Hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer “Yukarıdan” Gelen Talimatla Tutuklandı!

0
822
Siyasi iktidarın istemediği kararlar verilmesi nedeniyle AKP başkanının “yargı geç kalmıştır’’ uyarısına, HSYK ilgili daire başkanı hafta sonu tatilinde „özür’’ ile karşılıkta bulunmuş, birkaç gün içinde hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in tutuklanması sağlanmıştı. Verdikleri kararlar nedeniyle hakim iki meslektaşımın tutuklandıkları günden bu yana tam yedi yıl geçti.
30 Nisan 2015 tarihinde Bakırköy nöbetçi savcısı olarak adliyede bulunduğum sırada tesadüfen Metin Özçelik’in tutuklanmaya sevkedilmek üzere Bakırköy adliyesine getirildiğini öğrendim. Evet, iktidar ve başı verilen karardan oldukça rahatsız olmuş ve tepki göstermişlerdi, konu tartışılıyordu, HSYK’nın soruşturma açma  girişiminde bulunduğuna dair haberler vardı. Ama 15 yıllık meslek hayatımda zimmet, rüşvet, kaçakçılık, irtikap, cinsel taciz gibi ağır suçlarla ve ciddi delillerle suçlanan yargı mensuplarının yıllarca süren adli ve idari soruşturma sonrası oldukça nazik yöntemlerle açığa alınmaları ve neredeyse istisnasız şekilde tutuksuz yargılanmaları zımni bir kurala dönüşmüştü.
Ancak, bu garabete seyirci kalınmaması gerektiğini düşünerek sorulması gereken en doğru kişiyi, başsavcıyı aramaya karar verdim. Başsavcı Selami Hatipoğlu’na özetle; adliyede bir hakimin tutuklanmaya sevkedildiğini, haberinin olup olmadığını, usul kurallarına uyulmuş olduğundan emin olup olmadığını sordum. Cevaben “haberim var, İdris bey soruşturmayı yürütüyor” demekle yetindi. Ses tonundan kendisini aşan bir durum olduğu, aslında kendisinin de çok bilgi sahibi olmadığı rahatlıkla anlaşılıyordu.
Tutuklama kararı öncesinde Mustafa Başer ailesi ile birlikte Bakırköy Adliyesi’nde beklerken.

Kısa bir süre sonra, daha sorgu başlamadığı halde bu kez Bakırköy adliyesindeki kadın hakimlerin Whatsapp grubuna tutuklamaya dair bir sorgu tutanağı örneği düştü. Mesaj sorgu yapan 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Asuman Yetişkin’den gelmişti. Ama konu basına düşünce telefonunun kendisinden habersiz diğer üye Şebnem Karboduk tarafından kullanılmak suretiyle mesaj atıldığını iddia etti. Bu iddianın doğru olma olasılığı çok yüksek. Zira Şebnem Karaboduk ve eşi Yılmaz Karaboduk Yargıda Birlik Platformu’nun hararetli savcunucularındandı. Yılmaz Karaboduk YBD’nin HSYK’yı ele geçirmesinden hemen sonra Yargıtay üyesi seçilmişti. İktidar yanlıları ve YBD kurucularının kullandıkları en tanıdık usül, insanları bir şekilde suçlarına bulaştırmaktı. Şebnem Karaboduk’un, Asuman Yetişkin’in telefonundan bu mesajı göndererek onu dönülmez bir yola soktuğu olayın mahiyetine çok uygun düşmektedir.

