Hain!

0
247

Mehmet Bakır ÖZKAN

Arapça kökenli, “yiğitlik, şecaat” gibi anlamları olan “hamaset” kelimesi, etimolojik anlamındaki kaymanın etkisiyle bu gün yaygın olarak “insanların hislerini okşayıcı, hasasiyetlerini harekete geçiren sözler” için kullanılmaktadır. Anlam kayması sadece bu kelimenin kullanışıyla sınırlı kalmamış, artık “Hamaset lugatı” denilebilecek bir lugat oluşmuştur.

Günümüz yaşamının en etkili argümanlarından biridir, hamaset duygularını okşayan kelime tüketimi. Pek çok kişi anlamını bilmeden kullanır bu kelimeleri. Kullandığı kelimeyi açıklamaya elverişli iki cümle  kuramayacak kişiler; konusunda uzman, birikimli, kendini aşmış bir başkasına karşı rahatlıkla tüketebilir bu kelimeleri.

Kullanım amaçları, kullananın durduğu nokta, zaman, yer ve kişiye göre değişiklikler gösterseler de temelde iki gruba ayrılabilir bu sözler:

 Birinci grup sözler; heyecan uyandırıcı, teskin edici, taraftarı bir arada tutucu görev ifa ederler. Cenazede, futbol maçında, camide, düğünde, parti grubunda, mitingde… her an, her yerde karşılaşılabilir bu sözlerle. Bazen kanamakta olan bir yaranın kanından beslenir, bazen acının düştüğü şok halindeki yüreklerden. “Bayrak, vatan, şehit” gibi kelimler genelde bu gruptaki ifadeler içinde kullanılır.

İkinci grup sözler ise daha çok, fikirle mukabele etme imkanı bulunmayan yerde, kolay yollu püskürtme aracı olarak kullanılır. Ne de olsa sözü söyleyenin herhangi bir gerekçe ileri sürmesi gerekmez ve genellikle bu sözü kullanan o gün gücü temsil edenin koruması altındadır. Bu grup ifadelerin dolaylı olarak hizmet ettiği bir başka şey vardır: söze muhatap olan, adeta “gizli” bir kanunun amir hükmü varmış gibi kendini savunmak durumunda hisseder. Bu grup söz için en sembol ifade “hain” kelimesidir.

Hangi koşullarda, kime, kim tarafından, hangi yetki ve hakla söyleneceği bir kurala bağlı olmadığından; her an, herkes bu sihirli sözün muhatabı olabilir. Elverişli ve kullanışlı olmasının bir sebebi de budur. Çünkü, bugün şehvetle bu sözü savuranın yarın benzer bir söze muhatap olmayacağının garantisi yoktur.

Puslu havaların vazgeçilmezidir bu söz. Sopa görevi görüp hizaya getirme aracı olabileceği gibi, kritik kavşaklarda yön işareti fonksiyonu da ifa eder. Bazen de delip geçecek oklara karşı adeta etkili bir kalkandır.  Modası geçmez, güç kimde ise bu söz, onun etrafında koruma kalkanı olur.

Kullanıcı bazen mafya lideri, bazen kahvehane müdavimi, bazen siyasetçi, bazen din adamı, bazen devlet yöneticisidir.

Günlük hayatta öylesine söylenip geçilen kavramlardan değildir. Hamaset lugatının her çağda ve her coğrafyada kullanılabilen kelimelerindendir. Roma, Cermen, İngiliz hukuklarından bu yana bilinen tüm yazılı kaynaklarda ceza hukukunda yaptırımı olan bir kavramdır. Roma hukukunda daha çok “korumaya mazhar” görülen güç sahibi ya da gücün temsilcisine (aile büyüğü, kral, devlet memurları ) karşı gelmek vatana ihanet sayılırdı. Cermen hukukunda ise güç sahibine “sadakat” ölçü alınarak kimin hain olduğuna karar verilirdi. Devlet yapısının gelişmediği zamanlarda ailelerden oluşan en büyük toplulukta bile aile liderine karşı gelişe “vatan haini” yaftasıyla cevap verilmiştir. Kadının kocaya karşı gelişinin vatan hainliği olarak yaptırım altına alındığı kabile yönetimleri bile olmuştur. Koruduğu kişi ya da güç sürekli değiştiğinden bütün zaman ve mekanlarda geçerli olabilecek bir tanımı da yoktur. Değişiklik göstermeyen en önemli özelliği günün iktidarını koruma aracı olarak kullanılmasıdır. Çağın iktidarı kimse ona hizmet eden bu kavram; kocanın, feodal şefin, dini liderin, parti şefinin, kralın, kisranın, tiranın, imparatorun, prensin, sultanın, diktatörün sopası olarak kullanılagelmiştir.

Günümüz Türkiyesinde, Askeri Ceza Kanununun “vatan hainliği” başlığı taşıyan bir bölümü haricinde Ceza Kanununda açıkça kaleme alınmış, vatan hainliği adında bir suç bulunmamaktadır. 1921 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu, 1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Anayasada cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu bahsinde “vatana ihanet” ten bahsedilmekle beraber suçun tanımı ve unsurlarına dair bir açıklama bulunmamaktadır. Bununla beraber Ceza Kanununun 302 ile 339. maddeleri arasında sayılan ve büyük çoğunluğu devlet, hükümet ya da devlet süjelerini korumayı amaçlayan suçlardan bazılarının “vatana ihanet” kapsamında değerlendirilebileceği teorisyenler tarafından dile getirilmektedir. Açık bir tanımı ve emsal uygulaması olmasa da, tarihteki örnekleri gibi, meşru olup olmadığına bakılmaksızın Türk hukukunda da güç ve iktidarı koruyan hükümler bulunduğunu kabul etmekte beis yoktur.

Peki, böyle sınırsız ve sihirli güce sahip “hain!” yaftalamasına karşı ne yapılmalıdır?

Rivayet edilir ki, Lyndon Jhonson kongre üyeliğine adayken kampanya yöneticisine “rakibinin domuzla seviştiği” söylentisini yaymasını ister. ‘’Buna kimse inanmaz’’ karşılığı alınca da; “biliyorum, sadece onu, bu iddiayı yalanlarken dinlemek istiyorum” demiştir. Dolayısıyla, soyut, içi boş, genellikle söyleyeni kof ve fikirsiz olan bu sözlere karşı savunma yapmak sözün kıymetini  artırmaktan ve söz sahibini mutlu etmekten başka işe yaramaz. Söyleyenin amacı da zaten budur. O halde, hain olmadığını veya ne kadar vatansever olduğunu ispatlamaya çalışmanın boşuna bir uğraş olduğunu söyleyebiliriz.

Bununla beraber, bu anlatılanlardan, hiçbir şey yapmamalı anlamı çıkmamalıdır. Aksine, daha iddialı ve beklemedikleri yöntemlerle cevap vermek gerekir. Belki, “ben hain değilim” demek yerine Samuel Johnson’ın dediği gibi  “Vatanseverlik alçakların son sığınağıdır” kabilinden cevap vermek; ya da Nazım Hikmet’in dediği gibi;

“…Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz
Ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
… maaşlarınızsa vatan,…,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim
.”  diyerek ezber bozmak gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here