır: “Çoğu kamuoyuna yansımasa da,İpek bu süreçte hükümeti zor durumlardan kurtaran önemli adımların hep içinde yer aldı. Aynı zamanda HSYK üyesi olduğu için bazı hakim ve savcıların değiştirilmesinde, bazı soruşturmalardan el çektirilmesinde de etkili oldu. Onun döneminde kamu kuruluşları içinde en fazla tasfiye yargıda gerçekleştirildi. Çalışan sayısına göre kamuda görevden alma oranı yüzde 26 ve bu oranla yargı ilk sırada yer aldı.”

Saygı Öztürk aynı yazısında İpek’in bizzat cevaplaması gereken şu ibarelere de yer verdi: “15 Temmuz darbe girişiminin nasıl sonuçlanacağı belli olmadığı süreçte de inisiyatif aldı “darbe girişiminde bulunanların tutuklanması” talimatını verdi”.

Bu iddia sonrasında şu soruların cevaplanması gerekiyor. Ankara Başsavcılığının başlattığı soruşturmaların talimatını İpek mi verdi? 4000 hakim ve savcının ihraç, tutuklanma ve cezalanndırılmasını İpek mi emretti? Darbe bahanesiyle fişlenen asker ve polislerin, bürokratların ve sivil kişilerin yargı yoluyla infazını İpek mi istedi?

Evet Öztürk’ün ifade ettiği gibi, Kenan İpek asıl tarihi rolünü 15 Temmuz gecesi saat 23.00 sıralarında Hakimevinde toplanan, adına “kriz masası” adı verdikleri ancak gerçekte “yargı soykırım infaz çetesi”ne başkanlık yaptığı sırada ve sonrasında oynamıştır.

Gazeteci Emin Pazarcı’nın verdiği bilgilere göre 15 Temmuz gecesinde Kenan İpek başkanlığında ve koordinatörlüğünde HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, Müsteşar Yardımcısı Basri Bağcı, Teftiş Kurulu Başkanı Vedat Ali Tektaş, Ceza İşleri Genel Müdürü Aytekin Sakarya, Strateji Geliştirme Başkanı Alpaslan Azapağası, HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, genel sekreter yardımcıları Serdar Mutta ve Erdal Demir, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Harun Kodalak, Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen, Serdar Coşkun ile Ankara Savcısı Tekin Küçük’ den oluşan bir toplantı yapıldı.

Bu toplantının zamanına ilişkin olarak net bir bilgi olmamakla birlikte, Kenan İpek, Mehmet Yılmaz ve HSYK üyesi Metin Yandırmaz’ın ikamet ettiği lojmanlarından 15 Temmuz gecesi saat 22.30 sıralarında korumaları eşliğinde yanlarına ailelerini de alarak ayrıldıkları ve soranlara Hakimevine gittiklerini söyledikleri doğrudan görgü tanıklarından aldığım bilgiler ile sabittir. Dolayısıyla söz konusu “yargı soykırım infaz çetesi”nin gece saat 23.00 sıralarında toplandıklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu saat neden önemlidir? Daha darbe olup olmadığı belli bile değilken bu toplantının yapılmış ve 2745 hakim ve savcı hakkında soruşturmanın başlatılarak gözaltı ve tutuklanmalarına karar verilmiş olması açısından önemlidir. Kenan İpek ve ekibi, daha önceden hazırladıkları fişleme listelerini infaz için “Allah’ın lütfu” olan bu fırsatı kaçırmamak için acele etmişlerdir. Belki darbe tiyatrosunu kurgulayanlar, paravan darbe bahanesiyle erteledikleri “soykırım fişleme listelerini” infaz için hemen göreve soyunmuşlardır.

Hakimevinde yapılan toplantının 15 Temmuz gecesinde saat 23.00 da yapılmış olması önemlidir. Zira yapılan darbe tamamen bir tiyatrodan ibarettir. Darbeyi kurgulayanlar olan olayları daha önceden bilgi notu olarak bu heyet içerisinde yer alan Ankara Başsavcısı ve savcılarına bildirmişler ve savcı Serdar Coşkun olmayan olayları olmuş gibi bir tutanak düzenleyerek 2745 hakim ve savcının tutuklanmasına dair talimata gerekçe yapabilmiştir.