Metin Özçelik, iktidarın denetimindeki HSYK tarafından yetkilendirilen 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından tutuklanmıştı. Bu heyetin iktidara uyumlu hareket edeceği beklenen bir durumdu.  Ertesi gün, Hakim Mustafa Başer tutuklanmaya sevkedildi. Ama bu kez, hafta sonu olması nedeniyle nöbet tarihi aylar önceden belirlenmiş 5. Ağır ceza Mahkemesi nöbetçi sıfatıyla sorgu yapacaktı. Bu mahkeme aynı zamanda benim iddia makamını savcı olarak temsil ettiğim mahkemeydi. Tutuklanmaya haksız bir şekilde sevkedilen meslektaşımın yanında olmak için adliyeye gittim. Ancak sorguyu her gün beraber çalıştığım heyet yaptığı için, olumlu/olumsuz bir yoruma mahal bırakmamak adına sorgu sırasında içeriye girmedim. İşin aslı, tutuklamaya dair o güne kadarki uygulamalarından, bu heyetin tutuklama yapabileceğini hiç düşünmemiştim. Fakat, şaşırtıcı bir şekilde tutuklama kararı çıkınca doğrudan heyetin birlikte olduğu odaya gittim. Üçü de suratı düşmüş, donuk, sessiz ve bitkin oturuyordu. Yaptıklarının hukuksuz olduğunu, bir hakimi tutuklayacak nasıl bir delil ve gerekçelerinin olduğunu sordum. Tabii ki hiç bir şey yoktu. Onlar da bunu biliyor ve inkar etmiyorlardı. Başkan İlhami Yılmaz konuşma sırasında sık sık “ciğerim yanıyor” dedi. Ve ısrarlı sorularıma sonunda “yukarıdan” diyerek kendilerine tutuklama yönünde telkin yapıldığını açıkça ifade etti.
Zamanla; Hasan Teke, pişmanlığını her fırsatta dile getirmişti. İlhami Yılmaz bana “savcım, o çocuk orda hapis, ben burda hapisim” diyerek vicdani rahatsızlığını ortaya koydu. Arkadaşım olan Ahmet Yaşar Al, eşi Arzu AL’ın tutuklama yaptığı gün, gece sabaha kadar uyuyamadığını anlatmıştı.
İnsan, vicdanını harekete geçirecek derecede açıkça hukuksuzluk yapmayı nasıl yapabilirdi? Uzun süre bu soruya mantıklı bir cevap bulamadım. Bugünki tecrübelerle geriye dönüp bakınca, aslında o günden neler planlandığını anlamak daha kolay oluyor. Korkunun, tarafgirliğin, hırsın, basit menfaatlerin nasıl büyük hakikatleri görmezden gelecek kadar gözde büyütüldüğünü zamanla anlayacaktım. Adaletle davranma görevi tevdi edilen bir meslek grubu dahil, insanların bu zaaflarının farkında olan birileri bir şeylere hazırlık yapıyordu.
Bu tutuklamalar, öyle sıradan bir öç alma işlemi değildi. Sonrasında yaşananlarla beraber düşünüldüğünde, ne kadar kurnazca planlama yapıldığı rahatlıkla anlaşılabilir. Öyle ki, Temmuz 2016 sonrası yargı mensupları hakkında yapılan tüm iş ve işlemlerde bu dosya kapsamında yer verilen Yargıtay 16. Ceza Dairesi görüşleri kullanıldı. Daha’da önemlisi; sonra yapılacağı planlanan toplu işten çıkarma ve tutuklama pratiği için tam bir stres testi niteliğine sahipti:
İktidar partisinin arzusuna aykırı karar vermenin, Anayasa ve yasalar yok sayılarak tutuklama gibi ağır bir karşılıkla cevaplandırılacağı mesajı açıkça verildi.
Bir hukuk devletinde, demokratik bir toplumda; baroların, siyasal partilerin, yargı derneklerinin ayağa kalkarak “hayır!” diyeceği bir olaya kimsenin gıkı çıkmamış, böylece potansiyel muhalefetin hizaya geldiği ya da uygulamayı zaten desteklediği garanti edilmişti.
İktidar partisinin talimatının, hukuk, akıl ve mantıktan ne kadar uzak olursa olsun, yeni oluşturulan HSYK aracılığıyla ihtiyaç halinde nasıl realize edileceğinin provası yapılmış, böylece HSYK’nın iktidara bağlılığı kayıtsız-şartsız tescillenmişti.
Ve son olarak, yerel yargı birimlerinin hukuk dışı dayatmalara karşı refleksi test edilmiş ve hazır oldukları teyit edilmişti.
Bu aşamadan sonra yapılacak şey gayet basitti: Bu laboratuvar çalışmasından elde edilen zehir, 16 Temmuz 2016’ da Türkiye’nin tüm adliyelerinde kullanılmak üzere çoğaltıldı. Askeri darbe girişimi bahanesiyle ilk olarak binlerce hakim ve savcının derdest edilmesinin tereyağından kıl çekercesine sorunsuz yapılması 1 Mayıs 2015’ te garantilenmişti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here