Mahpusun Sinekle İmtihanı (Aklıma Gelenler 6)

0
474

Erzurum Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği, hakkımda tutuklama kararı veriyor. Aynı kararla tutuklanan diğer meslektaşlarla birlikte Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk ediliyorum. Bizleri bir umutla, adliye önünde bekleyen yakınlarımızın hayal kırıklığına uğrayan gözleri, şimdi adliyeden çıkarken bizleri süzüyor. Şanslı olanlarımız son kez yakınları ile göz göze geldi. Şanslı olamayanlar ilk kapalı görüşe kadar beklediler. Gözlerim eşimi, annemi ve babamı ararken, uzaktan bir akrabamı buldu. Ta nerelerden kalkmış ve gelmişti. Bu dönemde kafamda vefa defteri diye isimlendireceğim yeni bir defter açılmıştı. Bu akrabamın adını o deftere güzelce işliyorum. Buruk bir şekilde selamlaşıyoruz. Ve araç hareket ediyor.

10-15 dakikalık kısa sayılabilecek bir yolculuktan sonra cezaevine geliyoruz. Bizi gruplara ayırıyorlar. Bizim grup, 6 kişiydi. İnfaz koruma görevlileri nezaretinde koğuşumuza doğru yürüyoruz. Ama bu arada içimde garip bir his beliriyor. Bu hissi önşaşkınlık ya da önhayret hali diye tabir edebilirim. İçimden “yok artık, bu kadarı da olmaz” diyorum. Ama oluyordu, o koridora giriyoruz. Veee o odadayız. Evet, o odaydı burası. Bu kaderin ince bir işçiliğiydi. Erzurum’a atandığım yaz, işbölümü gereği geçici olarak bir aylığına cezaevinin sevk ve idaresinden sorumlu savcı olmuştum. Bir cezaevi ziyaretinde, bir koğuşu gezmek istediğimi söyleyince cezaevi müdürü bana, terör suçundan hükümlülerin bulunduğu ve resim çalışması yaptığı bu koğuşu açmıştı. Evet, şimdi o koğuşa tutuklu olarak yerleştirilmiştim. Daha sonrasında tutuklu olarak gireceğim bir koğuşu, öncesinde meğer habersiz bir şekilde gezmişim. İlginç!

Ev araması ve gözaltı işlemi ile başlayan 4 yorucu günün ardından uzun uzun dinleneceğim bir yere gelmiştim. İki katlıydı burası. Alt kısım yaşam alanı olarak tarif ediliyordu. Burayı ikiye ayırırsak bir tarafta birbirinden bağımsız şekilde mutfak tezgâhı, banyo ve tuvalet vardı. Diğer tarafta ise 6-7 kişinin rahatça bir masanın etrafında oturabileceği boş bir alan bulunuyordu. Bu kısım avluya açılıyordu. Avlu bir çukura düşmüş hissi veren 9-10 metrelik duvarlar ve duvarların üzerinde bulunan tel örgülerle çevriliydi. Sonrasında yaptığım volta hesaplarıma göre, bu avluda orta boylu bir adam avlu boyunca 8 adım atardı. Enine de 3-4 adım giderdi. Koğuşun üst kısmına ranzalar ve dolaplar yerleştirilmişti. İstirahat için tasarlamıştı bu kısım da. “Mapus yata yata biter” diyenler bu katta takılıyordu. “Mahpushanede yata yata yanlarım çürüdü” durumuna düşmek istemeyenler ise alt kata geçiyordu.       

Artık annemin balkonuna tahliye olacağım güne kadar her gün bir kuşun konacağı günler başlamıştı. Annem, “onun tahliye olduğu gün, doğum günüm olacak” diyerek ağlıyormuş. Babamı, hiçbir şey değil de, bu dönem çökertmiş. Eşim için, hapislik yaşayan bana bile imreneceği kadar zor günler başlamış ve çocuklarım için yetimlik günleri.

