SELAM!

1
203

Mehmet Bakır ÖZKAN

Yazmaya karar verdiğimde,   hayatımızdan çalınmış ve geçip gitmiş zamanın zihnimde bıraktığı izler arasında gidip-gelip nereden yola çıkacağıma karar vermek zor oldu. ilk akla gelen insanın kendini anlatmasıdır. Ama, en zor olanın da kendini anlatmak olduğunu kavramakta gecikmedim. Bu zorluk,kendinden bahsetmenin “bencilce” olmasıyla ilgili değil sadece; aynı zamanda kendime ait bir çok şeyin benimle aynı durumda olanların  hayatıyla, dahası, bu hayat çizgisinin oluşmasına katkısı olanların hayatlarıyla içiçe olmasıyla da ilgili. Çünkü geldiğimiz noktada ortaya adeta yepyeni bir “kollektif ben” çıkmış durumda.

Elimi attığım her konu; bir yarayı, bir dost suretini, bir kişilik dezenformasyonunu, bir menfaati, bir korkuyu, kaybedişi, yok oluşu, uyanışı yada bir bilinmezi işaret ediyor. En önemlisi de, geçmişten gelen bunca tecrübeye rağmen geleceği görmeye çalıştığımda hala ucu karanlıklara çıkan, sonu görülmeyen derinlikler ve dibinde ne olduğunu tam kavrayamadığımız kuyular bulunması.

Tüm bu olumsuzluklara, cevapsız sorulara, bilinmezliklere, beklentilere,hayallere, daralmışlığa, günden güne artan karanlığa ve uzayan geceye rağmen; akıl ve mantığım beni, dünyanın dönüşüne ayak uydurarak “sıfır zamanında”n yeniden bir adım atmanın en isabetli cevabı bulmanın formülü olduğuna  ikna etti. Bunun için;

Uykudan kamaşmış gözlerle beraber tozlanmış, paslanmış Allah vergisi tüm hisleri, kabiliyetleri, müktesebatı silkelyeip aslına döndürerek,

“Karanlığın ortasında bir mum yakarak”,

ışığı engelleyen kalın perdeleri ve panjurları aralayarak,

Nemrudun ateşine su taşıyan karınca misali de olsa yangını söndürmeye, yaraları sarmaya, hep birlikte yeniden huzurlu bir dünyaya kavuşmaya yol olsun diye kapalı kalmaktan paslanmış yeni bir “Pencere” açarak,

geceden kalma kesif havaya oksijen takviyesi yaparak,

güneşe, ışığa yüzümü dönüp önce kendimi yeniden keşfederek,  “Selam!” demek istiyorum.

Selam olsun;

Memleketin zindanlarında esir tutulanlara, zamanı çalınanlara,

Kalemi, mührü, önlüğü,üniforması, cübbesi elinden alınanlara,

Mülkü gaspedilenlere,

seçilmiş şahsında halkın iradesi yok sayılan tutsaklara,

Annesiz çocuklara, çocuksuz bırakılmış annelere,

Kirli bir savaşta evlerin bodrumlarında adice katledilen, alçakça yürütülen cadı avından kaçarken derin ve soğuk sularda yok olan masum çocuklara,

Çocuğunun cansız bedenini buzdolabında saklamak zorunda kalan veya çocuğunu başka bir memleketin toprağında defneden ya da derin sularda bir daha bulamayan, “sabır taşı”nı çatlatan sabra sahip anne ve babalara,

Zindanlarda dört duvar arasında sessiz sedasız sonzuluğa gidenlere,

Celladın hayvani hislerine maruz kalarak eziyet ve işkence çeken onurlu insanlara,

Namerde muhtaç edilenlere,

Gurbette, sürgünde hasret çekenlere,

Ateşin ortasında, ateşe odun taşıyanların gözlerinin içine baka baka, her an atılacak  kalleşçe bir çelmeyle ateşe atılabileceğini bile bile yangını söndürmek için mücadele eden cesur kadın ve erkeklere,

Ve sayamadığım daha –kim bilir ne derde sahip?- nicelerine.

Evet, işimiz ve  özgürlüklerimiz alınmadı sadece bizden. Hukuksuzlukların bizden aldığı en önemli şeydir selamlaşmak. Uydurdukları yalanın üzerine bina ettikleri hiç bir şey, mağdurların selamlaşmayı kesmesinden daha büyük bir kazanç sağlamamıştır zalimlere. Bundan dolayı haksızlığa karşı mücadele adına verilecek ilk ve en etkili cevaptır selam.

1 YORUM

  1. Vealeykumselâm Değerli Abim. Rabbim yolunuzu açık etsin! Bundan sonra ayağınıza taş değdirmesin ki, tüm enerjinizi kendinizin ve kardeşlerimizin yaralarını sarmak için kullanabilesiniz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here