İpek başkanlığında toplanan “yargı soykırım infaz çetesi” 15 Temmuz gecesi var olmamıştır. Daha öncesinde Adalet Bakanlığı ve HSYK ile Saray’da örgütlenen bu yapı, 15 Temmuzda daha öncekilerin devamı “acil” bir toplantı gerçekleştirmiştir. Bu toplantının öncekilerden farkı hayati öneme sahip Anayasal suç içeren kararların altına imza atıp yürürlüğe koymuş olmalarıdır. Bu yapı halen varlığını 1001 odalı Saray merkezli olarak Adalet Bakanlığı ve HSK içerisinde devam ettirmektedir. Her Adalet Bakanı ve Müsteşarı bu yapının faaliyetlerini devam ettirdği taktirde var olabilir. Yine HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz 2014 ten bu yana bu yapının HSK nezdinde “kayyımı” olarak görev yapmaktadır.

15 Temmuz ve sonrasında asıl darbeyi “yargı soykırım infaz çetesi” yapmıştır. Zira bu yapının yönlendirmesiyle önce binlerce hakim ve savcı ihraç edilerek tutuklanmış, sonrasında binlerce güvenlik bürokratı hakkında işlem yapılmış, yine muhalif tüm kişi ve kurumlar yok edilmiştir. Türkiye parlamenter demokratik sistemden diktatörlüğü geçmiştir. Bu geçişin en büyük aparatı yargı teşkilatıdır. Bu teşkilatın bu şekle dönüşmesinde ise 2014 Ocak ayından itibaren Kenan İpek ve haleflerinin rolü üzerinde önemle durulmalıdır.

Seçim arasında Adalet Bakanı olarak atanan Kenan İpek’in kamuoyu tarafından zihinlere kazınan görüntüsü, geçici hükümet döneminde Adalet Bakanı iken gerçekleşen Ankara Garı Katliamı’na ilişkin dönemin İçişleri Bakanı Selami Altınok ile yaptıkları toplantıda gazetecilerin “istifa edecekmisiniz” sorusu üzerine gülümsemesidir.

Beklenen Son

Siyasetin emrinde ve güdümünde çalışan her bürokratın bir kullanılma süresi vardır. Kullanılabilirliği sona eren, iktidara daha fazla menfaat vaat etmeyen veya yıpranmışlığı nedeniyle göze batan her bürokrat şeklen “taltif” ve “terfi” ettirilerek etkisizleştirilir. Kenan İpek’in kaderi de aynı olmuştur. 2008 yılında CTE genel müdürlüğü görevinden alınmasının “faillerini” ve “sempazitanlarını” katlederek suç işleme pahasına kin ve nefret duygularını tatmin etmiş, 17 Kasım 2017 tarihinde ise Bekir Bozdağ yerine 19 Temmuz 2017 tarihinde Adalet Bakanı olan Abdulhamit Gül tarafından görevden alınmıştır. Kendisini onore etmek adına aynı tarihte “terfi” ettirilerek Yargıtay üyesi yapılmış görüntüsü verilmiştir. Yerine ise başlattığı yargısal “soykırımı” devam ettirme vaadi ve motivasyonu bulunan Selahaddin Menteş getirilmiştir. Menteş, 15 Temmuz sonrasında çıkartılan OHAL Kararnameleri ile oluşturulan mağduriyetleri devam ettirmek ve uzatmak adına kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Başkanı olarak görev yapıyordu ve ayrıca İpek’in yardımcısı olarak çalışıyordu.

Abdulhamit Gül, kendi ideolojisini paylaşan hakim ve savcılardan müteşekkil bir kadro kurmaya karar verdi ve Kenan İpek ile ekibini uzaklaştırdı.

Kenan İpek ile birlikte göreve gelen herkes İpek ile benzer kaderi paylaşmış, Abdulhamit Gül’in temsil ettiği anlayıştan olmayanlar Adalet Bakanlığı’ndan ve HSYK’dan uzaklaştırılmıştır. Zira yine “rejimde” eskisi ile doğrudan veya dolaylı olarak irtibatlı olanlara yer yok. Abdulhamit Gül ve ekibi 15 Temmuz sonrasındaki “yerli ve milli rejimin” rafine kadrosunu temsil etmektedir.

Son 10 yıllık dönem soruşturulmaya ve araştırılmaya başlandığında ortaya çıkacak belgeler ve tanıklıklar hakikate ulaşmamıza yardım edecektir.

Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Hakikatin üstü örtülebilir, ortaya çıkması ötelenebilir ancak hiçbir şekilde yok edilemez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here