Bu mahpusluk işi çok zoruma gitmişti. İçerde çok ağladım. Evim yansa, arabam çalınsa bu kadar yanmazdım. Bedenimi ele geçirebilirsiniz, ama ruhumu asla diyen cezaevi kahramanları gibi olamadım. Kendimi çok güçsüz ve zayıf hissediyordum. Özgürlüğümün elimden böylesine barbarca alınması canımı acıtmıştı. Eve gönderdiğim mektuplarda aksini söylesem de, bu yağma bana ağır geliyordu. 9-10 metrelik o çukurlarda, balığın karnında Yunus’u, kuyuda Yusuf’u dinleyerek ağrılarımı hafifletsem de, bir süre sonra ağrılarım yine azıyordu. Bunlar ağrı kesici ilaçlar gibi, bir süre beni rahatlatıyor, sonrasında etkisini yitiriyordu. Mahpusluk ağrısının ilacı özgürlükten başkası değildi. Cama çarpan sinek gibi, dönüp dolaşıp cezaevinin duvarlarına çarpıyordum. Ayaklarım, 7-8 metrelik avlulara sığmıyordu. Gözlerim ufku arıyordu. Kulaklarım, koğuş kapısının metal sürtünmesinden çıkan gay guy seslerine layık değildi. Burnum anamın yemeğinin kokusunu özlüyordu. Ellerim, çocuklarımın başını okşamak ve eşimin elinden tutmak istiyordu. Tüm bunlar artık imkânsızdı ve bana acı veriyordu. Acılarım da beni ağlatıyordu.

Bana ve nice masumlara bu ceza niye reva görülüyordu? Öyleleri vardı ki oralarda! Mesela, koğuşlara o yaz sivrisinekler ve karasinekler musallat oluyor. 15 Temmuz sonrası tutuklanan koğuş sakinleri, bu sinek istilasına karşı bir süre pasif direnç gösteriyorlar. Elleri ile bunları kovuyorlar yani. Ancak bu istila artık katlanılmaz bir hale gelince, koğuşta bir toplantı yapılması kararı alınıyor. Sinekler meselesine bir çözüm aranıyor. Uzun tartışmalardan sonra mesele karara bağlanıyor. Karasinekler, hiçbir şekilde öldürülmeyecektir. Bu sinek grubu rahatsız etse de kan emici değildir çünkü. Sivrisineklere gelince, onlara meşru müdafaa çerçevesinde karşı koyma ve gerekirse onların öldürülebileceklerine dair karar çıkıyor.  

Cezaevinde kaldığım süre içerisinde, sinek öldürmekten bile imtina eden böylesi masumları tanıdım. Bu insanları tanımak, ıstırabımı daha da artırıyordu. Hiçbir şekilde bu insanları cezaevlerine yakıştıramıyordum. Hiçbirisi adil bir yargılama faaliyeti neticesinde buraya gelmemişti. Koridorlarda, revire giderken, telefona çıkarken, görüşe giderken hukukçu olduğumu duyanlar, kısaca dosya durumlarını izah ederek hukuken bir şey söylememi bekliyorlardı. Bir bankaya para yatırdığı için ne kadar tutuklu kalırım diye soru soran birine, hukuken ne cevap verilir ki? “Hukukçu olarak bir şey diyemem. Süreci, hukuki olarak işleyen bir süreç olarak görmeyin, siz siyasi tutuklu, davalarınız da siyasi dava” diyordum, esnafına, öğretmenine, doktoruna. 

Tahliyesi bir şekilde nasip olmuş biri olarak, mahpushaneleri dolduran ve farklı düşünmekten başka suçu olmayan bu insanları coronavirüs vesilesiyle bir kez daha düşünüyorum şimdilerde. Bu virüs ile hukukun gereğini yapamayan adliyelere son bir şans verilmiştir, kanaatimce. Virüs en hassas bir sinir ucuna, yani en temel hak olan insan hayatına dokunarak tahliye talep etmektedir. Bu sinir ucuna dokunulduktan sonra artık en insani, yani en asgari mekanizmaların tahliyeler için harekete geçmesi beklenir. Hukukçulukları ile sınıfta kalan hâkimler ve savcılar, şimdi coronavirüs ile insanlıkları ile sınanıyorlar. Çok yakın ve ciddi ölüm tehdidi altında olan birine de sessiz kalıp, göz göre göre ihmali seçiyorsa bir hâkim, bir savcı; hala siyasilerin ağzına bakıyorsa; hala emir bekliyorsa; lütfen sadece hâkim-savcı cübbesini değil, insanlık gömleğini de sıyırsın, atsın. Tabi ki, aynı insanlık imtihanı siyasiler içinde söz konusu.  Cezaevinden devam edeceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here