Hipnotize Yargı(ç)

0
236

Hasan DURSUN

Hipnoz bir uyku halidir. Normal uykudan farkı, insanın birine itaat etmeye hazır olduğu ve o başka birisinin uyumasını istediğini bilmesi, bunun bilincinde olmasıdır.

İtaatkârlık seviyesi hipnozun başarısını tayin eden en önemli unsurdur.

Kolay hipnoz olanlar iradesi zayıf ve itaate eğilimli kişilerdir (Yaşam Bilgisi, Alfred Adler, s.99-100). Bir kişinin kendi rızası hilafına hipnotize olması mümkün değildir.

Bu tanım ve ifadeler bana bir bütün halinde yargı sistemimizin, özelde ise hakim ve savcılarımızın son zamanlardaki hipnotize olmayı andıran hallerini anımsattı.  Hâlihazırda, “birilerinin” telkini ile “uyku moduna” geçirilmiş bir hukuk sistemimiz var. Uyutanların amacı belli: yargıyı kontrol etmek ve hedefleri doğrultusunda kullanmak; yani onu kuklalaştırmak.

Yargı sistemimize işlerlik kazandıran kişi ve kurumların basit telkin, vaat ya da korkutmayla, hissedilir bir direnç göstermeden hipnotize olmaları maalesef şaşırtıcı değil. Yakın tarihimiz yargımızın, varlık amacına uygun bir irade ortaya koyamadığı sayısız vakıalarla dolu. Topluma yön ve devlete nizam vereceğine, kendisi olayların arkasından sürüklenmiş; iktidarın rengiyle boyanıp onların sözcüsü rolüne soyunmuş; gazete manşetlerini kendine pusula/rehber tayin etmiş; her daim günceli yakından takip ederek, elmas değerindeki usul, ilke ve teamüllerini aktüalitenin incik boncuğuyla takas edebilmiştir. Hafızasına kazılı, ruh ve bedeninde bir kara leke olarak taşıdığı bu günahları yargıyı kişiliksizleştirmiş, sağlam ve şerefli bir şahsiyet geliştirmesini engellemiştir. Onun tedirgin, karasız ve cesaretsiz hali toplumun ona olan güvenini sarsmış; uygulayıcılarına özgüven ve teminat veremediğinden çalışanlarını dış/iç etki ve telkinlere açık hale koyarak, harici güç odaklarına itaatkâr kılmıştır.

Hipnoz, bulaşıcı bir hastalık gibi son birkaç yıl içinde yargının tamamına sirayet etmiştir. Hipnotize edici söz ve telkinlere aldanmayıp direnenler azınlıkta kalmış, çoğunluğun “uyuduğu” bir ortamda onların “uyanıklığı” kötü niyetli hipnozcuların dikkatini çekmiştir. Bilinçleri açık bu şuurlu azınlık, çoğunluk ve onların hipnozcuları eliyle hain ve düşman ilan edilmişlerdir. Dışlanmak, yaftalanmak, konforlu yaşamlarından kopmak istemeyenler, hakikatte zihinleri açık olduğu halde, “hipnoz olmuş” numarası yaparak “yaşananlara” gözlerini kapatıp konumlarını koruyabilmişlerdir. Bununla birlikte hipnoz telkini yapanların elinde adi bir oyuncak olma zilletini acı acı yudumlamak ve buna katlanmak zorunda kalmışlardır. Daha da kötüsü, gerçekte hipnoz olanlar yaptıklarından acı duymayıp, kısmi bir zevk almakta iken; hipnoz olmuş numarası yapanların kısmetine sadece zillet kalmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here