Yeni Rejimin Oluşumunda Yargıda Birlik Derneği’nin Rolü

3
268
Resim şu adresten alınmıştır: https://www.keeptalkinggreece.com

Yasama ve yürütme arası ilişkiler demokrasinin kalitesiyle doğrudan ilişkili ise de, esas belirleyici olan yargının bu güçlerle ilişkisidir. Doğrudan demokrasinin ilk örneği olarak kabul edilen Solon reformlarını değerli kılan, o günün şartlarında, anlaşmazlıkları için Atina’da bağımsız ve halka açık aleni yargılama imkânı getirmesiydi.

Tarih boyunca otoriter sistemlerde, yargının siyasi amaçlar için araçsallaştırılmasına sıkça rastlanır, ancak; yargının erozyonu ve siyasallaşması, keyfiliğin ve kanunsuzluğun genişlemesi bu sistemi yürütenlerin işledikleri suçların büyüklüğü oranında artar.

Mevcut otoriter Türk yönetiminin oluşmasında Yargıda Birlik Derneğinin (YBD) taşıyıcı özelliği bu bağlamda ele alınmayı hak eden bir durumdur. YBD aracı olarak kullanılarak biçimlendirilen günümüz Türk yargısı ve Nazi dönemi Alman yargısına mercek tutulduğunda bu tip rejimlerde yargının çok belirgin üç ortak özellik taşıdıkları görülür:

1-Hukukun temel ilke ve garantileri sık sık delinir veya yok sayılır.

Özellikle Ceza yargılamaları ve soruşturmalarında suçların şahsiliği, suç ve cezanın kanuniliği gibi temel prensipler önemli oranda gözardı edilir. Bunun yerine rejim tarafından üretilen yeni ve muğlak kavramlara hukuki anlamalar yüklenmeye çalışılır. Nasyonal Sosyalistler tarafından “Sağlıklı halk duyarlılığı” (gesunden Volksempfinden) kavramı 1935’te ceza hukukuna dahil edilmiş; ayrıca “halkın yararına olan yasadır” (Recht ist, was dem Volke nützt) gibi çok belirsiz ilkeler anayasal ilkelerin yerini almıştır. Daha da vahimi, bu muğlak kavramların Nazi rejimine hizmet edecek şekilde dönemin yargısı tarafından yorumlanması olmuştur. Türk yargısında YBD üyesi hâkim ve savcılar eliyle son yıllarda benzer uygulamalar yoğunlaştırılmıştır. Gerek idari yargıda gerekse ceza yargısında da sıkça kullanılan “irtibat, iltisak” kavramları tam olarak buna karşılık gelmektedir. Ceza yargılamalarında kanunların öngördüğü koşulların farklı yorumlanması; bu suretle terörle mücadele kanununda görülen suçlardan biri veya birkaçıyla suçlanmanın oldukça kolaylaştırılması sıkça rastlanan bir durumdur.

2-Sisteme genellikle kimlik eksenli yasal düzenlemeler ve yorumlar hâkim olur.

