17-25 Aralık Yolsuzluklarının Altında Kalan Muhalefet

0
152

Mehmet Bakır ÖZKAN
Hukukçu/Eski Savcı

CHP genel başkanının Avukatı Celal Çelik’in, hakkında yapılan yargılamada, Mahkemeye ibraz ettiği bilirkişi raporu 17-25 Aralık soruşturmalarını bir kez daha gündeme getirdi. Raporda, AKP başkanının, oğlu ve bir başka kişiyle yaptığı telefon konuşmaların gerçek olduğu mütalaa edilmiş.

Öncelikle, CHP’nin, iktidarın estirdiği rüzgarın etkisiyle düştüğü durum demokratik bir toplumda kabul edilemeyecek nitelikte bir aşağılanmadır. Bir muhalefet partisi düşünün; 

Cumhuriyet tarihinde tespit edilmiş en büyük yolsuzluk olarak kabul ettiği soruşturma kapsamında elde edilen iktidar partisi başkanına ait ses kayıtlarını televizyonların canlı yayınladığı grup toplantısında yayınlıyor.

Bu kadar iddialı bir yaklaşıma -normal olarak- karışılmazken, partinin genel başkanı, daha sonraki bir tarihte 17-25 Aralık soruşturmalarına atıfla iktidar partisine ve genel başkanına “Ülkenin her tarafını peşkeş çektiniz.” dediği için hakkında dava açılıyor.

Dahası, bu davada savunma yapan avukat hakkında da savunmasında 17-25 Aralık soruşturmalarındaki tapelere atıf yaptığı için dava açılıyor.

İşte alınan bu rapor, AKP başkanının suçlanması veya soruşturulması için değil, Avukat Celal Çelik’in, suçsuzluğunu ıspatlamak zorunda kaldığı için temin ettiği bir rapordur.

Bu gün yargısal faaliyetler dahil olmak üzere, Türkiye’de cereyan eden antidemokratik pratiğin sonlanması, 17-25 Aralık soruşturmalarındaki iddiaların tüm çıplaklığıyla kabul edilmesiyle ilişkildir. Bu kabul, sadece iktidar sahiplerinin yolsuzluklarını gündeme getirmekle sınırlı kaldığı sürece,  esasında iktidar destekçilerinin “çalıyor, ama çalışıyor” yaklaşımından farklı bir sonuç doğurmaz. Çünkü, gelinen aşamada, 17-25 Aralık soruşturmaları bir yolsuzluk kataloğu olmaktan çıkmış; üzerine tüm hukuksuzlukların bina edildiği devlet sorunu, daha doğrusu “hukuk devleti” sorunu olmuştur.

Celal Çelik’in ortaya attığı bu rapor ve CHP yetkililerinin bu güne kadar ki açıklama ve yaklaşımları, ne yazık ki, gerçeğin toplum nezdinde bilinip kabul edilmesine, soruşturmanın yeniden ele alınmasına, dahası, iktidar partisi ve başkanının oy kaybetmesine yol açabilecek nitelikte değildir. Elbette bundan esas sorumlu olan iktidar partisi ve başkanıdır. Fakat CHP başta olmak üzere, siyaset dünyası ve diğer muhalefet  gruplarının yaklaşımları da, meydana gelen sonuç üzerinde aynı derecedi etkili ve önemlidir.

İktidarın gerçekle savaşı

17-25 Aralık soruşturması ve benzeri siyasi ya da hukuki sonuç doğurması gereken olaylarla ilgili hepimiz zaman zaman şu soruları soruyoruz:

            “Bu kadar açık seçik gerçekleri insanlar neden görmüyorlar?  Bizim yanlış bildiğimiz bir şey mi var, yoksa gerçeğin ortaya çıkmasına engel bir görünmez perde mi? Ya da baktığı halde bir görememe hali midir bu?”

Bu tip sorular birbirini kovalayıp duruyor.

Gerçeğin ortaya çıkmasından menfaati zedelenenler,  ‘gerçeğin ortaya çıkmak gibi kötü huyu’ -na karşılık; görmeyi, duymayı ve muhakemeyi engelleyen ‘daha kötü huylu bir ur’ -a ihtiyaç duyarlar. Bu kanserli hücreyi uygun bir zeminde ektikleri andan itibaren hastalığa mübtela olanların gerçekle ilişkileri kopar ve propoganda oyununun figürü olarak sadece rollerini oynarlar. Böylece, tepki göstermesi beklenen yığınlar suskun kalır, hatta iktidarın propogandasının taşıyıcısı oluverirler.

Fakat bu yetmez. Gerçekten kaçanın ve bu gerçeklerin ortaya çıkmasını istemeyenin, olağan muhaliflerini susturmak, karşı propogandalarını etkisizleştirmek için de bir şeyler yapması gerekir. Kaçınılan gerçek bir suç ise daha büyük bir suça; bir günah ise daha büyük bir günaha; bir yalan ise daha büyük bir yalana ihtiyaç duyar. Bu fikirden bir anlık vazgeçiş, failin gerçek karşısında çıplak ve çaresiz kalması anlamına gelir.