Mesela 1935 tarihli “Alman kanını ve Alman onurunu koruma yasası” (Blutschutzgesetz) ile ırka dayalı bir ayrımcılık Almanya’da yasal bir dayanak kazandı. Türk devlet yönetimi nezdinde ise, “Türklük” ve Diyanetin temsil ettiği “Sünnilik” adeta tüm kesimlerin ortak ve akredite kimliği kabul edilegelmiştir. Bu hâkim kimliklere aykırı her türlü talep nereden gelirse gelsin şiddetle bastırılmıştır. Burada esas olan kan bağı değil, sistemin biçtiği gömleğe girmeyi kabul etmektir. YBD üzerinden şekillendirilen yargı, bu hâkim kimlikler esas alınarak oluşturulmuştur. Bu anlamda YBD cumhuriyet tarihinde aynı anda sistemin hayal ettiği en çok partneri bir araya getirebilen organizasyon olmuştur. Bu başarı (!) elbette yargı mensuplarının yüksek kabiliyetlerinden değil, partnerlerin her birinin siyasi yelpazede ait oldukları politik grupların perde arkasında el sıkışmasından kaynaklanmaktadır. Öyle ki, “Sünni” olmadığı için devlet nezdinde itibar görmeyen “Alevi” yargı mensupları, CHP üzerinden, yani “Türklük” kimliğinden YBD’nin önemli bir aktörü olarak yerini almıştır. YBD’nin kimlik temelli organizasyonu ilk bakışta çok seslilik olarak deklere edilme çabasına girse de meşruiyetini kaybettiren pek çok neden vardır. En önemli neden; doğal iş birliği yerine yürütme organının önderliğinde bir araya gelmiş olmalarıdır. Tabii ki iktidar partisi YBD’yi oluşturan partnerlerden önce onları temsil eden yargı dışı güçleri ikna etmiştir. İkincisi; bir araya gelişin toplumun başka bir parçasını “yok etme” motivasyonundan kaynaklanmasıdır. Belli bir gruba aidiyetin ceza ve idare hukukuna konu edilmesi demokratik hiçbir normla açıklanamaz. Nitekim, grup karşıtlığı motivasyonu zamanla adeta faşizan bir şiddet metaforuna dönüşmüştür. Üçüncü neden ise; bir araya gelişlerinin hukukçu kimlikleriyle değil, politik veya aidiyet (mezhep, cemaat, parti) ihtiva eden kimliklerinden kaynaklanmasıdır.

3-Gruplar ve muhalifler “rejim aleyhtarı” olarak yoğun ceza soruşturmalarının hedefi olur.

Keyfi ve otoriter devletlerde, medeni hukukta, normallik ve süreklilik hüküm sürerken, ceza davalarında, özellikle muhaliflere ve hedefe konulan gruplara yönelik davalarda, mahkemeler rejimin siyasi beklentilerine karşılık gelen olabildiğince katı yargı yetkisi uygulamayı pratik haline getiriler. Nazi Yargısı yasa hükümlerini çok geniş yorumlayarak, mesela, Moskova Radyosu dinlemek veya Nazi karşıtı yazıları aktarmak gibi eylemleri “vatana ihanete hazırlık” olarak kabul etti. 1944 yılı sonuna kadar yargı tarafından bu şekilde yaklaşık 16.000 ölüm cezası verildi. Memurların görevden alınmasını emreden 7 Nisan 1933 tarihli “Profesyonel Kamu Hizmetinin Restorasyonu Yasası” (Gesetz zur Wiederherstellung des Berufsbeamtentums) ile adeta devlette bir muhalif avı başlatıldı. 2016 yılından bu yana çıkarılan KHK’lar, onlardan önce görevden almaya dair çıkarılan yasalar mevcut Türk rejimi hakkında yeterince fikir vericidir. Ayrıca, Türk yargısının YBD üyesi yargıç ve savcılar marifetiyle yaptığı soruşturma ve kovuşturmalar ile idari yargının tasarrufları adeta Nazi Almanya’sının bir tekrarından ibarettir. Okunan gazete ve kitaptan, sahip olunan mevduat hesabının adresine; kullanılan iletişim yönteminden inanç ve yaşam biçimine, mensup olunan partiden ifade hürriyeti kapsamında kalan söz yazı ve eylemlere kadar neredeyse hayatın her doğal alanı “terör örgütü üyeliği” gerekçesi yapıldı. Sonuçta yüzbinlerce kişi kamudan atıldı. Çoğu kişi bu gerekçelerle cezalandırıldı. Bugün ölüme cezası uygulanmamasının nedeni; rejimin Nazi rejiminden daha iyi veya ılımlı olmasından değil, otoriter rejimlerin “yasallık görüntüsü”ne özel önem vermelerinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’ de muhalefet neden alternatif olamıyor? Yaşanan hukuksuzluklara neden tüm kesimleri sessiz kalabiliyor? İktidarın nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyor?

Çünkü; YBD denilen organizasyon üzerinden olup bitenler konusunda çok önceden el sıkışılmıştır. Bir başka değişle; devletin hâkim kimliklerini kabul etmeyenlere yönelik esasında muhalefet ve iktidar ayrımı değil, koalisyonu hüküm sürmektedir ve YBD’ de bunun yaşayan somut örneği ve kilit taşıdır.

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here