İktidarın taraf olduğu olaylar zincirinin her bir halkasını bu temelde ele almak lazımdır.

Gerçekle savaş; bazen bir delil uydurma, bazen olmayan suç ihdası, bazen yalan söyleme, bazen inkar, bazen demogoji biçiminde tezahür eder. Bunu yapan suçlu, sahtekar ya da yalancı kendinden o kadar emindir ki, yalanına, uydurduğu suça veya delile kendisi de inanır. Bu inancından dolayıdır ki gerçekle savaşı büyük bir mücadeleye ve imana dönüşür. Kebairden bir günahının üstüne bir başörtüsü, müebbetlik suçun üstünü bir bayrakla örttüğü anda peşinde giden uyuşmuş milyonlar olduğunun farkında olarak çok rahattır.

İşte muhalefetin çıkışlarının sonuç doğurucu olmamasının en önemli nedeni budur. Bu neden gerçeğin ortaya çıkışını geciktirici role sahip olsa da, üstünü ilelebed örtmeye yetmez.

Demokratik kültürden yoksun ve ilkesiz muhalefetin rolü

Bu sınır tanımaz makyavelist yaklaşımın panzehiri; öngürülebilir, değişken olmayan, ilkeli ve sağlam demokratik duruştur. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, barolar, üniversiteler ve benzeri muhalefet yapma potansiyeline sahip kurum ve kişiler bu duruştan taviz verdikleri oranda hukusuzluğun paydaşı sayılırlar.

CHP’ye mal edilen son rapora bu yönüyle baktığımızda çözüm getirmeyeceği kendiliğinden ortaya çıkıyor. İktidar sadece 17-25 Aralık soruşturmalarının üstünü kapatmadı. Aynı zamanda cevap olarak bir hukuk devletinde olabilecek her temel kuralı yerle bir etti:

Adli kolluk yönetmeliğini değiştirerek normlar hiyerarşisini alt üst ettiğinde, mahkeme kararlarının ve savcı talimatlarının iktidarın menfaatlerini koruyan emniyet görevlileri tarafından yerine getirilmediğinde, yasalar çıkararak kadro ve görev sonlandırarak idare hukukunun temellerini dinamitlediğinde, Anayasa ve yasalardaki teminatları hiçe sayarak hakim ve savcılara müdahale ettiğinde, polis teşkilatıyla topla oynar gibi oynandığında, CHP’den “dostlar alış-verişte görsün” kabilinden cılız tepkiler dışında bir şey duyulmadı.

17-25 Aralık soruşturmalarına bakan savcı ve hakimler açığa alınırken, hatta Savcı Muammer Akkaş’ın evinin kapısı kırılarak içeri girilmeye çalışılırken, bu soruşturmalarda görev alan polisin çeşitli kademelerindeki görevlileri tutuklanırken, CHP sadece seyretti.

Çünkü karşıda yok edilmesi gereken “ortak düşman” vardı. Bu düşmana verilecek her zarar için, iktidara da, onun yolsuzluklarına da katlanılabilirdi. Böylece yolsuzluk söylemi sadece lazım olduğunda kullanılabilecek kullanışlı bir topa dönüştürülmüştü.

Sırf 17-25 Aralık soruşturmalarında ortaya çıkan yolsuzlukların üstünü kapatmak ve soruşturmalarda görev alanları cezalandırmak için AKP başkanının bizzat sahiplendiği YBP isimli yapının kuruluş ve işleyişine CHP en az iktidar kadar destek vermiştir. Kendini “solcu” ve “alevi” olarak takdim eden bir grup hakim ve savcı CHP genel merkeziyle görüşmeler yaparak iktidarla yaptıkları işbirliği için destek almışlardı. Bu yapı HSYK’yı AKP’nin mahalle temsilciliğine dönüştürmüş, bu gün kangrene dönüşen yargısal problemlerin altına imza atan hakim ve savcıları bilinçli tercihlerle bu görev ve yetkilerle techiz etmiştir.

Soruşurmaları sadece “muhalefetçilik” oynamak için kullanarak iktidarın eline en büyük kozu veren CHP, katledilen hukuka seyirci kaldığı için bu gün hangi tezle ortaya çıkarsa çıksın, iktidarın ‘gerçekle savaşta’ ortaya attığı yalanı değiştirecek güç ve niteliği kaybetmiştir. Çünkü iktidar yaptığı bu yolsuzlukların üzerine kocaman bir hukuksuzluk inşa etmişken; muhalefet partisi CHP de, projesine itiraz ettiği bu binanın tüm kolonlarını iktidarla beraber omuzlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here